Boşa Kürek Çekmek: ABD’nin Yeni Uydu ve NATO Şubeleri Hezeyanı ile Asya’nın Yükselişi Karşısında Kaybetmeye Mahkûm İktidar

Okuma Süresi:

5–7 dakika
❤️

Dünya jeopolitiği, son dönemde yeni bir kırılmanın eşiğinde. Artık sadece Doğu-Batı ekseninde değil, küresel Kuzey-Güney hattında da derinleşen bir güç mücadelesine tanıklık ediyoruz. Bu mücadelenin son perdesinde ise Amerika Birleşik Devletleri’nin, askeri varlığını ve istihbarat ağını tahkim etmek için başlattığı iki hamle öne çıkıyor: Uzay tabanlı yeni bir uydu istihbarat ağı ve İslam coğrafyası, Afrika, Latin Amerika ile Asya’da tesis edilmek istenen bir dizi yeni NATO şubesi. Ne var ki, tarihin akış yönünü ve yükselen Asya’nın karşı konulamaz momentumunu görmezden gelen bu strateji, en hafif tabirle boşa kürek çekmektir. Daha vahimi ise Türkiye’deki iktidara bu kurguda bir rol verilmesi, iktidarın da 40 günlük İran füze krizinde ABD’ye güvenerek sergilediği densizlikle kendini bu senaryoya mahkûm etmesidir. Bu yazı, söz konusu gelişmeleri tahlil etmekte ve Asya’nın yükselişi karşısında bu türden bir maceracılığın kaçınılmaz olarak hezeyana uğrayacağını ve kaybedeceğini ortaya koymaktadır.

Yeni Uydu Projesi: Küresel Gözetleme Kapanı

ABD’nin geliştirdiği yeni nesil uydu sistemleri, sadece iletişim ve navigasyon değil, aynı zamanda hipersonik füze takibi, siber saldırıların uzaydan koordinasyonu ve en kritiği, İran gibi “hedef ülkelerin” füze bataryalarının anlık verilerini toplama (data-bağlama) üzerine kurulu. Projenin özü, düşman hatlardaki her türlü mobil rampayı ve ateşleme dizgesini gerçek zamanlı izleyip, bu verileri kara ve deniz unsurlarıyla paylaşarak bir “uzaydan kalkan” oluşturmak. Bu, Soğuk Savaş’ın Yıldız Savaşları hezeyanını andırsa da, teknolojik olarak daha rafine bir tuzak. Ancak bu tuzak, ABD’nin kendi müttefiklerini de içine çeken bir güven illüzyonu yaratıyor. Zira bu uydu ağı, bağımlılık yaratan bir sistem: Veriyi yalnızca ABD sağlıyor, şifreleri yalnızca Pentagon çözüyor. Bu ağa dâhil olan ülkeler, istihbarat egemenliklerini Washington’a tamamen ipotek etmiş oluyor.

NATO’nun Şubeleşme Fantezisi: İslam, Afrika, Latin Amerika ve Asya

Buna paralel olarak, NATO’nun İslam coğrafyası, Afrika, Latin Amerika ve Asya’da yeni şubeler açma planı, ittifakın aslında bir “küresel jandarma” formatına bürünme çabasıdır. Irak ve Afganistan işgallerinden ders almayan Atlantikçi akıl, şimdi de bölgesel direnç merkezlerini kendi içinde eritmek için “NATO’nun yerel partnerleri” söylemiyle sahaya iniyor. Afrika’da Sahel kuşağında, Latin Amerika’da BRICS’in yükseldiği bir ortamda, Asya’da ise Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) etki alanında böylesi bir genişlemenin karşılık bulması mümkün değildir. Bu adımlar, ABD’nin çok kutuplu gerçekliği bir türlü kabullenemediğinin ve eski imparatorluk refleksleriyle hareket ettiğinin somut kanıtıdır. Tarih, zorla kurulan ittifakların yerel dinamikler karşısında nasıl çözüldüğünü fazlasıyla yazmıştır. “İslam NATO’su” diye sunulan yapı, İslam dünyasının ekseriyeti tarafından yeni bir sömürge mekanizması olarak görülüp reddedilecektir.

Türkiye İktidarına Verilen Rol ve 40 Günlük İran Füze Krizinde Data-Bağlama Densizliği

İşte tam bu noktada, Türkiye’deki iktidara biçilen rol devreye giriyor. Sızdırılan bilgilere ve bölgesel gözlemlere göre, NATO’nun özellikle İslam coğrafyası şubesinde Türkiye’ye bir “model ülke”, hatta “eşbaşkan” misyonu teklif edildiği konuşuluyor. Bu, iktidarın son yıllarda Batı ile yaşadığı tüm söylem krizlerine rağmen, kendisini hâlâ Atlantik sisteminin vazgeçilmez bir unsuru olarak konumlandırma arzusunun bir yansıması. Ne var ki bu arzu, bölgesel gerçeklerle ve Türkiye’nin çıkarlarıyla taban tabana zıt.

Kırk gün boyunca İran’ın balistik füze denemeleri sırasında, ABD’nin uydu verilerine güvenerek İran füzelerini “data-bağlama” (veri izleme ve hedefleme) sürecine dâhil olunduğu iddiaları, iktidarın tehlikeli bir oyuna soyunduğunu gösteriyor. ABD’nin sağladığı anlık uydu verileri üzerinden İran’ın askeri hareketliliğini izlemek ve bu bilgileri NATO şemsiyesi altında paylaşmak, Türkiye’yi doğrudan İran ile askeri bir gerilimin eşiğine getirebilecek, komşusuyla kadim ilişkilerini dinamitleyecek bir densizliktir. Bu, ABD’ye güvenerek yapılan stratejik bir akıl tutulmasıdır. Zira ABD, tarih boyunca hiçbir müttefikine gerçek anlamda güvenlik garantisi vermemiş, aksine her krizde müttefikini ileri karakol olarak kullanmıştır. İran gibi bölgesel bir gücü, üstelik de Asya’nın yükselen güçleriyle (Rusya ve Çin) stratejik ortaklık kuran bir ülkeyi hedef alan bu tür istihbarat paylaşımları, Türkiye’yi bir çatışmanın tam ortasına çekme potansiyeli taşır.

Asya’nın Yükselişi Karşısında Hezeyan ve Mahkûmiyet

Meselenin özü şudur: Dünyanın ağırlık merkezi, geri döndürülemez biçimde Atlantik’ten Asya-Pasifik’e kaymıştır. Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifi, Rusya’nın enerji koridorları, Hindistan’ın teknoloji atılımı, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün güvenlik mimarisi ve genişleyen BRICS+ platformu, yepyeni bir ekonomik ve siyasi ekosistem yaratmıştır. Bu yükseliş, sadece ekonomik verilerle değil, aynı zamanda kurumsal yapılarla da tahkim ediliyor: Asya Altyapı Yatırım Bankası, BRICS’in Yeni Kalkınma Bankası, ikili ticarette ulusal paraların kullanımı, SWIFT alternatifi ödeme sistemleri… Artık hiçbir bölgesel kriz, Asya’nın yükselen güçlerinden bağımsız okunamaz. İran, bu denklemin kritik bir bileşenidir; hem ŞİÖ’nün tam üyesidir hem de Çin’in Kuşak ve Yol güzergâhında kilit kavşak noktasıdır.

ABD’nin uydu verilerine ve NATO şemsiyesine güvenerek İran’a karşı cephe alan bir Türkiye iktidarı, işte bu devasa Asya yükselişini ıskalamış, tarihin rüzgârına karşı pozisyon almış demektir. Bu, stratejik körlükten öte, bir hezeyan halidir. Kendi bölgesinde denge kurabilecek, komşularıyla sıfır sorun ilkesini hayata geçirebilecek bir ülke konumundayken, Türkiye’yi Atlantik’in küresel jandarmalığına yedeklemek, iktidarın hem seçmenine anlattığı “yerli ve milli” söylemiyle çelişmekte hem de ülkeyi geri dönüşü zor bir bağımlılık zincirine vurmaktadır.

