21. yüzyıl uluslararası sistemi, çok kutuplu güç rekabetinin yoğunlaştığı ve hukukun üstünlüğünün sistematik biçimde aşındırıldığı bir dönem olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle , özellikle Ortadoğu coğrafyasında yaşanan askeri ve siyasi gerilimleri, İsrail ve ABD politikaları özelinde, uluslararası hukuk, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar bağlamında analiz edilmesi gerekmektedir . Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) açtığı soykırım davası, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) Netanyahu ve Gallant hakkında çıkardığı tutuklama emirleri ve İran’ın meşru müdafaa saldırıları çerçevesinde, ABD-İsrail ittifakının barışa karşı suçları akademik kaynaklar ışığında konun ele alınması çok önemlidir .
HUKUKUN GÖLGESİNDE SOYKIRIM
Uluslararası ilişkiler disiplini, realist paradigma çerçevesinde devletlerin güvenlik arayışını ve güç mücadelesini açıklamaya çalışırken, 21. yüzyılın ilk çeyreği uluslararası hukukun en temel normlarının dahi askıya alındığı bir döneme tanıklık etmektedir. Özellikle Ortadoğu coğrafyası, yalnızca bölgesel aktörlerin değil, küresel güç dengelerinin de test edildiği bir laboratuvara dönüşmüştür. Jeopolitik analizlerde çatışmaların arka planında enerji güvenliği, stratejik üstünlük mücadelesi ve ideolojik rekabet gibi faktörler bulunmakla birlikte, günümüzde yaşananlar bu faktörlerin çok ötesinde, sistematik bir yok etme politikasının tezahürüdür .
Son yıllarda ortaya çıkan askeri gelişmeler, özellikle İsrail ve ABD politikalarının uluslararası barış düzeni açısından yoğun şekilde tartışılmasına yol açmıştır. Akademik ve siyasi çevrelerde artan bir konsensüs, bu iki ülkenin bölgesel askeri operasyonlarının yalnızca uluslararası hukuk ilkeleri ile uyumsuz olmadığı, aynı zamanda 1948 Soykırım Sözleşmesi başta olmak üzere bağlayıcı antlaşmaların açık ihlali anlamına geldiği yönündedir . Ohio Eyalet Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Profesör John Quigley’in belirttiği gibi, İsrail’in Gazze’deki eylemleri, Güney Afrika’nın Aralık 2023’te UAD’ye sunduğu soykırım iddiasına ilişkin delil setini her geçen gün daha da güçlendirmektedir .
Bu tartışmaların merkezinde, savaşın yalnızca belirli bir devlet ile sınırlı olmadığı, aksine daha geniş bir jeopolitik bloklaşmanın sonucu olduğu düşüncesi yer almaktadır. Özellikle İran çevresindeki güvenlik algısı ve İran’ın meşru müdafaa saldırıları, bölgesel güç rekabetinin önemli bir unsuru olarak değerlendirilirken, ABD’nin İsrail’e sağladığı koşulsuz askeri, diplomatik ve finansal destek, bu çatışmanın yapısal bir parçası haline gelmiştir .
- KÜRESEL GÜÇ REKABETİ VE SOYKIRIMIN EKONOMİ POLİTİĞİ
Modern uluslararası ilişkiler teorileri, devletlerin güvenlik arayışını realist paradigma çerçevesinde açıklamaktadır. Ancak bu paradigma, günümüzde yaşanan insanlık trajedilerini anlamakta yetersiz kalmaktadır. Zira Ortadoğu’da yaşananlar, klasik güç mücadelesinin ötesinde, bir yok etme siyasetidir. Türkiye, Çin, Pakistan ve Rusya gibi ülkeler küresel siyasette farklı stratejik pozisyonlar benimseyerek çok kutuplu denge arayışını sürdürürken, ABD merkezli tek kutuplu sistemin çöküşü, İsrail gibi bölgesel aktörleri daha saldırgan ve hukuk tanımaz bir politikaya itmiştir.
Uluslararası ilişkiler literatüründe askeri müdahalelerin meşruiyeti tartışması önemli bir yer tutmakla birlikte, 7 Ekim 2023 sonrası dönemde yaşananlar meşruiyet tartışmasının çok ötesinde, suçun hukuki boyutunu gündeme getirmiştir. Sivillerin hedef alınması, sağlık altyapısının sistematik imhası, açlığın bir silah olarak kullanılması ve zorunlu göç dalgaları, savaş hukukunun (jus in bello) tüm kurallarının askıya alındığını göstermektedir .
