hâkim güç olan Türkler, Farslara çok şey verdikleri gibi Farsların dil ve diğer değerlerinden de faydalanmıştır. Ancak Türkler Farsların milliyet ve kültürlerini asimile etmemişlerdir. Bu faydalanma sömürme şeklinde değil, işbirliği şeklinde olmuştur. Alparslan ile Nizamül Mülk’ün birlikteliği bunun tipik örneğidir.
Bu yakın işbirliği sebebiyle Selçuklu İmparatorluğu zamanında, uzun süre resmî yazışmalar bile Farsça yapılmıştır. Farsça devlet dili olmaktan çıkarıldıktan sonra da ihmal edilmemiştir. Türk aydını için Farsça, her devirde yabancı bir dilden öte Türk kültürünü, edebiyatını, tarihini araştırmak için kaynak dil olmuştur. Anadolu,
Kafkasya ve İran medreselilerinin gayretleri ile Farsçanın etkisi sadece Kafkasya ve İran Türkçesi ile sınırlı kalmamış, Anadolu ve Hazar ötesi Türk illerinde de etkisini hissettirmiştir. Bilhassa Anadolu Türklüğü, başka bir sözle Osmanlı devleti aydınları
arasında Farsça büyük hüsnükabul görmüştür. Tabiî ki Farsçaya da Türkçenin çok etkisi olmuş, yüzlerce Türkçe sözcük Farsçaya girmiştir (Sümerin 1366/1987: 75).
Dr.Mahmut Ali Çehreganlı, “Fars Dilinde Türk Sözleri” adlı doktora tezinde Farsça’da Türkçe asıllı 4200 kelime ve 1500 kadar kavram ve ad olduğunu tesbit etmiştir (Kafkasyalı 2002: VI/394). Türklerin büyük milletlerden biri olan Araplarla da çok yakın birlikteliği olmuştur. Fakat Kur’an dili olmasına rağmen Arapça, Farsça’yı çok geride bırakamamıştır.
Bu coğrafyada arka arkaya büyük devletler kuran ve hâkim unsur olan Türkler, maiyetindeki Farsların dillerine ve kültürlerine çok önem vermiştir. Öyle ki Karluk soyundan Türklerin kurduğu Gazneli Devleti (962-1087) ve onun hükümdarları, özellikle Sultan Mahmut, Farsçanın hamisi olmuştur. Firdevsî’ye Şahnâmeyi o
yazdırmış ve onu ödüllendirmiştir. Yine bu dönemde dil, edebiyat ve tarih sahalarında önemli eserler yazdırılmıştır. Beyhakî’nin “Tarihî Beyhakî” adlı eseri bunların başında gelmektedir (Attar 2006: 60).
İran’da Fars dili adına yapılanların ekserisi Türkler tarafından yapılmıştır (Roux 2006: 16). Ayrıca Farsçanın geçerli bir dil olmasını, Arap alfabesi ile yazılıp palazlanmasını 9-10. yüzyılda Maveraünnehir bölgesinde Araplar gerçekleştirmiştir.
Farsça İran’da değil Maveraünnehir’de gelişmiştir (Goldan 2000: 156). Farsçanın yazımını Araplar, yaygınlaşmasını ise Türkler sağlamıştır. Ünlü şair Sadî’nin mahlasını bile Salgurlu Türk Atabeylerinden Ebubekir bin Sad bin Zengi’nin (1203-1231) verdiği ileri sürülür (Allan 1980: 10/40). Arap istilası döneminde tamamen
sindirilen hatta ortadan kaldırılmaya çalışılan Fars dili ve kültürü Selçuklu ve onlardan sonra bu bölgede kurulan Türk devletleri tarafından canlandırılmıştır.
Türklerin sayesinde Farsça gelişerek yüksek bir edebî dil hâline gelmiştir. Türk şairleri, edipleri Fars diliyle eserler vererek Fars edebiyatının yükselişine sebep olmuşlardır (Caferoğlu ve Akpınar 1998: 137). Aynı ilgi ve desteği Arap dili ve edebiyatına da göstermişlerdir. Pek çok Türk edibi, Türk Devletlerinin önemli tebaasını oluşturan bu halkların, Arapların ve Farsların dilleriyle eserler vücuda getirmişlerdir. Fuzulî, Nesimî, Ali Şir Nevaî, Tebrizli Mirza Muhammed Razi gibi Türk şairleri Arapça, Farsça ve Türkçe olmak üzere üç dilde divanlar oluşturmuşlardır. Bunların yanında onlarca Türk şairi de bu dillerden biri veya ikisi ile eser vermiştir.
Düşünce ve inanç yönünden İran Türkçesi ile Farsça oldukça fazla etkileşim göstermiştir. 16. yüzyıldan itibaren Şiâ mezhebinin devlet dini kabul edilmesi ile başlayan Şiâ mezhebine dayalı hayat anlayışı, devletin aslî kurucu unsuru olan Türk boyları arasında geniş şekilde yayılmıştır. Aslında İran Türkleri, Şiâ İslâm inancını
Farslardan almamışlardır. Aksine İran’da Şiâ İslâm anlayışını devlet dini yapan ve sistemleştiren bizzat Safevî devletini kuran Türkler olmuştur. Hatta Fars ve diğer halklara Şiâ İslam anlayışını Türkler telkin etmiştir.
Günümüzde İran Türkleri, Farsçayı ana dilleriyle birlikte kullanmaktadırlar. İran Türk edebiyatında iki dillilik, Farsça ve Türkçe kullanımı, belirgin özelliktir.
Fars ve Türk edebiyatı incelenirken bu diller arasındaki yakın ilişki gözden uzak tutulmamalıdır (Caferoğlu ve Akpınar 1998: 137). Asırlarca Farsça yazılan Türk eserleri bir yana, sadece günümüzde, vatanları İran coğrafyasında sakin bulunan 35 milyondan fazla Türkün, Farsçayı ikinci dil olarak kullanmasını ve pek çok eserini
bu dille oluşturmaları göz önüne alınacak olursa meselenin ciddîyeti daha iyi anlaşılır.
2.1.1.1. Başlangıç Dönemi: İran Coğrafyasında Türkçenin Yayılması
İran Türkçesinin kadim devirleri ile ilgili bilgiler ve yazılı kaynaklar, diğer Türk topluluklarının kaynakları kadar yeterli değildir. Kadim devirlere ait görüşler, sonradan yazıya alınan sözlü gelenek ürünlerine dayanılarak beyan edilmektedir.
Eldeki yazılı eserler de sonradan yazıya alındıkları için daha önceki dönemlere, daha doğrusu bu ürünlerin sözlü edebî dildeki ilk durumlarına ait isabetli görüş sunulamamaktadır.
Sözlü edebî dilin gelişimini yorumlamak için sonradan yazıya geçen Dede Korkut Hikâyelerine, Oğuznamelere, Kurbanîlerin şiirlerine, Türkmen Kocası Yunus Emre’nin ilâhîlerine bakmak gerekmektedir.
İran yazılı Türk dilinin kökü Muharrem Ergin’in (Ercilasun 1985: 56) ifadesi ile “Türk adının, Türk Milletinin isminin geçtiği ilk Türkçe metin… İlk Türk tarihi…
Türk nizamının, Türk töresinin, Türk medeniyetinin, yüksek Türk kültürünün büyük vesîkası… Türk gururunun ilâhî yüksekliği… Türk edebiyatının ilk şaheseri… Türk dilinin mübarek kaynağı… Türk yazı dilinin ilk fakat harikulâde işlek örneği… Türk yazı dilinin başlangıcını miladın ilk asırlarına çıkaran delil…” olan Bengütaş Edebiyatı’na dayanmaktadır. Elbette ki İran yazılı Türk edebî dilinin oluşumunu ve gelişimini yorumlamak için de Kaşgarlı Mahmut’un “Dîvân-ı Lügati’t-Türk”üne, Yusuf Has Hâcib’in “Kutadgu Bilig”ine, Edib Ahmet’in “Atabet ül-Hakayık”ına, Ahmet Yesevî’nin “Dîvân-ı Hikmet”ine, Hasanoğlu, Nesir Baküvî ve Horasanlı Hoca Dehhanî’nin şiirlerine bakılmalıdır (Kafkasyalı 2002: II/145 vd.).
Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır.


Bir yanıt yazın