Erdebil’in Türk asıllı ünlü şeyhi Şeyh Safiyüddin’in torunu Haydar ile Akkoyunlu Devleti hükümdarı Uzun Hasan’ın kızı Halime (Âlemşah) Begüm’ün evliliğinden 25 Receb 892 = 17 Temmuz 1487 tarihinde dünyaya gelen Şah İsmail (Sümer 1992: 15), yukarıda belirtildiği gibi, babası Şeyh Haydar’ın Şirvan Şahı Ferruh Yesar ve ona yardım eden dayısı Sultan Yakup ile savaşırken ölmesi üzerine, annesi ve kardeşleri ile birlikte dayısı Sultan Yakup tarafından İstahr kalesine hapsedilir (1488).
Beş yıl sonra Akkoyunlu tahtına geçen Rüstem Bey tarafından serbest bırakılır. Ağabeyi Sultan Ali, Safevî tarikatının başına getirilir (1493). O da Rüstem Bey tarafından öldürülünce İsmail, müritleri tarafından Geylan hükümdarı Mirza Ali’nin yanına kaçırılır. Yedi yaşına geldiğinde şeyh ilân edilir. 12 yaşına kadar Lahican’da kalan İsmail, Rüstem Mirza’nın ölümü üzerine büyük bir taht kavgası içine düşen Akkoyunlu Devleti’nin başına geçmek için harekete geçer. 70 kişilik bir kuvvetle, önce Erdebil’e sonra Erzincan’a gider (1500). İki yüz yıldan beridir bu aileye karşı bağlılıklarını devam ettiren, Ustacalu, Şamlu (başlıca Sivas, Amasya, Tokat bölgesinin yerleşik Türk halkı), Tekelü (Antalya bölesi), Dulkadır, Turgudlu (Karaman bölgesi halkı), Varsaklar (Tarsus bölgesi Türkmenleri), Rumlu, Musullu, Hindlü, Bayburtlu, Kaçar, Afşar gibi Anadolu Türk boylarından topladığı 7 bin, bazı kaynaklara göre 12 bin kişilik bir ordu toplar. Bu sırada Sultan II. Bâyezid, Modon ve Korun’un fethi ile uğraşmaktadır. Şah İsmail, Anadolu Türklerinden oluşturduğu bu ordu ile Şirvan üzerine yürür. Babasını öldüren Şirvan hükümdarı Ferruh Yesar’la savaşır ve onu idam ettirir.
Arkasından Nahcivan yakınlarındaki Akkoyunlu hükümdarı Elvend Mirza’yı yenerek Azerbaycan’a hâkim olur (Uzunçarşılı 1975: II/225 vd.; Sümer 1992: 18 vd.; Aşurbeyli 2006: 305). 1502 yılında Tebriz’de şahlığını ilân eder ve “12 imam” adına hutbe okutur. 1503’te de Irak ve Fars hükümdarı Murat Bey’i yenerek Şiraz, Firuzkûh, Yezd, İsfahan ve Gazvin’i alır. Murat Bey’in Dulkadıroğulları’na sığınmasını bahane ederek Harput ve Diyarbakır kalelerini zapt edip, Bağdat’ı da aldıktan sonra Doğu’ya yönelir (1507). Özbek hanı Muhammed Şeybanî’yi de yenerek Horasan illerini ülkesine katar (1510). Babür Şah’la (1483-1530) dostluk kurup nüfuzunu artırır.
Bu sırada yandaşlarından Şah Kulu, Anadolu’da isyanlar çıkararak Osmanlı Devleti’ni zor durumda bırakır. Anadolu’ya gönderdiği Nur Ali Halife, Tokat’ı işgal edip Şah İsmail adına hutbe okutur. 1512’de 42 yaşında Osmanlı Devleti’nin başına geçen Yavuz Sultan Selim kısa sürede ayaklanmaları bastırır. Yegâne oğlu Süleyman’ın dışında bütün şehzadeleri bertaraf eder. Şah İsmail’in tarafını tutan ve ayaklanmalara katılan veya isyan çıkarmalarından endişe edilen 40 bin kadar Anadolu Türkünü cezalandırır (Uzunçarşılı 1975: II/257).
Bu arada Yavuz Selim’in büyük kardeşlerinden Amasya Valisi Ahmet’in oğlu Murat’ın Şah İsmail’e sığınması, Şah İsmail’in onun tarafını tutması; daha önce Şeyh Haydar’ın sadık halifesi Antalya Teke Türkmenlerinden Şah Kulu’nun Anadolu’da büyük olaylar çıkarması; Şah İsmail’in halifelerinden Nur Ali’nin Tokat’ı işgal edip Şah İsmail adına hutbe okutması gibi olaylar Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasında savaşı kaçınılmaz kılar (Uzunçarşılı 1975: II/230,255; Hammer 1992: II/413). 23 Ağustos 1514 günü Hoy yakınlarındaki Çaldıran Ovası’nda iki Türk hakanı ve iki büyük Türk ordusu karşı karşıya gelir. Yavuz Selim’e karşı taht iddiasında bulunan yeğeni Murat da Şah İsmail’in safında, amcası Yavuz Selim’e karşı savaşacaktır (Hammer 1992: II/419). Dandanakan’da Selçukoğulları Tuğrul ve Çağrı Beylerin Gazneli hükümdarı Sultan Mesud’la; Ankara Ovası’nda, Timur’un Bayezid’le; Otlukbeli’nde, Fatih Sultan Mehmet’in Uzun Hasan’la yaptıkları talihsiz savaşlar gibi, Türk’ün Türk’e karşı savaştığı talihsiz savaşlardan biri daha gerçekleşir.
Yavuz Selim’in yüksek silâh gücü ve disiplinli ordusu karşısında fazla dayanamayan Şah İsmail savaşı kaybeder. Yavuz Selim Tebriz’e girer, (15 Eylül 1514) buraya kadar olan toprakları ülkesine katar ve Tebriz’deki ilim adamı, sanatkâr, şair/âşık, tüccar kimselerden 1000 aileyi Anadolu’ya sevk eder (Uzunçarşılı 1975: II/269). Bunların arasında sesinin güzelliği ile meşhur İsfahanlı müezzin Hafız Mehmet Efendi ile oğlu Hasan Can ve Türkistan Hükümdarı Hüseyin Baykara’nın oğlu ve Timuroğulları’nın son evladı Bediüzzaman Mirza da bulunmaktadır. Yavuz Selim tarafından büyük itibar görüp yüksek ödenek bağlanan Mirza, İstanbul’a geldikten bir yıl sonra ölür. Hasan Can ise Sultan Selim’in en yakın dostu olur ve onun son nefesine kadar yanından ayrılmaz (Danişmend 1948: II/13, 15).
Çaldıran Savaşı’ndan sonra Şah İsmail’in nüfuzu sarsılır. İsyan eden Özbekler, Horasan ülkesini geri alır. Şah İsmail, Yavuz
Selim’in 1520’de ölümünden sonra da bir varlık gösteremez, inzivaya çekilir. 23 Mayıs 1524 günü henüz 38 yaşında, Seraba’da vefat eder. Cenazesi Erdebil’e götürülerek dedesi Şeyh Safiyüddin’in yanına gömülür (Yazıcı 1979: XI/275 vd.; Memmedov 1960: I/324; Sümer 1992: 15).
Burada önemli bir hakkı teslim etmek gerekir ki, Safevî devleti, Anadolulu göçebe ve köylü Türkler tarafından kurulmuştur. Bu Anadolulu kurucu halk, Şah İsmail’in dedesi Şeyh Cüneyd tarafından hazırlanmış, babası Şeyh Haydar tarafından teşkilatlandırılmış, İsmail tarafından da harekete geçirilip Safevî devleti kurulmuştur (Sümer 1992: 202) Safevî devletinin kurulması İran’da hâkimiyetin bir Türk hanedanından diğerine geçmesinden başka bir şey değildir. Yukarıda da işaret edildiği gibi Safevî devletini kuran ve devam ettirenler tamamen Türk boylarıdır.
Rus tarihçisi Pétruşévski (1898-1977) de İran Tarihi adlı eserinde (Pétruşévski, İran Tarihi, II/501) Safevî Devleti’nin Fars millî devleti değil, Türk millî devleti olduğunu yazmaktadır (Mirehmedî 1369/1991: 38).
Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır




Bir yanıt yazın