Güney Afrika Hükümeti’nin resmi açıklamalarında vurguladığı üzere, Gazze’deki olaylar İsrail’in uluslararası hukuk yükümlülüklerine, özellikle de Soykırım Sözleşmesi’ne aykırı hareket ettiğini açıkça göstermektedir . Bu durum, yalnızca bölgesel bir çatışma değil, küresel güvenlik düzeninin ve uluslararası hukukun geldiği nokta açısından bir dönüm noktasıdır. Birleşmiş Milletler bağımsız uluslararası soruşturma komisyonu, Ekim 2025’te yayımladığı raporda, İsrail’in Gazze Şeridi’nde soykırım suçu işlediği sonucuna varmıştır .
- İSRAİL VE ABD POLİTİKALARINA YÖNELİK ELEŞTİRİLER: SUÇ ORTAKLIĞI
Siyasi analizlere göre Ortadoğu’da yaşanan askeri hareketlilik, yalnızca bir tehdit değil, devam eden bir soykırım sürecidir. Bu görüşü savunanlar, İsrail ve ABD tarafından yürütülen askeri stratejilerin uluslararası barışa zarar vermenin ötesinde, insanlığa karşı suç teşkil ettiğini ileri sürmektedir. Westminster Üniversitesi’nden uluslararası hukuk okuyucusu Dr. Marco Longobardo’nun ifadesiyle, İsrailli yetkililerin soykırım kastını ortaya koyan açıklamaları, Güney Afrika’nın UAD’deki davasını son derece güçlü kılmaktadır .
Eleştirel perspektife göre, bu iki devletin askeri operasyonları, uluslararası insancıl hukuk normları açısından yeniden değerlendirilmelidir. Cenevre Sözleşmeleri, savaş sırasında sivillerin korunmasını temel prensip olarak kabul etmektedir. Ancak güncel saldırılar, bu prensiplerle açıkça çelişmektedir. Güney Afrika Parlamentosu’nda dile getirilen bir soru önergesinde vurgulandığı gibi, Türk-Filistin Dostluk Hastanesi gibi sağlık tesislerinin bombalanması, kadın ve çocukların hedef alınması, canlı yayında işlenen savaş suçlarıdır .
ABD’nin rolü ise salt bir destekçi olmanın ötesinde, doğrudan suç ortaklığıdır. Batı Şeria Üniversitesi’nden Ceza Hukuku Profesörü Gerhard Kemp’in belirttiği üzere, ABD yalnızca İsrail’e askeri ve finansal destek sağlamakla kalmamakta, aynı zamanda Uluslararası Ceza Mahkemesi yetkililerine yaptırım uygulayarak uluslararası hukuka karşı açık bir savaş yürütmektedir . Bu yaptırımlar, Roma Statüsü’ne taraf devletlerin egemenlik haklarına ve uluslararası adalet sisteminin bağımsızlığına doğrudan bir saldırıdır .
Özellikle son dönemde yaşanan askeri operasyonlar, küresel kamuoyunda sert tartışmalara yol açmıştır. Barış diplomasisinin güçlendirilmesi çağrıları yapılırken, ABD ve İsrail’in bu çağrıları ısrarla görmezden gelerek askeri çözümde ısrar etmesi, uluslararası toplumun iki yüzlülüğünü de gözler önüne sermektedir .
- ULUSLARARASI HUKUK VE SAVAŞ SUÇU TARTIŞMALARI: YARGILANMA SÜRECİ
Uluslararası hukuk açısından savaş suçları konusu, en hassas tartışma alanlarından biridir. Savaş sırasında sivillere yönelik saldırılar, zorunlu göç hareketleri ve altyapı hedeflemeleri, ciddi insan hakları ihlali iddialarını beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda, Birleşmiş Milletler mekanizmalarının daha etkin çalışması gerektiği savunulmakla birlikte, mevcut durumda uluslararası yargı organları önemli adımlar atmıştır.
3.1. Uluslararası Adalet Divanı (UAD) ve Soykırım Davası
Güney Afrika Cumhuriyeti, Aralık 2023’te UAD nezdinde İsrail aleyhine soykırım davası açmıştır. Mahkeme, Ocak 2024’te ihtiyati tedbir kararı alarak İsrail’e soykırımı önlemesi ve insani yardımın engelsiz ulaştırılmasını sağlaması emrini vermiştir . Bu kararlar hukuken bağlayıcı olmasına rağmen, İsrail’in bu kararları ısrarla ihlal ettiği uluslararası raporlarla belgelenmiştir.
Belçika, Brezilya, Kolombiya, İrlanda, Meksika, İspanya ve Türkiye gibi ülkeler davaya müdahil olma kararı almıştır . Bu durum, uluslararası toplumun geniş bir kesiminin İsrail’in eylemlerini soykırım olarak nitelendirdiğini göstermektedir. UAD’nin nihai kararı birkaç yıl alabilecek olsa da, Mahkeme’nin ara kararları dahi İsrail’in uluslararası hukuku ihlal ettiğini tescil etmiştir.
