8. Mavi Karadeniz Kongresi (8th International Blue Black Sea Congress) ve Rusya-Ukrayna Sorunu
Yaklaşık 20 yıldır düzenlenen Uluslararası Mavi Karadeniz Kongresi’nin sekizincisi, İstanbul Boğazı Belediyeler Birliği, NETA Global ve Afro-Avrasya Araştırmaları Enstitüsü’nün desteği ile 8-9 Mayıs’ta Marmara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde toplandı. 23 ülkeden 63 uzman, akademisyen, diplomat ve diğer ilgililerin bildirileriyle katıldığı kongrede sunumların önemli bir kısmı Rusya-Ukrayna Savaşı ve çözüm yolları tartışmalarıyla ilgiliydi. Karabağ’da Ermenistan işgalinin sona ermesinden sonraki gelişmeler konusunda Azerbaycanlı katılımcıların bildirileri dikkatle dinlendi. Ermenistan akademisi ve diplomasisi, çeşitli kanallardan gönderdiğimiz davetlerimizi duymazlıktan geldi. Karadeniz ülkeleri arasında ekonomik, siyasi, kültürel, çevrenin korunması gibi alanlarda işbirliği için ufuk açıcı sunumlar ve öneriler tartışıldı. Açılış konuşmacılarından Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ) Genel Sekreteri Romanyalı Büyükelçi Lazar Comanescu ile hocaların hocası Prof.Dr. İlter Turan, KEİ’nin bölge sorunları karşısında mevcut ve muhtemel etkinliği ve görevleri konusunda kıymetli öngörülerini ve yapılması gerekenleri dile getirdiler.

İlk kongrenin toplandığı 2008’de de Rusya-Ukrayna uzlaşmazlığı önemli gündem maddesi idi. 2006’da Karadeniz Araştırmaları dergisinde yayımlanan “Rus Jeopolitiğinin Ertelediği Sorun: Kırım” başlıklı makalede belirttiğim üzere Rusya Federasyonu dağılmadığı takdirde Rusya’nın Kırım sahipliği kaçınılmaz idi. Bu kaçınılmazlık uluslararası hukuka aykırı olsa da Kremlin stratejilerinin yönünü tahmin bağlamındadır. Çünkü milletlerarası toplumda, uluslararası hukuk ihlallerine karşı en önemli merci, BM Güvenlik Konseyi olduğu halde Rusya’nın da içinde bulunduğu daimi üyelerin veto hakkı, hukuksuzlukların temelini oluşturmaya devam etmektedir. Bununla beraber yıllarca süren müzakere ve çatışma aşamasına gelen uzlaşmazlıklardan sonra sorun barışçıl bir şekilde çözülmüştü: Kırım’daki Ukrayna egemenliği devam edecekti. Ancak Sivastopol Limanı’nın kullanımı uzatmalarla Rusya’ya bırakılacaktı. Kremlin’in ifadesiyle bu kullanım için Rusya, tarihin en pahalı kira bedelini ödeyecekti. Sözleşme, yoğun tartışmalardan sonra Ukrayna parlamentosunda da onaylanmış ve yürürlüğe girmişti. Bölge dışı aktörlerin müdahalesi olmadığı takdirde bu sözleşmenin zikzaklarla da olsa yürümesi mümkündü.
Tarafların kendi aralarında karşılıklı çıkar esasına dayanan Sivastopol kira sözleşmesi, uzun vadede iki ülke arasında barışçıl bir entegrasyonun da temelini oluşturabilecekti. Tıpkı Almanya ile Fransa arasında nice savaşlardan sonra Alsace-Lorraine bölgesinin, Fransa egemenliğinde kalmasına rağmen AB sözleşmeleri kapsamında Almanya’nın etkin kullanımıyla sonuçlanan entegrasyon gibi. Bununla beraber Atlantik’in iki yakasındaki ABD ve İngiltere bu coğrafyada barış, işbirliği ve sinerjiyi kendi çıkarlarına aykırı görmekte, özellikle Avrupa ve Rusya arasında çatışmaların sürmesini, en azından demir perdenin yıkılmamasını, Soğuk Savaş sonrasında yıkıldığına göre yeniden inşasını istemekteydi. Nitekim Rusya-Ukrayna savaşı aynı, zamanda AB ekonomilerini, özellikle de Almanya’yı tahrip etmiş, Avrupa ile Rusya arasında yeni demirperdenin temellerini atmıştır.

Şubat 2022’de savaş başlamadan önce ABD ve İngiltere’nin, Ukrayna yönetimine “ülke bütünlüğünü korumak için NATO’ya girmeniz lazım, her türlü desteği veriyoruz, arkanızdayız, bağımsız bir ülke olarak NATO’ya girme hakkınız var…” gibi teşvik veya kışkırtmalardan geçilmiyordu. Ukrayna şehirleri tahrip olup binlerce insan öldükten sonra Beyaz Saray’ın “Kırım’ı, Donbass’ı unut, Rusya bütün Ukrayna’yı istemiyorsa şükret, dediğini yap, nadir elementleri de bana bırak” çıkışı, aslında bu coğrafya ile ilgili her devirdeki politikaların özetidir. Belirtmek gerekir ki Rusya karşısında Ukrayna’yı diz çöktürme, sadece Trump politikası olmayıp ABD stratejilerinin bileşkesidir. Kafkasya ve Türkistan’da Rusya’ya karşı görünüp el altından onu destekleyen Atlantikçi politikaların adı literatüre “Büyük Oyun” veya “Yeni Büyük Oyun” olarak girmiştir. Ukrayna için bu stratejilere “Renkli Oyun” diyoruz.
Mavi Karadeniz Kongrelerinin hemen tamamına katılan bazı Ukraynalı dostlarımız, Kiev’in Rusya’ya karşı diklenmelerini, bu süreçteki Renkli Devrimleri demokratik hak olarak savunmuşlar, uyarılarımıza şiddetle karşı çıkmışlardır. Halbuki “Rus jeopolitiği” kavramından, bir başka ülkeyi işgal veya ilhak etmenin Rusya için bir hak olduğu anlamı kesinlikle çıkarılmamalıdır. Bununla beraber Kremlin aklının diğer güçlü ülkeler gibi kendi çıkarları söz konusu olunca karşısındakinin haklarını yok sayması, uluslararası toplumun anarşik özelliğinden kaynaklanmaktadır. Bu jeopolitik gerçek karşısında Ukrayna’nın teslim olması elbette istenemez, fakat kendi kazanımlarını korumak için jeopolitik dengeleri dikkatli okuması, ona göre politikalarını belirlemesi gerekir. Bu süreçte en büyük yanılgı, ABD/İngiltere’nin Rusya karşısında Ukrayna’yı savunacağı beklentisidir. Halbuki Atlantikçi strateji, çatışmaların devamını çıkarına uygun bulurken birçok bakımdan güçlü bir Rusya’nın arkasında durmuştur. Rusya karşıtı söylemlere karşın, Avrupa’nın tepesinde sallanan Kremlin kılıcı, Londra ve Washington için son derece kıymetlidir. Hedef Ukrayna olmasa dahi emperyalist stratejiler açısından Avrupa karşısında Rus tehdidini etkin bir şekilde kullanmak için Ukrayna’yı feda etmenin Atlantikçiler açısından pek önemi yoktur.

Ukraynalı dostlarımızın söylediği gibi Renkli Devrimler, halkın kendi iradesiyle sokağa çıkıp demokratik taleplerini dile getirdiği, baskıcı rejimlerden kurtulmayı hedefleyen bir süreç olduğunu varsayalım. Bu süreçte yaşananları da tespit edelim:
- Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Varşova Paktı coğrafyasında demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü talepleri zirve yapmıştı. Kültürel altyapı sorununa rağmen toplumların bu yöndeki ortak iradeleri büyük bir fırsat idi. Ancak kurye ile demokrasi göndermesi beklenen ülkeler açısından bu coğrafyada tek adam rejimleri çok daha kullanılışlı olduğundan mevcut kazanımlar da feda edilmiştir.
- Ukrayna’da Rus yanlısı bir yönetim bulunduğu halde toprak bütünlüğü sorunu çözülmüştü. Kırım, Ukrayna’nın idi. Sivastopol’un kiralanmasında Ukrayna’nın da çıkarı vardı. Bugün ise Ukrayna’yı parçalanmışlığını kabullenmeye zorlayan aktör, Renkli Devrimlerle demokrasi gönderen ABD’dir.
- Rusya, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) yetkisini kabul etmişti. Her yıl binlerce Rus vatandaşı bu mahkeme nezdinde hakkını alabilmekteydi. Bugün ise Rusya, AİHM’den çıkmıştır. Halbuki AİHM yetkisini kabul eden Rusya, Ukrayna için de çok daha güvenli bir komşu idi.
- Renkli Devrimler öncesinde, Gürcistan’ın başında devrin kurt diplomatlarından Eduard Shevardnadze bulunmakta, iç ve dış çevresi oldukça hassas ülkesini bütün dengeleri gözeterek inşa etmeye çalışmaktaydı. Renkli Devrimler ertesinde ABD’den paketlenip gönderilen Saakaşvili’nin ülkeyi kaç parçaya böldüğü ortadadır.
Eski Sovyet coğrafyası açısından uzatılabilecek bu liste, bölge dışı aktörlerden barış, refah, demokrasi getirmesi beklentisinin yol açtığı felaketlerden sadece bir kısmına yer vermektedir. Dünyanın jeopolitik merkezi olarak kabul edilen Karadeniz çevresinde de huzur, güven ve refahın yerleşmesi dileğiyle yeni kongrelerimizin toplanması, katılımcıların ortak temennisidir. Uluslararası İlişkiler Kulübü mensupları başta olmak üzere sevgili öğrencilermizin Kongre sürecindeki gayret ve katkılarını da zikretmeliyim.
twitter.com/alaeddinyalcink






Bir yanıt yazın