Tarih, imparatorlukların ve ittifakların boşa kürek çektiği anlarla doludur. ABD’nin yeni uydu projesi ve NATO’nun İslam, Afrika, Latin Amerika ve Asya şubeleri kurma hevesi, çok kutuplu dünyanın dinamikleri tarafından er ya da geç boğulmaya mahkûmdur. Bu mahkûmiyetin ortakları ise enkazın altında kalmaya adaydır. Türkiye iktidarı, kırk günlük İran füze krizinde ABD’nin data-bağlama operasyonuna güvenerek yaptığı densizlikle, kendisini bu enkazın tam altına yerleştirmiştir. Oysa Asya’nın yükselişi, hem ekonomik hem de siyasi olarak insanlığın geleceğine yön veren ana akıntıdır. Bu akıntıya karşı duranlar değil, onunla birlikte hareket edenler kazanacaktır. İktidar, ya bu gerçeği idrak edip rotasını komşularıyla iş birliğine, bölgesel denge siyasetine ve Asya’nın yükselen kurumsal mimarisine çevirecek ya da ABD’nin kaybetmeye mahkûm hezeyanlarının figüranı olarak tarihin çöplüğünde yerini alacaktır. Seçim, iktidarın kendisine aittir; lakin bedelini tüm millet ödemektedir.

Kaynakça
· Space Development Agency (SDA), Proliferated Warfighter Space Architecture (PWSA) – Tracking Layer, Resmî Teknik Doküman.
· CSIS (Center for Strategic and International Studies), Space-Based Missile Warning: An Analysis of Next-Generation Architectures, 2023 Raporu.
· Breaking Defense / SpaceNews, SDA’s Tranche 1 Tracking Layer Satellites başlıklı haber ve analizler.
· NATO, NATO 2030: United for a New Era, Reflection Group Raporu, 2020.
· NATO, Partners Across the Globe Programı Resmî Açıklamaları ve Ortaklık Belgeleri.
· Mahmood Mamdani, Good Muslim, Bad Muslim: America, the Cold War, and the Roots of Terror (Türkçesi: İyi Müslüman, Kötü Müslüman: Amerika, Soğuk Savaş ve Terörün Kökleri), 2004.
· USAK / ORSAM, Türkiye-İran İlişkileri ve Bölgesel İstihbarat İşbirliği üzerine rapor ve analizler.
· The New York Times / The Washington Post, Iran Missile Program Satellite Imagery ve US Intelligence Sharing başlıklı soruşturma haberleri (2023-2024).
· Amwaj.media / Al-Monitor, İran iç siyaseti, askeri doktrini ve füze programına dair özgün haber ve analizler.
· Parag Khanna, The Future Is Asian: Commerce, Conflict, and Culture in the 21st Century (Türkçesi: Asya’nın Yükselişi: Küresel Güç Dengeleri ve 21. Yüzyılın Yeni Haritası), 2019.
· BRICS Zirveleri, 2023 Johannesburg Zirvesi Sonuç Bildirisi ve 2024 Kazan Zirvesi Sonuç Bildirisi.
· Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), İran’ın tam üyelik sürecine ilişkin resmî deklarasyon ve belgeler.
· Foreign Affairs / Uluslararası İlişkiler Dergisi, Turkey’s NATO Membership and Strategic Autonomy konulu güncel makaleler.
· İlhan Uzgel – Cenk Saraçoğlu ve benzeri eleştirel akademisyenlerin, Türkiye dış politikasının tarihsel materyalist eleştirisi üzerine çalışmaları.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar