Türkiye’de siyaset uzun zamandır kendi iç dinamiklerinden çok, dışarıdan gelen siyasi yankılar üzerinden okunmaya çalışılıyor. Özellikle CHP muhalefetinin iki kritik ismi Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel etrafında şekillenen söylem, bu tartışmayı yeniden alevlendirmiş durumda.
Sorunun özü nettir: Türkiye’de siyaset Ankara’da mı yapılır, yoksa New York’taki dergilerin sayfalarında mı?
Özgür Özel’in ABD merkezli Newsweek’te kaleme aldığı yazı bu tartışmayı daha da görünür hale getirdi. Özel, Türkiye’deki siyasi gelişmeleri yalnızca iç politika meselesi olarak değil, NATO ve Avrupa güvenliğiyle bağlantılı bir “uluslararası kriz” çerçevesinde ele alarak Batı kamuoyuna doğrudan mesaj verdi. (Medyascope)
Bu yaklaşım, eleştirel gözle bakan çevreler tarafından “iç siyasi mücadeleyi dış merkezlere taşıma” eğilimi olarak değerlendiriliyor. Çünkü Türkiye’de siyaset, tarihsel olarak dış müdahalelere karşı hassas bir zeminde şekillenmiştir. Cumhuriyet’in kuruluş hafızasında, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu gerçeği tartışmasızdır.
Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel’in temsil ettiği siyasi çizgiye yöneltilen eleştiriler de tam bu noktada yoğunlaşıyor. Eleştirel çevreler, Türkiye’nin iç tartışmalarının Batı medyasına taşınmasını bir “meşruiyet arayışı” olarak okuyor. Bu okuma biçimine göre mesele, sadece diplomatik açıklamalar değil; siyasi yönün nereden onay alındığı meselesidir.
Bugün siyaset giderek daha fazla algı üzerinden yürütülüyor. Sosyal medya kampanyaları, uluslararası demeçler ve dış basın röportajları, yerli siyasi tartışmaların önüne geçiyor. Bu durum, seçmenin gerçek sorunlardan uzaklaşmasına ve siyasetin içerikten çok imaj üzerinden şekillenmesine yol açıyor.
Özellikle lider merkezli siyaset kültürü, eleştirel düşüncenin önünü daraltan bir etki oluşturuyor. Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel etrafında oluşan siyasi destek de bu çerçevede değerlendirildiğinde, bazı kesimler tarafından sorgulama refleksinin zayıfladığı, siyasi tercihin daha çok duygusal ve tepkisel bir zeminde şekillendiği ileri sürülüyor.
Bu noktada temel soru değişmiyor: Bir siyasetçinin önceliği kendi ülkesinin halkı mı, yoksa uluslararası kamuoyunun onayı mı?
Demokrasi, yalnızca seçim kazanmak değildir. Demokrasi, aynı zamanda hesap verebilirlik ve eleştiriye açıklıktır. Hiçbir siyasi figür eleştirinin üstünde değildir; hiçbir siyasi hareket de dışarıdan gelen alkışlarla meşruiyet kazanmaz.
Türkiye’nin ihtiyacı, dış dünyaya kendini anlatmaya çalışan bir siyaset değil; kendi halkına çözüm üreten bir siyaset anlayışıdır. Çünkü bu ülkenin siyasi meşruiyet kaynağı Brüksel de değildir, Washington da değildir; doğrudan millettir.
Sonuç olarak tartışma şuraya dayanıyor: Türkiye’nin yönünü kim belirleyecek? Dış basının yorumları mı, yoksa sandığın iradesi mi?
Cevap değişmez: Türkiye’de son sözü her zaman Türk milleti söyler.
Kaynakça
- Özgür Özel, Newsweek makalesi (Türkiye’de demokrasi krizi ve NATO/AB güvenlik vurgusu)
- Özgür Özel’in uluslararası kamuoyuna yönelik siyasi açıklamalarının Avrupa basınındaki yansımaları (Euronews derlemesi)
- Ekrem İmamoğlu’nun uluslararası basında yer alan siyasi değerlendirmeleri ve haber dosyaları newsweek.com


Bir yanıt yazın