Profesör John Quigley’e göre, Güney Afrika’nın davasının en güçlü yanı, İsrail’in Gazze’deki Filistinlilerin yok edilmesine yol açacak yaşam koşullarını (açlık, susuzluk, tıbbi bakım yoksunluğu) kasıtlı olarak dayattığını kanıtlama potansiyelidir . Gazze Şeridi’nde iki yılda 67.200’den fazla Filistinlinin öldürülmesi ve 170.000’den fazlasının yaralanması, bu iddiaların vahametini gözler önüne sermektedir .
3.2. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve Tutuklama Emirleri
UCM, Kasım 2024’te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve dönemin Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama emri çıkarmıştır. Mahkeme, Netanyahu ve Gallant’ın savaş suçu ve insanlığa karşı suç işlediklerine dair makul gerekçeler bulunduğuna hükmetmiştir . Bu suçlamalar arasında, açlığın bir savaş yöntemi olarak kullanılması, sivillerin kasıtlı olarak hedef alınması, cinayet, zulüm ve insanlık dışı muamele yer almaktadır .
İsrail, UCM’nin yargı yetkisini tanımadığını ve Filistin’in devlet statüsünü reddettiğini ileri sürerek tutuklama emirlerine itiraz etmiştir. Ancak UCM, 2021 yılında verdiği bir kararla Filistin’in Roma Statüsü’ne taraf olduğunu ve Mahkeme’nin yargı yetkisinin Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ü kapsadığını hükme bağlamıştır .
UCM Temyiz Dairesi, Ekim 2025’te İsrail’in itirazını reddederek tutuklama emirlerinin geçerliliğini teyit etmiştir . Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi Hukuk Departmanı’nın değerlendirmesine göre bu karar, uluslararası hukuk açısından tarihi bir zaferdir ve İsrail’in yargıdan kaçma çabalarının çöküşünü simgelemektedir .
Ancak tutuklama emirlerinin infazı konusunda ciddi sorunlar bulunmaktadır. UCM’nin kendi polis gücü bulunmadığından, tutuklama emirlerinin infazı taraf devletlerin iş birliğine bağlıdır. Profesör Gerhard Kemp’in belirttiği gibi, birçok Avrupa ülkesi Netanyahu’nun seyahatlerine izin vererek UCM’ye karşı yükümlülüklerini ihlal etmektedir .
- İRAN’IN MEŞRU MÜDAFAA SALDIRISI VE BÖLGESEL DİNAMİKLER
İran’ın son dönemde İsrail’e yönelik gerçekleştirdiği füze ve insansız hava aracı saldırıları, uluslararası hukuk bağlamında meşru müdafaa hakkı çerçevesinde değerlendirilmelidir. İsrail’in Şam’daki İran Konsolosluğu’na düzenlediği saldırı, diplomatik misyonların dokunulmazlığı ilkesini ihlal etmiş ve İran’ın BM Şartı’nın 51. maddesi kapsamındaki meşru müdafaa hakkını harekete geçirmiştir.
İran’ın saldırıları, İsrail’in yıllardır sürdürdüğü suikast ve sabotaj eylemlerine karşı bir yanıt niteliği taşımaktadır. Uluslararası hukukta orantılılık ilkesi çerçevesinde değerlendirildiğinde, İran’ın askeri hedeflere yönelik saldırıları, İsrail’in Gazze’de sivillere yönelik soykırım eylemlerinden ayrışmaktadır. Bu ayrım, uluslararası hukukun temel ilkelerinden biridir: askeri hedefler ile siviller arasındaki ayrım gözetilmelidir.
Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi’nin açıklamasında vurgulandığı gibi, İsrail’in suçluluktan kaçma çabalarına karşı uluslararası toplumun tutum alması gerekmektedir . İran’ın eylemleri, işgal ve soykırım politikalarına karşı direniş hakkının bir tezahürü olarak görülmelidir.
- ULUSLARARASI TOPLUMUN İKİYÜZLÜLÜĞÜ VE YAPTIRIM SORUNU
Küresel barışın korunması açısından Avrupa ve Asya ülkelerinin tutumu kritik önem taşımaktadır. Ancak mevcut durum, bu ülkelerin büyük ölçüde ikiyüzlü bir politika izlediğini göstermektedir. Bir yandan Güney Afrika’nın UAD’deki davasına destek veren Avrupa ülkeleri, diğer yandan İsrail ile ticari ve askeri ilişkilerini sürdürmekte, Netanyahu’nun seyahatlerine göz yummaktadır .
Ekonomik yaptırımlar, uluslararası politikanın önemli araçlarından biridir. Özellikle askeri çatışmaları teşvik ettiği düşünülen aktörlere yönelik koordineli yaptırım politikalarının uygulanması önerilmektedir. Bu çerçevede, İsrail ve ABD’ye yönelik ağır ekonomik ve diplomatik yaptırımların gündeme gelmesi gerektiğini savunan görüşler bulunmaktadır. Ancak ABD’nin UCM yetkililerine yaptırım uygulaması ve Avrupa’nın bu yaptırımlara karşı etkili bir blokaj mevzuatı (Blocking Statute) uygulamaması, uluslararası hukukun çöküşünü hızlandırmaktadır .
Hague Group olarak bilinen oluşum çerçevesinde Güney Afrika ve Küresel Güney ittifakı, İsrail üzerinde diplomatik, politik ve ekonomik baskı oluşturmaya çalışmaktadır. Ancak bu çabalar, ABD’nin veto gücü ve Avrupa’nın pasif tutumu karşısında yetersiz kalmaktadır.
- SONUÇ: YARGILANMA KAÇINILMAZDIR
Uluslararası ilişkiler sistemi, çatışma ve iş birliği dinamiklerinin birlikte var olduğu karmaşık bir yapıya sahiptir. Ancak Gazze’de yaşananlar, bu sistemin çöküşünü ve uluslararası hukukun en temel normlarının dahi askıya alındığı bir dönemi işaret etmektedir. Ortadoğu merkezli gerilimler, yalnızca bölgesel değil, küresel güvenlik düzenini de etkilemekte, soykırım suçunun cezasız kalamayacağı ilkesini test etmektedir.
Barışın sürdürülebilirliği için askeri operasyonların sınırlandırılması, diplomatik kanalların güçlendirilmesi ve uluslararası hukukun etkin uygulanması büyük önem taşımaktadır. Ancak mevcut durumda, İsrail ve ABD politikaları uluslararası toplum tarafından denetlenmemekte, aksine ödüllendirilmektedir.
UCM’nin Netanyahu ve Gallant hakkında çıkardığı tutuklama emirleri ve UAD’de devam eden soykırım davası, tarihi bir dönüm noktasıdır. Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi Hukuk Departmanı’nın vurguladığı gibi, olası bir mahkumiyet kararı yalnızca işgal liderlerini değil, saldırıyı politik, hukuki ve ahlaki olarak destekleyen devletleri, şirketleri ve kurumları da kapsayacaktır .
Küresel barışın korunması, ancak karşılıklı güven, adalet ve hukuk temelinde şekillenen politikalarla mümkün olacaktır. Soykırım suçlularının yargılandığı, ABD’nin uluslararası hukuku çiğneme ayrıcalığının sona erdiği ve İsrail’in işgal politikalarının hesap verdiği bir uluslararası sistem, insanlık için temel hedef olmaya devam etmektedir. Ancak o gün gelene kadar, Güney Afrika’nın kararlılığı ve uluslararası sivil toplumun direnişi, umudun tükenmediğini göstermektedir.
KAYNAKÇA
Anadolu Ajansı. (2025, 7 Ekim). 2 years of Gaza genocide: Legal reckoning for Israel edges closer?
Democratic Front for the Liberation of Palestine – Legal Department. (2025, 18 Aralık). After the ICC’s Rejection of the Israeli Appeal: The Israeli Arguments Have Collapsed and the Sword of Justice Remains Poised.
Impunity Watch. (2025, 30 Ekim). ICC Rejects Israel’s Appeal Against Arrest Warrants for Netanyahu and Gallant.
International Criminal Court. (2024, 21 Kasım). Situation in the State of Palestine: Arrest Warrants for Benjamin Netanyahu and Yoav Gallant.
International Court of Justice. (2024, 26 Ocak). Application of the Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide in the Gaza Strip (South Africa v. Israel) – Provisional Measures.
The Jewish Chronicle. (2025, 25 Nisan). Appeals court freezes ICC case against Israel.
Al Jazeera. (2025, 23 Aralık). Belgium joins South Africa’s genocide case against Israel at ICJ.
People’s Assembly (Güney Afrika Parlamentosu). (2025, 11 Nisan). Soru Önergesi: 2025-w1691.
Resmi Gazete (Yemen Haber Ajansı – SABA). (2025, 15 Kasım). South Africa: We will continue to pursue “Israel” at ICJ.
Union of OIC News Agencies (UNA). (2025, 17 Temmuz). Uluslararası Ceza Mahkemesi Netanyahu ve Gallant Hakkındaki Tutuklama Emirlerini İptal Etmeyi Reddetti.
Associated Press. (2025, 24 Nisan). International court appeals panel orders judges to reconsider Israel’s jurisdiction challenge.






Bir yanıt yazın