Bir Sadrazam Çıkarmayan Tarihten Devlet Devşirmek

Okuma Süresi:

2–4 dakika
❤️

Bir Sadrazam Çıkarmayan Tarihten Devlet Devşirmek: Kürtçü Tezler Neden Tarihe Çarpar?

Türkiye’deki etnik meseleleri, özellikle de Kürtlerle ilgili durumları başka ülkelerle kıyaslamak sıkça başvurulan bir yöntemdir. Her “açılım” döneminde IRA – Birleşik Krallık veya İspanya – Katalonya modellerinden medet umulur. Bazen de Türk milliyetçileri soydaşları için hak talep ettiğinde, “Güney Azerbaycan’a gelince öyle de Kürdistan’a gelince neden böyle?” şeklinde bir tutarsızlık suçlaması yükseltilir. Peki, bu kıyaslar ne kadar mantıklı? Tarihsel gerçekleri olduğu gibi kabul etme cesareti gösterildiğinde, bu göle çalınmaya çalışılan mayanın neden tutmayacağı açıkça görülmektedir.

Kurumsallık ve Tarihsel Meşruiyet

Anthony D. Smith’in vurguladığı gibi; İskoçya ve Katalonya örnekleri, tarih içinde gelişen kurumsallığın bir sonucudur. Ortada modern devlet öncesi dönemden gelen yasal ve idari bir süreklilik vardır. Oysa Türkiye üzerinde hak iddia etmek için öne sürülen Mervaniler, Eyyübiler veya herhangi bir feodal yapı, merkezi bir devlet sürekliliği ve kurumsallığı sunmaktan uzaktır. Bunlar, hanedan temelli yapılardan ibarettir.

Osmanlı’nın “Merkez” ve “Vazife” Dengesi

Osmanlı-Kürt ilişkisi, iddia sahiplerinin görmezden geldiği bir çerçevede gelişmiştir. Osmanlı’da rol sahibi Kürt figürlere baktığımızda; ya padişaha hocalık eden bir lala, ya sınır boylarını dizayn eden bir danışman ya da sınır hattında “tampon vazifesi” gören yarı-özerk feodaller görürüz.

Asıl çarpıcı gerçek ise şudur: Türkmen asıllı Çandarlılar, Balkan kökenli Sokullular, hatta Rus ve İtalyan devşirmesi devlet adamları merkezi otoritede vezirlik yaparken; koca Osmanlı tarihinde bir tane dahi Kürt sadrazam yoktur. Kırım Hanlığı gibi hanedanlarla evlilik bağı kurulmamış, bu unsur devletin merkezi iktidar bloğunda yer almamıştır. Ortada bir “kurucu ortaklık” değil, taşrada sınır güvenliği için “vazifelendirilmiş” bir yapı söz konusudur.

Güney Azerbaycan: “Doğu Bizim, Batı Hepimizin” mi?

Güney Azerbaycan kıyaslaması ise tarihsel bir cehaletin ötesinde, sosyolojik bir gerçeklik sapmasıdır. Bugün İran’daki Türk varlığının bir kısmı tam bağımsızlık isterken, bir kısmı da —ki bugün İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın da dahil olduğu eğilim budur— rejimin içinde daha etkin bir Türk varlığı hedeflemektedir. Bu kesimin zihniyeti özetle şudur: “Tebriz, Erdebil, Hoy bizim; ama İsfahan, Ahvaz, Nişabur hepimizin.”

Bu söylem, Kürtçülerin “Doğu bizim, Batı hepimizin” stratejisine benzeyebilir ancak arada devasa bir uçurum vardır: İran Türklüğü; Uzun Hasanlar, Şah İsmailler ve Nadir Şahlarla asırlarca o coğrafyayı yoğurmuş bir “kurucu elit” yapısıdır. Bugün Pehlevici Fars milliyetçilerinin kutsadığı “Şir û Hurşid” (Güneş ve Aslan) sembolü bile Türk hanedanlarından Farslara miras kalmıştır. İran’ın ilk millî marşı Selam-e Şah, Türk soylu Kaçarların eseridir. İran’da meşrutiyetin ve cumhuriyetçiliğin babası Settar Han bir Türk’tür.

Hatta Türk sürekliliğine darbe vuran Rıza Şah Pehlevi’nin dahi annesi, eşi ve gelini Türk’tür. Muasır İran’a bakarsak; rejimin başı Hamaney Azerbaycan Türk’ü, muhalif Halkın Mücahitleri lideri Meryem Recavi (Kacar-Azodanlu) bir Kaçar zadeganıdır. Yani onlar, sonradan eklemlenmiş bir unsur değil, mülkün asıl sahibidir.

“Eritme Potası” Değil, Tarihsel Başatlık

Rijit olmayıp esnek düşünebilen, ancak Türk etnosunun bir “eritme potası” olmasını asla istemeyen bir milliyetçi olarak fikrim şudur: Türkiye’nin kahir ekseriyeti Türkmenlerden oluşmaktadır. Gayri-Türk nüfusun dilinin ve kültürünün yaşamasından memnuniyet duyarız. Ancak Kürtçü iddialar, bir “etnik renk” olmanın ötesine geçip, tarihte hiç var olmamış bir baskınlık beklentisine girmektedir.

Netice: Maya Tutmaz

Ülkelerin ve toprakların bir dokusu, bir mayası vardır. Anadolu’nun dokusu ise bin yıldır Türk mührüyle mühürlenmiştir. Bir sadrazam dahi çıkarmayan tarihten, yapay bir devlet devşirmeye çalışmak sadece hayalperestlik değil, tarihin kendisine karşı girişilmiş nafile bir savaştır. Türklüğü örseleyen maksimalist hedeflere karşı kendimizi müdafaa etmek en doğal hakkımızdır. Zira bu maya, bu gölde tutmaz.

Kaynakça

1. Smith, A. D. (2002). Milli Kimlik (İletişim Yayınları).

2. İnalcık, H. (2005). Osmanlı İmparatorluğu: Klasik Çağ (Yapı Kredi Yayınları).

3. Bruinessen, M. V. (2003). Ağa, Şeyh ve Devlet (İletişim Yayınları).

https://www.facebook.com/kagan.uluturk

Tanay Yücel



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar