Parkinson neden daha yaygın hale geliyor?

Okuma Süresi:

4–7 dakika
❤️

Parkinson vakalarının sayısı dünya çapında artıyor; bunun tek nedeni yaşlanmamız değil. Ama bazen bunu engellemenin yolları da vardır: Her şeyden önce, kendinizin kontrol edebileceği iki şey vardır.

Parkinson hastalığı dünya çapında en hızlı artan nörolojik hastalıklardan biridir. Güncel verilere göre sadece Almanya’da 40 yaş üstü yaklaşık 300 bin kişi etkileniyor. Kontrol edilemeyen titreme, hareketlerde yavaşlama, denge bozuklukları gibi tipik belirtiler genellikle ancak ileri yaşlarda ortaya çıkar. Ama hastalık bundan çok daha önce başlıyor.

“BMJ” dergisinde yakın zamanda yayınlanan bir araştırmaya göre, dünya çapında etkilenen insan sayısının 2021’de 11,9 milyondan 2050’ye kadar iki katından fazla artabileceği öngörülüyor. Almanya’da 574.000 kişinin enfekte olması bekleniyor; bu, Çin, Hindistan ve ABD’den sonra dördüncü en yüksek hasta sayısı olacak.

Parkinson hastalığında neler olur?

Parkinson hastalığında, beyindeki hareketi kontrol eden önemli bir nörotransmitter olan dopamini üreten sinir hücreleri ölüyor. Alfa-sinüklein proteini burada merkezi bir rol oynuyor: Bu proteinin yanlış katlanmış formları bir araya gelerek beyinde birikiyor. Kassel’deki Paracelsus-Elena Kliniği’nin başhekimi olan nörolog Profesör Dr. Brit Mollenhauer, “Kesin nedenler henüz bilinmiyor” diyor. Muhtemelen çevresel, metabolik ve genetik faktörlerin etkileşimi söz konusudur.

Tipik semptomlar nelerdir?

Tipik titremelerin yanı sıra kas gerginliği, yürüyüş ve denge bozuklukları da görülür. Etkilenen kişilerde ayrıca katı yüz ifadeleri ve sessiz veya monoton konuşma görülebilir. Ayrıca uyku ve koku bozuklukları, depresyon ve bilişsel bozukluklar, hatta bunama bile görülebiliyor.

Parkinson hastalığı riskini neler artırır?

Yapılan araştırmalar, pestisitler de dahil olmak üzere pek çok çevresel toksinin Parkinson hastalığı riskini artırdığını ortaya koyuyor. “Birçok pestisitin (Meyve ve sebzelerde pestisit kullanımı) ortak özelliği beyinde iltihabi süreçleri ve oksidatif stresi tetiklemeleridir” diye açıklıyor Schleswig-Holstein Üniversitesi Hastanesi Kiel Kampüsü Nöroloji Bölümü’nden Dr. Eva Schäffer.

Ayrıca pestisitler metabolik süreçleri değiştiriyor ve beyinde hastalıklara yol açan diğer mekanizmaları tetikliyor. Buna göre, Mesleki Hastalıklar Tıbbi Danışma Kurulu (ÄSVB), 2024 yılında “pestisitlerin neden olduğu Parkinson sendromu” adı verilen bir meslek hastalığına yönelik bilimsel bir tavsiye kararı alarak, diğer ülkelerde yıllar önce atılmış bir adımın aynısını benimsedi.

Schäffer’e göre Parkinson hastalığı riskini artırdığına dair giderek artan kanıtlar bulunan diğer çevresel faktörler arasında, sıklıkla kullanılan trikloroetilen çözücüsü ve özellikle partikül madde formundaki (ince toz) hava kirliliği yer alıyor.

Ve son olarak bireysel yaşam tarzı da merkezi bir rol oynuyor. Risk faktörleri arasında fiziksel hareketsizlik ve aşırı işlenmiş gıdalardan oluşan bir beslenme düzeni yer alıyor.

Bazı hastalıkların ortaya çıkması diğer hastalıkların gelişimi için risk faktörü olabilir. Oxford Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı, metabolik bir hastalık olan gut hastalığının nörodejeneratif hastalık riskini artırabileceğini keşfetti.

Parkinson hastalığı nasıl önlenebilir?

Parkinson hastalıklarının yaklaşık yüzde 10’u genetiktir. Ancak vakaların büyük çoğunluğu için risk faktörleri kapsamlı önleyici seçenekler sunuyor: Schäffer, “Orta düzeyde dayanıklılık gerektiren sporlarla uğraşanlar, Parkinson riskini yüzde 60’a kadar azaltabilir” diye vurguluyor. Belirli bir spor olmasına gerek yok: “Kalp ve solunum hızını artıran her şey faydalıdır.”

Mollenhauer ayrıca şunları vurguluyor: “Egzersizin çok güçlü bir anti-inflamatuar etkisi vardır ve aslında içimizdeki en iyi ilaçtır. Özellikle orta yaşlı insanlar için, uygun bir diyetle birlikte günde bir saat egzersiz yapmak ideal olacaktır.” Schäffer’e göre bol miktarda meyve, sebze ve baklagiller faydalıdır: “Lif ve bitkisel maddeler bağırsak mikrobiyomu üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir ve bir süredir bağırsak ile beyin arasında, bağırsak-beyin ekseninde bir bağlantı olduğunu biliyoruz.” Parkinson hastalarının birçoğunun, bazen teşhis konulmasından onlarca yıl önce şiddetli kabızlık sorunu yaşaması da oldukça doğaldır.

Diagnostic (teşhis) sonrası hangi seçenekler var?

Egzersiz ve beslenme, teşhis konulduktan sonra da önemli faktörlerdir; hem klinik başlangıç ​​öncesi erken evrelerde hem de hastalığın ileri evrelerinde.

Nörolog Schäffer, her iki alanda da belirtilen yaşam tarzı faktörleriyle çok şey başarılabileceğine inanıyor. “Örneğin, semptomların başlangıcını geciktirmek mümkün olabilir, ancak sonrasında bile egzersiz, hareket kabiliyetinin bozulmasını yavaşlatabilir ve kabızlık, depresyon veya bilişsel sorunlar gibi motor olmayan semptomları da hafifletebilir.”

Ancak bunu iyi bir ilaç tedavisiyle birleştirmek önemlidir: Burada genellikle nörotransmitter dopaminin yerine ilaçlar kullanılır. Schäffer, “Elbette çok fazla ilaç veremeyiz ama hareket edebilmek için dopamine ihtiyacımız var” diye açıklıyor. İlaçlar çok fazla kesilirse hastalar katılaşır ve hareket etmekte zorluk çekerler. “O zaman spora başlamak bir mücadeleye dönüşüyor.”

Parkinson hastalığı nasıl tedavi edilir?

Parkinson hastalığı şu anda tedavi edilemeyen bir hastalıktır. Ancak çeşitli tedavi yaklaşımları hastalığın ilerlemesini yavaşlatabilir ve semptomları hafifletebilir. Bir yandan da nörotransmitter dopaminin yerine geçen ilaçlar kullanılıyor. Egzersiz ve mesleki terapinin yanı sıra uyarlanmış bir diyet de birçok etkilenen kişinin yaşam kalitesini mümkün olduğunca uzun süre korumasına yardımcı oluyor.

İleri evrelerde derin beyin stimülasyonu (DBS) da bir seçenek olabilir. Patolojik sinir aktivitesini elektriksel uyarılarla düzenlemek için beyne elektrotlar yerleştirilir. Nörolog Mollenhauer’e göre beta algılama adı verilen yeni bir yaklaşım, DBS’yi daha da hassas hale getiriyor: “Elektrotlar yalnızca uyarım için kullanılmıyor, aynı zamanda tersine beyinden bilgi çekiyor ve bu da uyarımın tam olarak ne zaman ve nerede gerçekleşmesi gerektiğini gösteriyor.”

Hangi Parkinson tedavileri yardımcı olabilir?

Şu anda yeni tedavi seçenekleri üzerinde yoğun araştırmalar yürütülüyor. Bir yaklaşım, alfa-sinükleini spesifik olarak bağlayan ve birikmesini önleyen antikor tedavileridir. Araştırmanın bir diğer kolu ise hastalıkla ilgili süreçlere özel olarak müdahale eden küçük moleküller üzerine odaklanıyor. Ancak ilk yaklaşımlar klinik çalışmalarda başarısızlıkla sonuçlandı.

Ancak Mollenhauer’a göre bu, onların temelde etkisiz olduklarının kanıtı değil. Aksine, başarısızlığın çeşitli nedenleri olabilir. Örneğin Parkinson hastalığının yavaş ilerlemesi, tedavi edici etkilerin daha sonra ortaya çıkabileceği anlamına geliyor.

Ayrıca, yapılan çalışmalarda birçok tedaviye, çok sayıda sinir hücresi tahrip olduktan sonra başlanıyor. Mollenhauer, “Bu tür ilaçların, önleyici bir tedbir olarak yüksek riskli hastalara sunulması daha ümit verici olabilir” diyor. Daha iyi sonuçlar elde etmek için, birden fazla ilacın aynı anda denenebileceği ve dozların ayarlanabileceği daha esnek platformlu çalışmalara da ihtiyaç duyulmaktadır.

Erken teşhis için hangi seçenekler var?

Parkinson hastalığının erken teşhisi büyük bir zorluktur, çünkü hastalık çoğu zaman ancak çok sayıda sinir hücresi tahrip olduktan sonra teşhis edilebilmektedir. İlk uyarı işaretleri, tipik hareket kısıtlamalarından yıllar önce ortaya çıkabilen koku kaybı, uyku bozuklukları veya kabızlıktır.

Ayrıca hastalığın kanda, beyin-omurilik sıvısında (BOS) veya deri biyopsisiyle tespit edilmesine yönelik biyobelirteçler üzerinde yoğun araştırmalar yürütülüyor. Ancak bu tür biyobelirteçlerin pratik kullanımı için, bunların fazla çaba sarf edilmeden incelenebilmesinin önemli olduğunu vurgulayan Mollenhauer, “Örneğin, çok sayıda yüksek riskli bireyi lomber ponksiyona davet etmek gerçekçi değildir.” diyor.

Nörolog, bu nedenle bir hastalığı teşhis etmek için kan testinin geliştirilmesinin çok önemli olduğunu vurguluyor. “Bu, Parkinson hastalığının aile hekiminin muayenehanesinde teşhis edilmesine ve tedaviye erken başlanmasına olanak tanıyacaktır.”

Not: Meyve ve sebzelerden yıkama ile pestisitler yok edilemez. Köylülerimizi tarımsal eğitimlerle bu soruna karşı bilinçlendirmek gerekiyor.Sera tarımı (kimyasal ilaçlı, dengesiz, kontrölsüz) iyi bir alternatif değildir.

Burada bir kez daha erken tedavinin ne kadar önemli olduğunu görüyoruz…!



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar