Dünya Tersine Dönerken
Tarihin akışı içinde alıştığımız ittifaklar, düşmanlıklar ve sadakatler, son günlerde yerle bir olmuş gibi görünüyor. Bir dönem “Müslüman dünyasının kalbi” olarak anılan coğrafyada, İsrail’in Filistin, Lübnan, Yemen, Suriye ve İran halklarına yönelik saldırılarına karşı umulan haykırış, beklenen “Allahu Ekber” sedaları, beklenen yerden yükselmedi. Asıl sürpriz, Hristiyan dünyasının manevi lideri olan Katolik Papa XIV. Leo adlı bir figürden geldi. Bu durum, sadece bir siyasi analizden ibaret değildir; bu, İslam tarihinin en derin yaralarından biri olan Kerbela’nın ruhani yankısının bambaşka bir kılıfla yeniden gün yüzüne çıkmasıdır.
Sessizliğin Anatomisi – “Müslüman” Körfez ve İsrail Ekseni
Basra Körfezi’nin zengin monarşileri, son yıllarda ideolojiden arındırılmış bir pragmatizmle hareket ediyor. İbrahim Anlaşmaları ile somutlaşan bu yeni süreç, İsrail’i artık bir düşman değil, ortak bir “tehdit (İran)” karşısında stratejik bir müttefik olarak görmelerini sağladı. Bu ülkeler, İsrail’in teknolojisi, istihbaratı ve Washington’daki lobi gücü olmadan kendi saray iktidarlarını ve hanedanlık çıkarlarını garanti altına alamayacaklarının farkındalar.
• Ekonomik ve askeri realite: Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın İsrail ile normalleşme adımları, Filistin davasının önüne geçmiş durumda. Gazze’de devam eden soykırım karşısında bile bu ülkelerden gelen resmi tepkiler, diplomatik nezaket sınırlarını aşamamaktadır.
• İran düşmanlığı (Şii karşıtlığı): İran’ın devrimci söylemi ve bölgesel nüfuzu, Körfez monarşilerinin varoluşsal “tehdit” algısının merkezinde yer alıyor. Bu algı, onları Filistin, Lübnan, Suriye, Yemen ve İran halklarının maruz kaldığı ortak trajediyi görmezden gelmeye itmektedir.
İşte bu noktada, Trump yönetiminin İran’a yönelik “maksimum baskı” politikasına veya olası bir askeri müdahaleye/saldırıya karşı bu ülkelerden yükselen net bir “hayır” sesi duyulmamaktadır. Bu suskunluk, klasik İslam dayanışmasının iflasından ziyade, emirliklerin ve krallıkların iktidar ve çıkarlarının belirleyiciliğini göstermektedir.
Papa’nın Sıra Dışı Tavrı – Kerbela’ya Uzanan Hristiyan Eli
Papa XIV. Leo’nun çıkışı, tam da bu modern ikiyüzlülük zemininde güçlü bir adalet çağrısı gibi yankılanıyor. “Sizden korkmuyorum!” diyerek ABD ve İsrail’in küresel hegemonyasına meydan okuyan Papa, aslında ne yapıyor? Onun bu tutumu, onun temsil ett Hristiyanlığın zayıfların, mazlumların ve baskı altındaki halkların yanında olma manifestosunun bir yansımasıdır. Papa, yalnızca İran ve Lübnan’ı değil, on yıllardır işgal ve baskı altında yaşayan Filistin halkını da bu savunmanın merkezine koymaktadır. O, bir suçlama yapmaktan öte, yaşananları güçlü bir dille dile getirmektedir.
Ancak bu meselenin bir de İslam içi yansıması vardır ki, Papa’nın tavrını daha çarpıcı hale getirmektedir: Papa, farkında olarak ya da olmayarak, Kerbela ruhunu çağrıştıran bir duruş sergilemektedir. 61 yılında (680) Yezid’in ordularına karşı susuz ve yalnız bırakılan İmam Hüseyin, zalime karşı başı dik durmanın sembolüdür. Bugün, başta Filistin olmak üzere İran ve Lübnan halklarının yaşadıkları, bazı yorumlara göre “Allah için yapılan bir kıyam” olarak değerlendirilebilir.
Bu;
• haksızlığa karşı durmak,
• adaleti savunmak,
• zulme boyun eğmemek,
• doğru bildiğini, bedeli olsa bile savunmak anlamına gelir.
Papa’nın bu halkların yanında saf tutması, Kerbela çölünde Hüseyin’e bir damla su uzatan Hristiyan rahip anlatılarını hatırlatmaktadır.
Yezidlik ve Hüseyin’in Ordusu : Çağdaş Bir Okuma
Burada “Yezidlik”, tarihsel bir şahsiyetten öte bir zihniyeti ifade eder. Yezidlik; iktidar için dini araçsallaştıran, mazlumun acısını görmezden gelen ve kendi çıkarı için zulümle iş birliği yapan anlayışın adıdır.
• Bugünün Yezidleri: Saraylarının, petrodolar gelirlerinin ve iktidarlarının güvenliğini korumak için Filistin, Lübnan ve İran halklarının yaşadığı acılara sessiz kalan veya bunu meşrulaştıran yönetimler, bu zihniyetle ilişkilendirilmektedir.
• Bugünün Hüseyin’i (ruhu): Zorluklar içinde yaşam mücadelesi veren, savaş ve baskı altında kalan halklar; birçok kişi tarafından direnç ve sabrın sembolü olarak görülmektedir.
Papa’nın “Hüseyin’in Yanında” Saf Tutmasının Anlamı
Papa, dünyanın en büyük dini figürlerinden biri olarak, mazlumların yanında yer aldığında, bu durum bazı çevreler tarafından İslam dünyasındaki sessizliğe yönelik güçlü bir eleştiri olarak yorumlanmaktadır.
Bu yorumlara göre ortaya çıkan tablo, ahlaki cesaretin sorgulanmasına yol açmaktadır. Şii veya Sünni fark etmeksizin, güçlü aktörlere karşı ses çıkaramayan ya da çıkar dengeleri nedeniyle sessiz kalan yönetimlerin tutumu, ciddi bir vicdani tartışma doğurmaktadır.
Sonuç ve Çağrı: Ahlaki Duruşun Önemi
Bugün yaşananlar, dinlerin değil; çıkarların, korkuların ve güç dengelerinin belirleyici olduğu bir dünyaya işaret etmektedir. Ortadoğu’daki ittifaklar değişmiş, yerini daha pragmatik ilişkilere bırakmıştır.
Papa XIV. Leo’nun “Sizden korkmuyorum!” sözü, bu bağlamda güçlü bir sembolik anlam taşımaktadır. Bu söz, sadece siyasi bir çıkış değil, aynı zamanda ahlaki bir duruş çağrısı olarak da okunabilir.
Sonuç olarak değişmeyen tek ilke şudur:
Mazlumun yanında, zalimin karşısında olmak.
Bugün bu ilke farklı aktörler tarafından dile getiriliyor olabilir. Ancak bu durum, tüm toplumlar için bir öz eleştiri ve vicdan muhasebesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Not: Bu makale, yaşanan jeopolitik olayları dini ve tarihsel bir perspektiften yorumlamak amacıyla kaleme alınmıştır. Amaç, kışkırtma değil; düşünmeye ve vicdani değerlendirmeye davettir.



Bir yanıt yazın