Türkiye, giderek derinleşen bir otoriterleşme süreciyle karşı karşıya. Siyasal, toplumsal ve ekonomik tüm alanlara yayılan bu süreç, yalnızca demokratik hak ve özgürlükleri değil, toplumsal dayanışmayı ve hukuk devleti anlayışını da hedef almaktadır. İktidar, toplumun farklı kesimlerini baskı altına almak için hukuk sistemini bir tahakküm aracı olarak kullanmakta ve kurduğu oligarşik düzeni kalıcılaştırmaya çalışmaktadır. Akademisyenler, askerler, siyasetçiler, gazeteciler, sanatçılar ve iş insanları üzerinde kurulan baskı, toplumun tüm dinamiklerini kuşatmayı hedefleyen bu rejimin belirgin bir göstergesidir (Bora, 2020; Keyman, 2022).
Son dönemde CHP’li belediye başkanlarına yönelik sistematik gözaltı ve tutuklama hamleleri de bu sürecin bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak aynı dönemde Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın tutuklanması, rejimin siyasal stratejilerindeki çelişkileri ve çifte standartları açıkça gözler önüne sermektedir. İktidarın muhalefeti sindirme ve kontrol etme çabaları, ancak toplumsal ve siyasal farklılıkları silmek suretiyle başarıya ulaşabilir. Bu çerçevede, Türkiye’nin siyasi yapısındaki daralma, yalnızca hukuki bir mesele olmanın ötesinde, toplumun çok sesliliğine yönelik bir saldırı olarak görülmelidir (Laclau & Mouffe, 1985).
İktidarın Hukuk Terörü: Muhalif Belediyelere Yönelik Operasyonlar
Türkiye’de iktidar, siyasal alanı kendi lehine daraltabilmek için muhalefeti hukuksal bir baskı altında tutmaktadır. CHP’li belediye başkanlarına yönelik operasyonlar, bunun somut bir göstergesidir. Beşiktaş Belediyesi ve diğer muhalif belediyelere yönelik art arda gelen tutuklamalar, yerel yönetimlerin özerkliğini hedef alan bir hukuk terörü olarak değerlendirilmelidir (Buğra & Savaşkan, 2014). Bu operasyonlar, halkın seçim yoluyla ortaya koyduğu iradeyi zayıflatmayı ve muhalefeti sistem dışına itme amacını taşımaktadır.
Bu süreçte dikkat çeken bir diğer çelişki ise, iktidara yakın belediyelerde ortaya çıkan yolsuzluk iddialarına karşı hiçbir hukuki işlemin yapılmamasıdır. Örneğin, iktidar partisine mensup belediyelerde kamu kaynaklarının usulsüz kullanıldığına dair ortaya çıkan pek çok belge ve rapor, yargı tarafından görmezden gelinmiştir. Bu durum, hukukun üstünlüğü ilkesinin yerini siyasal sadakatin aldığı bir sistemi açıkça ortaya koymaktadır (Çınar, 2021).
Aynı çifte standart, siyasetin diğer alanlarında da görülmektedir. Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın tutuklanması, iktidarın özellikle belli bir siyasal çizgiyi hedef almadığını, aksine kendi stratejik çıkarlarına göre davrandığını göstermektedir. Özdağ’ın tutuklanması, sistemin sadece muhalefeti değil, her türlü alternatif siyasal sesin bastırılmasına yönelik amacını da ortaya koymaktadır. İktidarın bu şekilde “kontrollü muhalefet” yaratmaya çalıştığı yorumları, siyasi analistler tarafından sıkça dile getirilmektedir (Bora, 2020).
TÜSİAD ve Ekonomik Oligarşinin Rejimden Nasibini Alışı
TÜSİAD (Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği), Türkiye’nin en güçlü iş dünyası örgütlerinden biri olarak, her ne kadar hükümetle geçmişte yakın bir ilişki içinde olsa da, son yıllarda Türkiye’deki otoriterleşme sürecinden nasibini almıştır. Başlangıçta hükümetin ekonomik projelerine destek verse de, özellikle son dönemlerde hükümetin izlediği ekonomik politikalar ve otoriter uygulamalar karşısında eleştirilerde bulunmaya başlamıştır. TÜSİAD, yalnızca kendi üyelerinin çıkarlarını savunmakla kalmamış, aynı zamanda ekonominin sürdürülebilirliği ve hukukun üstünlüğü gibi konularda da hükümetin politikalarını sorgulamıştır (Gramsci, 1971).
Ancak, bu eleştiriler her ne kadar önemli olsa da, zaman zaman TÜSİAD, hükümetin baskılarına karşı daha temkinli bir tavır sergileyerek, belirli sınırlar içinde kalarak eleştirilerini yapmıştır. Öte yandan, son yıllarda TÜSİAD da iktidarın ekonomik politikaları doğrultusunda sıkça yargı ve devlet mekanizmalarından olumsuz etkilenmeye başlamıştır. Hükümetin son dönemdeki baskılarından ve yargı süreçlerinden TÜSİAD ve diğer büyük sermaye gruplarının da nasibini alması, ekonomik elitlerin sistemin dışında kalma riskiyle karşı karşıya kalmasına yol açmaktadır (Çınar, 2021).
Gramsci’nin hegemonya kavramı, bu bağlamda son derece önemlidir. Hegemonya, yalnızca ekonomik güçle değil, aynı zamanda ideolojik, kültürel ve siyasal boyutlarla da pekiştirilir. İktidar, yalnızca zor kullanmakla kalmayıp, aynı zamanda toplumsal normları, değerleri ve ideolojileri de kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirerek bu hegemonik yapıyı güçlendirmeye çalışmaktadır. TÜSİAD’ın ve diğer büyük sermaye gruplarının karşılaştığı baskılar, iktidarın sadece ekonomik değil, ideolojik hegemonyasını da inşa etme çabalarının bir parçasıdır (Gramsci, 1971). İktidarın hegemonik stratejisi, yalnızca muhalefeti değil, her türlü alternatif gücü bastırmayı hedeflemektedir.
Sanat, Akademi ve Medya Üzerinde Baskı
Kültürel ve entelektüel alanlar, otoriter rejimlerin hedef aldığı öncelikli alanlardır. Türkiye’de sanatçılar, akademisyenler ve gazeteciler üzerindeki baskı, yalnızca bireysel özgürlüklerin kısıtlanması anlamına gelmemekte; aynı zamanda toplumsal düşünce ve kültürel üretimin de zayıflatılmasını hedeflemektedir. Bu durum, iktidarın hegemonya kurma çabasının en önemli araçlarından biri haline gelmiştir. Özellikle medya üzerindeki kontrol mekanizmaları, muhalif seslerin susturulmasını ve toplumun manipüle edilmesini sağlamaktadır (Hall, 1980).
Sonuç ve Muhalefetin Birleşik Cephe İhtiyacı
İktidarın baskıcı rejimi, yalnızca demokrasiyi tehdit etmekle kalmamakta, aynı zamanda toplumda derin bir kutuplaşmaya yol açmaktadır. Bu sürecin karşısında durabilmek için, muhalefetin bir araya gelmesi ve Türkiye’nin üniter yapısı ve cumhuriyet rejimi için ortak bir cephe oluşturması büyük bir önem taşımaktadır. Bu ortak cephe, sadece siyasi partiler arasında değil, aynı zamanda sanatçılar, akademisyenler, gazeteciler ve toplumun diğer tüm kesimleri arasında da kurulmalıdır. Aksi takdirde, Türkiye’nin geleceği daha karanlık bir döneme girebilir.
Kaynakça
• Buğra, A., & Savaşkan, O. (2014). İktidar ve Demokrasi: Türkiye’de Hukuk ve Devletin Dönüşümü. İstanbul: Iletişim Yayınları.
• Bora, A. (2020). Faşizm ve Modern Türkiye: Devletin ve Siyasetin Dönüşümü. Ankara: Phoenix Yayınları.
• Çınar, M. (2021). Ekonomik Oligarşiler ve Politik Güç: Türkiye’de Kapitalizmin Dönüşümü. İstanbul: Yeditepe Yayınları.
• Gramsci, A. (1971). Selections from the Prison Notebooks of Antonio Gramsci. Q. Hoare & G. N. Smith (Eds.). New York: International Publishers.
• Hall, S. (1980). “Cultural Studies: Two Paradigms,” Media, Culture & Society, 2(1), 57-72.
• Keyman, E. F. (2022). Türkiye’de Demokrasi ve Otoriterleşme. İstanbul: KÜLTÜR Yayıncılık.
• Laclau, E., & Mouffe, C. (1985). Hegemony and Socialist Strategy: Towards a Radical Democratic Politics. London: Verso.




Bir yanıt yazın