20. asrın başlarına kadar bütün zorluklara rağmen Kafkasya ve Kuzey Azerbaycan Türkçesi ile at başı devam eden İran Türkçesi, Pehlevî hanedanının istibdadı ve Türk ve Türkçe düşmanı siyaseti sebebiyle Türk dili ve kültürü İran’da duraklama devrini yaşamış hatta gerilemiştir (Heyet 1358/1979: 25).
Pehlevî rejiminin kuruluşundan beri, yukarıda bahsini ettiğimiz iki atılımın dışında, genellikle konuşma dili olarak kullanılan İran Türkçesi, pek çok yönden Azerbaycan ve Türkiye Türkçesi ile aynı seviyede kalamamıştır. İşlenmeye, gelişmeye ihtiyacı vardır. Bilhassa yazı dilinin geliştirilmesi gerekmektedir.
Günümüzde İran Türkleri, Türkçeyi ortak ağız özelliği ile kullanma bakımından da Türkiye ve Azerbaycan Türklerinin çok gerisindedirler. Türkçe eğitim öğretimin yasak olması, ülke geneline hitap eden Türkçe radyo ve televizyon yayınlarının
yokluğu, bu durumu daha da ağırlaştırmaktadır. Ortak Türkçe basın ve yayının olmaması, bölgeler ve boylar arasında ağız farklılıklarının azalmasını engellemektedir.
Farslar ve Ruslar son iki yüzyıl içerisinde Anadolu, Kafkasya ve İran Türklerine karşı defalarca fikir ve iş birliği yapmışlardır. Bu Fars-Rus işbirliği hâla devam etmektedir. Hatta bu fikir ve iş birliğine zaman zaman Bulgar, Yunan ve Ermeniler de katılmaktadır. Yunanlılar Batı Trakya’daki Türkler için “bunlar Müslüman vatandaşlarımızdır, bunlar Türk değildir” demektedirler. Bulgarlar, Bulgaristan
Türkleri için aynı ifadeyi kullanmaktadırlar. Ruslar Sovyetler Birliği hâkimiyeti altında bulunan her bir Türk boyu için farklı bir ad yakıştırıp, onların Türk olmadıklarını, Azerî, Kazak, Kırgız, Tatar, Özbek, Çuvaş, Başkurt, Hakas… olduklarını ileri sürmüş, tamamına birden Türk dilli halklar ifadesini kullanmışlardır. İran’da da durum aynıdır. Farslar da İran Türkleri için onlar Türk değil, Azerî’dirler. Onlar Moğollar tarafından farklılaştırılmış Farslardır, onlara
Türkçeyi Moğollar öğretmiştir gibi saçma yakıştırmalar yapmaktadırlar. Oysaki bu düzmece görüşler artık inandırıcılığını yitirmiştir.
Birleşmiş Milletlerin 1998 yılı raporuna göre İran’daki etnik grupların ana dillerine göre nüfus dağılımı şöyledir: Azeriler 23.5, Farslar 22.0, Lorlar 4.28, Kürtler 3.25, Türkmenler 2.0, Kaşkaylar 2.0, Horasan Türkleri 1.5 ve Araplar 1.2 milyon civarındadır. Görüldüğü gibi 1998 yılı itibariyle, Azerî Türkleri 23.5 milyon; Türkmenler 2.0 milyon; Kaşkaylar 2.0 milyon; Horasan Türkleri 1.5 milyon olmak
üzere, Türklerin toplam nüfusu 29 milyondur (Hey’et 1383/2005: 130 vd.). Geçen on yıl göz önüne alındığında bu rakamın 35 milyona yaklaştığını söylemek yanlış olmaz. Görüldüğü gibi 35 milyona yakın ana dili Türkçe olan Türk bu ülkede yaşamaktadır.
2007 yılında yapılan bir araştırmada Güney Azerbaycan’da yani Türkiye sınırından Tahran’a kadar olan bölgede sakin bulunan Türklerin % 56’dan fazlası Farsça bilmiyor. %4’ü Farsça’yı anlıyor fakat konuşamıyor. Sadece %40’ı Farsça biliyor (Bosnalı 2007: 121). Türkçe eğitim öğretimin yasak olduğu, Türkçe basın yayın organlarının yok denecek kadar sınırlı olduğu ülkede Türkçenin gücü açıkça görülmektedir.
İran Türkçesine standardizasyon getirmek için İran Türk aydınları yarım asırdan beridir, bilhassa son 30 yıldır, pek çok zorluk ve engellemelere göğüs gererek önemli çalışmalar yapmışlardır. Bu çalışmaların bir kısmı münferit olarak yapılmıştır. Önemli bir kısmı ise bazı yayın organları tarafından yürütülmüştür.
Bunların başında aşağıda bahsi edilen Varlık dergisi gelmektedir. 1979 yılından beridir yayın hayatını kesintisiz sürdüren ve Türkçe-Farsça yayımlanan aylık “Varlık” dergisinin “Varlık Ocağı”nın yaptığı hizmet her türlü takdirin üzerindedir.
2.1.1.3.4. Devrim (1979) Sonrası
İran Türkleri başta olmak üzere Pehlevî yönetiminden kına getiren İran halkları ve İran siyasî çevreleri Humeynî’nin vaadlerine inanarak onu iktidara getirmişlerdir.
Humeynî hazırlattığı anayasanın 15. ve 19. maddelerinde; İranlıların hangi kavim ve kabileden olursa olsun eşit haklara sahip olduklarını, renk, soy ve dil ayrımcılığının olmadığını, İranlıların resmi dilinin Farsça olduğunu, ders kitapları ve resmi yazışmaların bu dilde yapılması gerektiğini, ancak medya ve okullarda Fars dilinin
yanı sıra diğer dillerin de kullanılmasının serbest olduğunu bildirmiştir. Ne yazık ki ne Humeynî döneminde ne de ondan sonra başa geçenler döneminde anayasanın bu hükümleri uygulamaya konulmamıştır. Pehlevîlerin yasakçı zihniyeti devam ettirilmiştir. Çok sınırlı sayıda Türkçe dergi, gazete kitap yayımlanmasına izin
verilmiştir. Varlık dergisinin dışında hiçbir gazete ve dergi birkaç sayıdan fazla yayımlanma imkânı bulamamıştır. “İran Türklerinde Basın ve Yayın” bölümünde geniş olarak anlatıldığı gibi radyo ve televizyon yayınlarında da Türkçeye yeterince yer verilmemektedir. Bütün bunlara rağmen İran Türkçesi varlığını ağır aksak devam ettirmektedir.
2.1.2. İran Türkçesinin Devamlılığını Sağlayan Geleneksel ve Kurumsal Unsurlar
İran Türkçesinin varlığını idame ettirmesinde ve gelişmesinde üç özgün geleneğin önemli katkısı vardır (1) Sözlü edebiyat geleneği, (2) Türk âşıklık geleneği, (3) Dinî teşekküller ve ayinler.
2.1.2.1. Sözlü edebiyat geleneği
İran Türkleri arasında varlığını günümüze kadar geliştirerek devam ettiren köklü ve mükemmel bir sözlü edebiyat geleneği vardır. Bu geleneğin anonim edebî ürünleri arasında, laylalar (ninniler), nazlamalar, okşamalar, türküler, atasözleri, deyimler, nağıllar (masallar), hikâyeler, mesnevîler, destanlar vardır. Bu edebî
ürünler Türk dilinin varlığı ve gelişmesi için büyük katkıda bulunmuş ve bulunmaya devam etmektedir.
Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır.




Bir yanıt yazın