İRAN TÜRKLERİ – 58

Okuma Süresi:

4–5 dakika
❤️

Burada Kaçar Türk Hanedanı’nın sarayında bulunan ve Feth Ali Şah’ın Napolyon’a gönderdiği ünlü mektubu yazan, “Banda” mahlaslı, üç dilde şiir yazan büyükelçi Tebrizli Mirza Muhammed Razi’yi anmak gerekir. Bu diplomat şair aynı zamanda Nadir Şah’ın vezirinin oğludur. Bundan başka, Hüseyin Kulu Han Çakar,
Halife Muhammet Aciz, Ebul Kasım Nebatî, Ataşî, Mabhut, Divane, Sadık Çarhtap, Karabağlı Ârif, Mirza Abdullah Ordubadî Afsar, Hoylu Molla Mir Ali, Dünbüllü kabilesinden Hayran Hanım bu dönemin Türkçe şiirler yazan önemli şairleridir.

Bunlarla birlikte 19. asırda çoğu Farsça olmak üzere Türkçe şiir yazan pek çok şair de vardır: Derbendli Mirza Muhammed Takî, Racî, Purğam, Tebrizli Molla Hüseyin Dahil, Tebrizli Muhammed Emin Dilsuz, Mirza Ali Han La’lî, Mirza Agacan Karacadağî, Cebbar Tebrizî, Hacı Mehdi Şükûhî, Muhammed Bağır Halhalî… (Köprülü 1979: II/141).

2.1.1.3. Duraklama Dönemi

1828 Türkmençay Antlaşması ile İran’da hükümran olan Kaçar Türk
Devleti’nin Bakü merkezli kuzey tarafı Çar Rusyasının eline geçer. Kaçar Türk Devleti parçalanır. Başka bir ifade ile Büyük Azerbaycan’ın bir bölümü Ruslar tarafından işgal edilir. Aras nehri sınır tayin edilir. Vatanın bölünmesi ile ülkenin birliği de bozulur. Kaçar Türk hanedanının iktidarı zayıflar. Siyasî, iktisadî, askerî
sahada olduğu gibi dil ve kültür sahasında da gerileme başlar. Rusların eline geçen Bakü merkezli Kuzey Azerbaycan’da Türk dili ve edebiyatının gidişatı farklı şekilde seyrederken, Kaçar Türklerinin yönetiminde kalan, daha sonra Pehlevîlerin yönetimi
altına alınacak Güney Azerbaycan, Türkçesi, daha geniş anlamıyla İran Türklerinin dil ve edebiyatlarında duraklama hatta gerileme dönemi başlayacaktır.

2.1.1.3.1. Kuzey Azerbaycan Türkçesinin Seyri: 1828’den Günümüze
Çarlık Rusyasının yönetimi altında kalan Kuzey Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de 1875 yılında ilk defa bir Türkçe gazete çıkarılır. Hüseyin Bey Zerdabi tarafından çıkarılan ve yayın hayatı üç yıl süren Ekinci adlı bu gazetenin Türk dilinin imlâ ve inşasının sabit bir şekil alması için büyük katkıda bulunur. Diğer taraftan 1905 Rus-Japon Savaşı arifesinde Rusların gösterdiği müsamahadan
faydalanan Türkler pek çok gazete çıkarırlar. Bu gazetelerde yayımlanan yazılar ve bu yıllarda yayımlanan edebî eserler sayesinde Azerbaycan Türkçesinde büyük gelişme görülür.

1905 yılına kadar yürütülen teceddüt döneminde Rus dili ve edebiyatının tesiri açıkça kendini gösterir. Ancak 1905’ten 1920 yılına kadar ki dönemde ise Osmanlı edebî lehçesinin tesiri görülmeye başlar. Ali Bey Hüseyinzade ve takipçileri doğrudan doğruya Osmanlı edebî lehçesi ile yazarlar (Köprülü 1979: II/147).
1906 yılında Tiflis’te yayın hayatına başlayan, daha sonra Tebriz’de ve Bakü’de yayım hayatını devam ettiren “Molla Nesreddin” dergisinin ilk sayısında “Molla Nesreddin”in yazdığı şu satirik cümleler çok ilgi çekicidir: “Ey menim Türk gardaşlarım ki, men siz ile Türk’ün açık ana dili ile danışıram. Men onu bilirem ki, Türk dili danışmaġ éybdir ve şe{sin élminin azlığına delâlet édir, amma herden bir kéçmiş günleri yâd étmek lâzımdır: Salınız yâdınıza o günler ki, ananız sizi béşikde yırğalaya yırğalaya size Türk dilinde lay lay (ninni) déyirdi…” Yine bu yıllarda yazılıp sahneye konulan tiyatro eserleri edebî dilin gelişmesine büyük katkıda bulunur.

Kuzey Azerbaycan, I. Dünya Savaşı sonrası 1918-1920 yılları arasında kısa bir süre bağımsız yaşadıktan sonra Rusya’nın Sovyetleşmesiyle birlikte 1920 yılında bu defa Sovyetler Birliği’ne dâhil edilir. Sovyet hâkimiyeti 1991 yılına kadar, Azerbaycan Cumhuriyeti kuruluncaya kadar devam edecektir. 1991 yılında (Kuzey) Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurulması ile birlikte Türkçe resmî dil yapılacaktır.

1926 yılında Bakü’de ilk defa “Türkoloji Kurultayı” yapılır. Bu kurultayda alınan önemli kararlardan biri Arap alfabesinin bırakılıp Latin alfabesinin kullanılmasıdır. Azerbaycan hemen Latin alfabesine geçer. İki yıl sonra 1 Kasım 1928’de Türkiye de Latin alfabesini kullanmaya başlar. Ancak Rusların baskısı ile bu defa Azerbaycan Türkleri Kiril alfabesine geçerler. Latin alfabesini alma
çalışmalarını başlatan Rıza Şah ise hocası, danışmanı, başbakanı ve o günlerde Ankara büyükelçisi olan Yahudi asıllı M. Ali Füruğî tarafından, Ankara’dan gönderilen mektupla vaz geçirilmiştir. Füruğî Şah Rıza’ya ve İran dışişleri bakanına yazdığı mektupta şöyle yazar: “Son zamanlarda Türkler alfabelerini değiştirip Latin
alfabesine geçtiler. Dolayısıyla da onların İran Türkleriyle olan kültürel ilişkileri kesilmiş oldu. Eğer İran’da da Latin alfabesine geçersek onların ilişkileri yeniden kurulur ve bu da İran için büyük tehlike oluşturur.” (Gökdağ 2004: 57). Böylece Türkiye Türkleri Latin, Kuzey Azerbaycan Türkleri Kiril, İran Türkleri ise Arap
alfabesini kullanmaya devam ederler. Bu alfabe değişiklikleri sonraki yıllarda etkilerini gösterecektir.

Azerbaycan Türkçesine Rusça ve batı dillerinden bilhassa siyasî ve sosyal kavramlar alınır. İran Türkleri ise Arap alfabesini kullanmaya devam etmekle birlikte Farsçayı zorunlu resmî dil olarak kullandıkları için konuşma dillerine pek çok Farsça ve Arapça kelime katılır.

2.1.1.3.2. Kaçarlar Dönemi

Kuzey Azerbaycan Türkçesi yukarıda anlatıldığı gibi pek çok engellerle mücadele ederek hayatını devam ettirirken, İran Türkçesi tamamen kaderine terkedilmiştir. Bahsi geçen dönemde Osmanlı Türk Devleti de “93 Harbi” felaketini yaşamış, ardından I. Dünya Savaşı’nda perişan olmuş, onun enkazı üzerinde kurulan
Türkiye Cumhuriyeti de kendi yağı ile kavrulabildiğinden İran Türkleri ve onların dil ve kültürleri ile ilgilenememiştir. Yönetimde bulunan son Kaçar Türk şahları pek çok konuda olduğu gibi Türkçe konusunda da çok tutarsız hareket etmişlerdir. Türk diline ve edebiyatına gereken önemi göstermemişlerdir. Mirza Ali Mu’ciz Şebüsterî (1873-1934)’nin bir şiirine konu ettiği gibi Türk dili ve edebiyatını horlamışlardır.

“Dünen bir şé’r ile nâme apardım şah-i İran’a,
Dédi: – Torki ne midânem, mera to béççe péndari?”
(Dün İran şahına bir şiir ile bir mektup götürdüm.

Dedi:

– Türkçe bilmiyorum,
beni çocuk mu zannediyorsun?)
Özü Türk oğlu Türk, amma déyir Türki cehaletdir,
┬uda yâ, müzmehil ġıl te{tiden bu Âli Ġacarı!
(Kendisi Türk oğlu Türk’tür, ama diyor ki Türkçe bilmek cehalettir. Ya Rabbi, bu Yüce Kacar’ı (Şah Kacar) tahttan indir, mahvet!) (Kafkasyalı 2002: IV/111 vd.).

Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar