İRAN TÜRKLERİ – 10

Okuma Süresi:

3–5 dakika
❤️

Araz. Güney Azerbaycan: 22 Ağustos 1953 günü 6 günlük bir ayrılıktan sonra Şah yeniden tahtına döndürülür (Bala 1977b: 6/415; Blaga 1997: 23). Başbakan Zahidî kısa sürede Amerika, İngiltere, Fransa, Hollanda ve Rusya’nın bütün isteklerini yerine getirir (Karadağ 1991: 378).

1957 yılına gelindiğinde Azerbaycan Demokrat Cavanlar Teşkilâtı, Azerbaycan Demokrat Fırkası, Kentlilere Kömek Cemiyeti gibi siyasî kuruluşların yöneticileri zindana atılır. Üç yıl yargılandıktan sonra 4 Mayıs 1960 günü bunlardan Eyup Kelenterli, Cevad Faruğî İlyasî, Ali Alimzâde Cavadî, Hasan Zehtab Serabî ve Hüsrev Cihanban Azerî kurşuna dizilir. Diğerleri ise çeşitli hapis cezalarına çarptırılır (Tağıyéva ve dğr. 2000: 279)

Tahran yönetimi “Ak Devrim” diye adlandırılan ıslahat hareketini başlatır. Mart 1962 yılından itibaren, Marağa şehrinin mümbit arazilerinden başlayarak 1978 yılına kadar Güney Azerbaycan’ın 3444 köyünün ve 85 obasının toprakları 197 bin arazi sahibinden alınarak köylülere dağıtılır (Tağıyéva vdğ. 2000: 283).

“Ak Devrim”in hayata geçirilmesine karşı çıkanların başında Humeynî vardır. Ayetullah Humeynî’nin önderliğinde mitingler yapılır. Humeynî tutuklanarak ölüm cezasına çarptırılır. Ancak Büyük Türk Din Adamı Âyetullah Şerîatmedarî’nin girişimi ile ölümden kurtarılır, önce Türkiye’ye daha sonra da Irak’a sürgüne
gönderilir (Üstün 2000: 403). Ne var ki Humeyni, kendisini ölümden kurtaran Şerîatmedarî’yi öldürecektir. Humeynî, Irak-Necef’te bulunduğu sırada olsun, Fransa’da olduğu yıllarda olsun İran halkı üzerindeki etkisini devam ettirir.

1975 yılına gelindiğinde tutuklamalar, sürgüne göndermeler daha da artar (Attar 2006: 136).

19 Ocak 1978’de Şahın güdümündeki “İttilaat” gazetesinde rejim karşıtı mollaları kötüleyen bir makale yayımlanır. Buna tepki olarak Kum kentinde binlerce din adamı ve dinî eğitim alan öğrencinin katıldığı bir gösteri yapılır ve bu gösteride polis tarafından 70 kişi öldürülür. Gösteriler İran’a yayılır.

Ayetullah Seyyid Kâzım Şeriatmedarî bir bildiri yayımlayarak Kum’daki olayın kırkıncı günü olan 18 Şubat 1978 (29 Behmen 1356) günü Tebriz’de bir miting yapılmasını ister. Bununla olayların merkezi Tebriz olur. Tebriz’de yüz binden fazla Azerbaycan Türkünün katıldığı bir miting yapılır. Bu miting millî bir miting, millî
bir harekete dönüşür. Onların birincil istekleri hürriyet ve bağımsızlıktır. “29 Behmen” diye adlandırılan bu hadise Şah yönetiminin sonunu getirecektir. 16 Ocak 1979’da Şah Muhammet Rıza Pehlevî eşi Farah’la birlikte ülkeyi terk etmek mecburiyetinde kalır. Tahran’da 4 milyona yakın insanın katıldığı büyük bir miting
yapılır ve 1 Şubat 1979 günü Humeynî İran’a döner. 11 Şubat 1979’da (22 Behmen) Humeyni iktidarı ele alır.

İhtilâlin ilk günlerinde Kürtler, Celal Talabanî vasıtasıyla yabancı güçler tarafından silahlandırılarak ayaklandırılır. Diri âşiretinin reisi Cihangir Ağa’nın Türkiye-İran hudut kapısını işgal etmesi, Talabanî’nin sık sık Mehabat’a gelerek taraftarlarıyla toplantılar yapması çok manidardır. Hatta 10 Mayıs günü Kürdistan
Demokrat Partisi (KDP) başkanı Kasemlu, Mesut Barzanî, Celal Talabalnî ve Cihangir Ağa’nın bütün Kürt aşireti reisleri ile Urmiye’den 70 km. uzaktaki Uşi kentinde Kürt birliği için toplantı yapmaları incelenmesi gereken bir husustur (Tülümen 1998: 78).
1 Nisan 1979 günü referandum yapılarak İran İslâm Cumhuriyeti kurulur.

Böylece Fars Pehlevî yönetimine son verilir (Blaga 1997: 23). Şunu özellikle belirtmek gerekir ki, 1979 İran İslâm Devrimi, sadece Humeynî’nin ve onun yandaşları olan mollaların gayretleri ile gerçekleşmiş bir hareket değildir. Farklı idealleri ve farklı beklentileri olan çeşitli grupların, büyük bir tesadüf eseri olarak,
ortak “paydada” birleşmeleri ile gerçekleşmiştir. Humeynî, yüzlerce hür düşünceli, aydın fikirli, demokrasi âşığı, vatanperver insanın canı pahasına; nice bağımsızlık, hürriyet, demokrasi bekleyen halkların gayret ve desteğini “sihirli bir güç ile” eline almayı başarmıştır.

İran Türkleri, Humeynî’nin vaatlerini yerine getirmesini beklerler. Çok uluslu bir ülke olan İran’da millî meselelerin halledileceği, muhtar devletler kurulabileceği, siyasî birlikler oluşturmanın, basın ve söz hürriyetinin serbest olabileceği, millî hukukların yüksek seviyede elde edilebileceği beklentisi içerisinde olan İran
Türkleri, ne hazindir ki, Humeyni’nin “Millî muhtariyet talep edenler, inkılâbın düşmanlarıdır.” sözüyle karşılaşırlar. Humeyni, İran Türklerinin bağımsızlık taleplerini unutturmak için onlara toprak dağıtacağını, onları yoksulluktan kurtaracağını vaad ederek avutmaya çalışır. Toprak zenginlerinin çoğu da din adamı,
molla olduğu için Humeyni bu işte de pek başarılı olamaz (Kafkasyalı 2002: IV/14).

1980 yılında başlayan ve sekiz yıl süren İran-Irak Savaşı, Humeyni yönetimi için her hususta hazır bahane olur. Baskılar, kısıtlamalar, fikir değiştirmeler kısaca bütün olumsuzluklar savaş bahane edilerek gözden uzak tutulur. Referandum öncesi konuşmalarda sık sık telaffuz edilen ve İran Anayasası’nın 15. maddesinde geniş yer alan dil hürriyeti meselesi de böylelikle askıya alınır. Hâlbuki Anayasa’nın 15. maddesinde “İran halkının ortak resmî dili ve yazısı Farsça’dır. Senetler, yazışmalar, resmî metinler, ders kitapları, bu dil ve bu yazı ile olmalıdır. Lâkin yerli ve etnik dillerin Fars dili ile birlikte basın ve kitle iletişim araçlarında kullanılması, yerli ve etnik dillerin okullarda öğretimi serbesttir.” denilmektedir. Diğer yandan, İran
Anayasası’nın 20. maddesinde “milletin kadın erkek bütün fertleri kanun önünde eşittir ve İslâm normlarına riayet etmek şartıyla bütün insanî, siyasî, sosyal ve medenî haklara sahiptirler.” deniyor. Ancak, Anayasa’da yer alan bu ilkeler hiç bir zaman işlerlik kazanamamış, beklentiler boşa çıkmıştır. Anayasa’nın açık
hükümlerine rağmen İran İslâm Cumhuriyeti’nin, Türk soylu vatandaşlarına tanıdığı haklar, televizyonlarda ve basında çok sınırlı şekilde Azerbaycan Türkçesi ile yayın yapılması seviyesinde kalmıştır (Kafkasyalı 2002: IV/14).

[13:19, 24.12.2024] Araz. Güney Azerbaycan:

Prof. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar