Dünyanın Bağımsız, Demokratik ve Denge Unsuru Caydırıcı ve NATO’suz Güçlü Bir Avrupa’ya İhtiyacı Var

Okuma Süresi:

4–6 dakika
❤️

Küresel jeopolitik mimari, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana en derin yapısal krizini yaşamaktadır. Tek kutuplu Amerikan momentuminin sona erdiği, Çin’in sistemik bir rakip olarak yükseldiği, Rusya’nın revizyonist bir güç olarak sahaya döndüğü ve orta büyüklükteki bölgesel aktörlerin giderek daha iddialı roller üstlendiği bu geçiş çağında, uluslararası sistem bir denge arayışı içinde çalkalanmaktadır. Bu arayışın merkezinde ise, tarihin en büyük ekonomik bloklarından birine sahip olmasına rağmen stratejik özne olamayan Avrupa kıtasının akıbeti yatmaktadır. Bugün dünyanın ihtiyaç duyduğu şey, ne Atlantik ötesi bir hegemonyanın uzantısı ne de yükselen Asya güçlerinin edilgen bir ortağı olan bir Avrupa değildir. Dünyanın ihtiyacı; bağımsız karar alabilen, demokratik meşruiyetini halk iradesinden alan, caydırıcı askeri kapasiteye sahip, NATO’nun kurumsal ataletinden ve hiyerarşik bağımlılığından kurtulmuş, güçlü ve denge unsuru bir Avrupa’dır. Böyle bir Avrupa, yalnızca kıtanın kendi halkları için değil, bütün insanlık için barışın, istikrarın ve çok taraflılığın teminatı olacaktır.

Tek Kutuplu Sıkışmışlığın Küresel Maliyeti

Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD öncülüğünde şekillenen tek kutuplu dünya düzeni, vaat ettiği barış ve istikrarı getirememiştir. Atlantik ötesi gücün NATO şemsiyesi altında sürdürdüğü müdahaleci politikalar, Yugoslavya’dan Afganistan’a, Irak’tan Libya’ya uzanan bir yıkım ve istikrarsızlık silsilesi üretmiştir. Bu müdahalelerin ortak özelliği, Avrupa’nın stratejik çıkarlarıyla örtüşmemesi, hatta çoğu zaman doğrudan Avrupa’nın aleyhine sonuçlar doğurmasıdır. Kontrolsüz göç dalgaları, Akdeniz havzasında derinleşen güvenlik krizleri, enerji arz güvenliğinin baltalanması ve kıtanın doğusunda yeniden alevlenen savaş ateşi, bu Atlantik merkezli maceracılığın Avrupa’ya fatura ettiği bedellerdir. Bugün dünya, ABD ile Çin arasında giderek keskinleşen bir rekabetin gölgesinde iki kutuplu bir sıkışmaya doğru sürüklenmektedir. Bu sıkışma, orta büyüklükteki bütün aktörleri taraf tutmaya zorlamakta, bağımsız diplomatik manevra alanlarını daraltmakta ve çok taraflı kurumları işlevsizleştirmektedir. Dünyanın bu sıkışmadan kurtulması için, iki dev güç arasında köprü değil, bizzat denge unsuru olabilecek bağımsız bir güç merkezine ihtiyacı vardır.

NATO’suz Avrupa’nın Stratejik Rasyonalitesi

NATO, Avrupa güvenliğinin çimentosu olarak takdim edilegelse de, gerçekte kıtanın stratejik özneleşmesini engelleyen en büyük yapısal bariyerdir. İttifakın komuta yapısı, karar alma süreçleri ve tehdit tanımları büyük ölçüde Washington’un küresel önceliklerine endekslidir. Avrupa devletleri, bu yapı içinde egemen karar alıcılar değil, Atlantik ötesi stratejinin taşeronları olarak konumlanmaktadır. NATO’nun genişleme politikaları, Rusya ile yönetilebilir bir komşuluk ilişkisini imkânsızlaştırmış; kıtayı, önlenebilir bir savaşın eşiğine sürüklemiştir. NATO’suz, bağımsız bir Avrupa savunma yapısı ise, kıtanın kendi tehditlerini kendi tanımlamasına, kendi savunma sanayiini kendi inşa etmesine ve kendi diplomatik angajmanlarını kendi çıkarları doğrultusunda belirlemesine imkân sağlayacaktır. Böyle bir Avrupa, Rusya ile gerilimi tırmandıran değil, gerilimi yöneten; Orta Doğu ve Afrika’da müdahaleci değil, istikrar sağlayıcı; Asya-Pasifik’te taraf değil, diyalog ortağı olan bir profil çizecektir. NATO’suz Avrupa, zayıf ve savunmasız değil; aksine, kendi adına karar alabildiği için çok daha güçlü ve saygın bir Avrupa olacaktır.

Caydırıcılığın ve Demokratik Meşruiyetin Birlikteliği

Bağımsız bir Avrupa savunma yapısının temel direklerinden biri, inandırıcı bir caydırıcılık kapasitesidir. Caydırıcılık, saldırganlıkla karıştırılmaması gereken, barışı korumanın en köklü yöntemidir. Avrupa’nın gayri safi millî hasılası, teknolojik altyapısı, beşerî sermayesi ve askeri gelenekleri, küresel ölçekte saygı uyandıracak bir caydırıcılık kapasitesini fazlasıyla karşılayabilecek düzeydedir. Eksik olan, bu kapasiteyi harekete geçirecek siyasi irade ve Atlantik bağımlılığından kurtulma cesaretidir. Caydırıcı bir Avrupa, hiçbir küresel gücün maceracılığına alet olmayacak; kendi güvenliğini kendi imkânlarıyla sağlayabildiği için barışın en güçlü savunucusu haline gelecektir. Bu caydırıcılığın demokratik meşruiyetle taçlandırılması ise, Avrupa’yı diğer büyük güçlerden ayıran en önemli vasıf olacaktır. Halk iradesine dayanan, şeffaf karar alma süreçleriyle yönetilen, parlamenter denetime açık bir savunma yapısı, dünyaya güç ve demokrasinin bir arada var olabileceğini gösterecektir. Bu model, otoriter eğilimlerin yükseldiği bir dünyada, özgürlük ve güvenlik dengesinin sağlanabileceğinin canlı kanıtı olacaktır.

Denge Unsuru Olarak Avrupa’nın Küresel Misyonu

Bağımsız, caydırıcı ve demokratik bir Avrupa, dünya siyasetinde benzersiz bir denge unsuru olarak konumlanacaktır. Bu Avrupa, ne ABD’nin küresel hegemonya projesinin destekçisi ne de Çin ve Rusya’nın otoriter ekseninin ortağı olacaktır. Kendi değerlerine, çıkarlarına ve stratejik aklına sahip bu yeni Avrupa, Afrika’nın kalkınmasında sömürgeci değil ortak, Orta Doğu’da müdahaleci değil arabulucu, Asya’da rakip değil diyalog ortağı, Latin Amerika’da hegemonik değil dayanışmacı bir profil sergileyecektir. Dünyanın çeşitli bölgelerinde yükselen bağlantısızlık talepleri, Atlantik ötesi tahakküme karşı biriken öfke ve çok kutuplu bir dünya özlemi, tam da böyle bir Avrupa’ya alan açmaktadır. Avrupa, bu talebe cevap verdiği takdirde, tarihte ilk kez sömürgeci geçmişiyle yüzleşmiş, askeri gücünü barış için kullanan, demokratik değerlerini evrensel bir esin kaynağına dönüştüren bir medeniyet projesi olarak yükselebilecektir.

Sonuç

Dünya, tarihin en kritik kavşaklarından birinde durmaktadır. Mevcut güvenlik mimarileri tükenmiş, eski ittifaklar işlevsizleşmiş, küresel yönetişim mekanizmaları felç olmuş durumdadır. Bu boşluğu dolduracak, insanlığı yeni bir soğuk savaşın eşiğinden döndürecek, barış ve istikrarı yeniden tesis edecek bir güce ihtiyaç vardır. Bu güç, ne askeri yayılmacılıkla ne ekonomik tahakkümle ne de ideolojik dayatmayla hareket eden bir hegemon olmalıdır. Dünyanın ihtiyaç duyduğu şey; bağımsız karar alabilen, demokratik meşruiyete sahip, caydırıcı kapasitesiyle barışı teminat altına alan, NATO’nun hiyerarşik bağımlılığından kurtulmuş, güçlü ve denge unsuru bir Avrupa’dır. Bu Avrupa’nın inşası, yalnızca kıtanın halklarının değil, bütün dünyanın ortak çıkarıdır. Tarih, Avrupa’ya bu sorumluluğu yüklemekte; Avrupa’nın buna cevap verip vermeyeceği ise önümüzdeki dönemin en belirleyici sorusu olarak önümüzde durmaktadır.

Kaynakça

Biscop, S. (2019). European Strategy in the 21st Century: New Future for Old Power. Londra: Routledge.

Howorth, J. (2007). Security and Defence Policy in the European Union. Basingstoke: Palgrave Macmillan.

Ikenberry, G. J. (2011). Liberal Leviathan: The Origins, Crisis, and Transformation of the American World Order. Princeton: Princeton University Press.

Posen, B. R. (2006). “European Union Security and Defense Policy: Response to Unipolarity?” Security Studies, 15(2), 149-186.

Tocci, N. (2021). “European Strategic Autonomy: What It Is, Why We Need It, How to Achieve It.” Istituto Affari Internazionali, 21(4), 1-25.

Toje, A. (2010). The European Union as a Small Power: After the Post-Cold War. Basingstoke: Palgrave Macmillan.

Waltz, K. N. (1979). Theory of International Politics. Reading: Addison-Wesley.

Witney, N. (2019). “European Strategic Autonomy: Ambition, Reality and the Way Forward.” European Council on Foreign Relations, Policy Brief, 1-15.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar