Emperyalizm, tarihsel süreçte devletlerarası ilişkilerde baskın bir hegemonik yapı olarak karşımıza çıkmaktadır. Küresel emperyalist projeler, yalnızca ekonomik ve politik alanlarda değil, aynı zamanda dini ve kültürel yapılar üzerinde de etkili olmuştur. Bu bağlamda, Bektaşilik gibi dini hareketler, yerel ve küresel hegemonya mücadelelerinde önemli araçlar olarak kullanılabilmektedir. Türkiye’deki Bektaşi dergâhları, özellikle son yıllarda Arnavutluk’ta kurulan “Dünya Bektaşileri Devleti” gibi emperyalist projelere karşı daha güçlü bir konum almamışlardır (Gölpınarlı, 1994).
Bektaşi Dergâhı ve Emperyalizm: Bir Bağlantı Kurma Çabası
Bektaşi Dergâhı, Osmanlı İmparatorluğu’ndan günümüze kadar hem dini hem de toplumsal açıdan önemli bir kurum olmuştur. Bektaşilik, toplumda önemli bir kimlik ve kültür oluşturmuşken, son yıllarda özellikle Arnavutluk’taki gelişmelerle birlikte, Bektaşi topluluğu emperyalist güçlerin müdahalesine açık hale gelmiştir (Çavdar, 2018). ABD’nin Arnavutluk’taki Bektaşi topluluğuyla yaptığı manevralar, “Dünya Bektaşileri Devleti” adı altında, emperyalist bir projenin parçası olarak değerlendirilebilir. Bu proje, Hacıbektaş’tan Tiran’a taşınan bir dini hareketin küresel ölçekteki yapısını inşa etmeyi hedeflemektedir.
Ancak bu durum, Bektaşiliği yalnızca bir dini inanç olarak değil, aynı zamanda bir siyasi araç olarak kullanma çabasıdır (Gölpınarlı, 2011).
Türkiye’deki Durum ve Dergâhların Pasifliği
Türkiye’deki Bektaşi dergâhlarının ve Alevilik hareketinin pasifliği, bu dinî hareketlerin toplumsal ve siyasal anlamda etkisizleşmesine yol açmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin tarafgil Sunnici “laik” yapısı yapısı, Bektaşi inançlarının kamusal alanda daha fazla yer bulmasını engellemiş ve aynı zamanda bu inançları manipüle etme yolunda dış müdahalelere açık hale getirmiştir (Berkes, 2013).
Bunun yanı sıra, Türkiye’deki Bektaşi dergâhlarının, hem toplumsal hem de kültürel anlamda daha güçlü bir yapı kurmaktan uzak kalması, emperyalist projelere karşı yeterli bir direncin gelişmemesine neden olmuştur. Hacıbektaş Dergâhı, bu durumu reddederek, daha etkili bir dünya çapında yapılanma yoluna gitmelidir.
Bektaşilik ve Emperyalizmin Çatışması: Dini Yapıların Siyasetle İlişkisi
Bektaşilik, yalnızca bir dini hareket değil, aynı zamanda derin bir kültürel kimlik barındırır. Ancak bu kimlik, zaman zaman emperyalist projelerin etkisi altında şekillendirilebilmektedir. Emperyalist güçler, dini hareketleri, özellikle azınlıkların ve marjinal grupların aidiyet duygularını kullanarak, kendi çıkarlarına alet edebilirler (Erdoğan, 2004). Bektaşilik de bu süreçten etkilenmiştir. Küresel anlamda Bektaşi inançlarının yeniden yapılandırılması, sadece dini bir anlam taşımaz, aynı zamanda kültürel ve toplumsal bir kimliğin ( özellikle Türk olan kimliğinin) yok olmasına yol açabilir. Bu bağlamda, Bektaşiliğin korunması ve doğru bir şekilde temsil edilmesi, hem Türkiye’nin toplumsal yapısının hem de kültürel kimliğinin sürdürülebilmesi açısından kritik bir öneme sahiptir (Gölpınarlı, 2011).
Türkiye Cumhuriyeti ve Bektaşilik: Devlet Politikalarının Eleştirisi
Türkiye Cumhuriyeti, 1920’lerin sonlarından itibaren, sözde “seküler” bir devlet yapısı kurmuş ve sunni dini topluluklarla ilişkilerde sıkı bir tutum uygulamıştır. Ancak, bu uygulamalar Bektaşiliği ve benzeri dini hareketleri dışlamış ve bu toplulukların toplumsal etkilerini sınırlamıştır. Bektaşi dergâhlarının korunması ve kültürel miraslarının yaşatılması, yalnızca dini özgürlükleri değil, aynı zamanda toplumsal barış ve kültürel kimlik için de önemli bir adım olacaktır. Türkiye’deki Bektaşilik, seküler politikalar doğrultusunda tanınmalı ve ayrımcılığa son verilmelidir (Berkes, 1986). Laiklik, bu bağlamda dini toplulukların özgürce var olmalarını sağlarken, devlet her dini topluluğa ayrım yapmadan aynı mesafede olması gerekirken, aynı zamanda küresel emperyalist projelerin hedefi olmasına da engel olmalıdır (Mardin, 1991).
Sonuç
Türkiye’deki Bektaşi dergâhlarının küresel ölçekteki emperyalist projelerle ilişkisi ve karşı duruşu önemlidir. Bektaşiliğin, dini bir kimlik olmanın ötesinde bir kültürel ve toplumsal Türk hareketi olarak korunması, yalnızca Türk halkının değil, tüm dünya Bektaşilerinin geleceği açısından büyük önem taşımaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin Bektaşi ve Alevi topluluklarına yönelik ayrımcı politikalarından vazgeçmesi ve laiklik ilkesine sadık kalarak, Bektaşiliği ve Türk kültürünü tanıması, küresel çapta bu inanç sisteminin savunulmasını sağlayacaktır.
Kaynakça
1. Berkes, N. (1986). Türk Toplumunda Dini Hareketler ve Bektaşilik. İstanbul: Doğu Batı Yayınları.
2. Berkes, N. (2013). Laiklik ve Türk Modernleşmesi. İstanbul: İletişim Yayınları.
3. Çavdar, G. (2018). Alevilik ve Modernleşme: Türkiye’deki Dini Hareketlerin Politikleşmesi. İstanbul: İletişim Yayınları.
4. Erdoğan, M. (2004). Türk Aleviliği ve Bektaşiliği: Toplumsal, Dini ve Kültürel Bir İnceleme. İstanbul: Yedinci Kat Yayınları.
5. Gölpınarlı, A. (1994). Bektaşilik ve Tasavvuf. İstanbul: İletişim Yayınları.
6. Gölpınarlı, A. (2011). Bektaşilik ve Alevilik: İnanç, Kültür, Toplum. İstanbul: İletişim Yayınları.
7. Mardin, Ş. (1991). Türk Siyasal Hayatında Din ve Devlet. İstanbul: Doğu Batı Yayınları.




Bir yanıt yazın