22 Mayıs 2026’da Resmî Gazete’de yayımlanan bir Cumhurbaşkanı kararıyla İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin faaliyet izninin kaldırılması, Türkiye’de siyasi iktidarın üniversitelere, bilimsel özerkliğe ve akademik özgürlüğe karşı yürüttüğü despotik kampanyanın en karanlık eşiklerinden birini oluşturmaktadır. Bu karar yalnızca bir eğitim kurumunun hukuki varlığına son vermemiş; çeyrek asırlık bir entelektüel birikimi, bini aşkın akademisyenin ve on binlerce öğrencinin emeğini, uluslararası bilim ağlarını ve Türkiye’nin zaten kırılgan olan bilimsel özerklik zeminini hoyratça tahrip etmiştir. Siyasi iktidarın, “hukuki süreç” kılıfının ardına saklanarak sergilediği bu tasarruf, üniversite kurumuna yönelik sistematik bir düşmanlığın, bilim ve özgür düşünce karşısındaki tahammülsüzlüğün en somut ilanıdır.
Üniversite Özerkliği ve Akademik Özgürlüğün Tarihsel-Kuramsal Temelleri
Üniversite, kuruluşundan bu yana iki vazgeçilmez ilke etrafında şekillenmiştir: bilimsel özerklik ve akademik özgürlük. Anıl Çeçen’in 1978 gibi erken bir tarihte vurguladığı üzere, üniversite özerkliği, “üniversitenin kendi organları eliyle yönetilmesi, devlet müdahalesinin sınırlandırılması” anlamına gelir ve bilimsel üretimin ön koşuludur (Çeçen, 1978). Anayasa Mahkemesi’nin 1992 tarihli dönüm noktası kararı ise üniversitelerin “özerkliğe sahip kamu tüzel kişileri” olduğunu, devletin gözetim yetkisinin bu özerkliği ortadan kaldıracak bir müdahaleye dönüşemeyeceğini hükme bağlamıştır (AYM, E. 1991/21, K. 1992/42). Oysa Türkiye’de bu ilke, son yirmi yılda iktidarın eliyle adım adım yok edilmiştir.
Tokay Gedikoğlu’nun kapsamlı incelemesi, Türkiye’de akademik özgürlüğün önündeki yapısal engelleri ve Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) merkeziyetçi karakterinin bilimsel üretim üzerindeki boğucu etkisini ortaya koymaktadır (Gedikoğlu, 2009). Bülent Bingöl ise 1980 sonrası yasal düzenlemelerin, özellikle 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun üniversiteleri giderek devlet bürokrasisinin birer uzantısına dönüştürdüğünü ve siyasi müdahalelere açık hâle getirdiğini tespit etmiştir (Bingöl, 2012). Bu yapısal zayıflık, bugün bir Cumhurbaşkanı’nın tek bir imzayla üniversite kapatabilmesinin hukuki zeminini hazırlamıştır. Saniye Gül Dedeoğlu da akademik özgürlüğün evrensel ölçütlerini hatırlattıktan sonra, Türkiye’de bilim insanlarının hangi mekanizmalarla baskı altına alındığını sistematik biçimde analiz etmiş; özgürlüğün olmadığı yerde üniversitelerin meslek yüksekokuluna indirgenerek araştırma ve eleştirel düşünce işlevini yitirdiğini vurgulamıştır (Dedeoğlu, 2014).
Türkiye’de Üniversitelere Yönelik Sistematik Despotizmin Kökenleri
Bilgi Üniversitesi’nin kapatılması, münferit bir olay değil; kökleri çok daha eskiye uzanan sistematik bir despotizmin son perdesidir. 2016 sonrası ilan edilen Olağanüstü Hâl (OHAL) döneminde yaşanan kitlesel akademik ihraçlar, bu despotizmin ilk büyük dalgası olmuştur. İlknur Özlem Taştan’ın çalışması, OHAL sürecinde üniversitelerin nasıl bir tasfiye aygıtına dönüştüğünü ve akademik özgürlüklerin nasıl ayaklar altına alındığını bütün çıplaklığıyla belgelemektedir (Taştan, 2021). Bu dönemde, hiçbir hukuki dayanağı olmayan gerekçelerle binlerce akademisyenin görevine son verilmiş, üniversiteler birer korku iklimine sürüklenmiştir.
“Barış Bildirisi”ne imza atan akademisyenlerin maruz kaldığı yargısal ve idari baskılar ise, iktidarın eleştirel düşünceye tahammülsüzlüğünü en açık biçimde göstermiştir. Rıdvan Ergün ve Berke Özenç’in kapsamlı hukuki analizi, bu süreçte ifade özgürlüğü, akademik özgürlük ve “devlete sadakat” gibi kavramların nasıl çarpıtıldığını ve Anayasa Mahkemesi’nin dahi akademik özgürlükleri korumakta yetersiz kaldığını gözler önüne sermektedir (Ergün ve Özenç, 2019). Anayasa Mahkemesi’nin 2023 tarihli bir başka kararı, akademik özgürlüğün anayasal güvencelerini ilkesel olarak teyit etse de, bu güvencelerin pratiğe aktarılmasında ciddi bir irade boşluğu bulunduğunu kanıtlamıştır (AYM, E. 2018/117, K. 2023/212). İktidar ise bu boşluğu, üniversiteler üzerindeki despotik denetimini daha da derinleştirmek için kullanmıştır.
Kayyım Eliyle Yürütülen Bilim Düşmanlığı: Bilgi Üniversitesi’nin Kapatılma Süreci
İstanbul Bilgi Üniversitesi’ne giden yolun taşları, Eylül 2025’te Can Holding’e yönelik bir soruşturma bahanesiyle üniversiteye kayyım atanmasıyla döşenmeye başlanmıştır. Oysa hukuk devleti ilkesinin en temel gereklerinden biri olan “sorumluluğun bireyselliği” ilkesi, bir holding yöneticileri hakkındaki iddiaların bütün bir üniversiteyi cezalandırmak için kullanılamayacağını açıkça buyurmaktadır. Burcu Kükner’in “bir hak olarak akademik özgürlük” tartışmasında vurguladığı gibi, akademik özgürlük hem bireysel bir hak hem de kurumsal bir güvencedir; bir üniversiteye yönelik müdahale, yalnızca o kurumdaki bireylerin değil, bütün bilim topluluğunun haklarını ihlal eder (Kükner, 2019). Nitekim kayyım sürecinde araştırma görevlilerinin gerekçesiz işten çıkarılması, keyfî idari atamalar ve akademik programlara yönelik müdahaleler, bu kitlesel hak ihlalinin somut örnekleri olarak kayıtlara geçmiştir. 22 Mayıs 2026’daki kapatma kararı ise bu ihlal zincirinin en uç noktasıdır.
Bu süreç, iktidarın bilime ve özerkliğe bakışını özetleyen bir “yönetim stratejisi”nin ürünüdür. Ahmet Sinan Bilgili’nin kavramsal analizinde gösterdiği gibi, bilimsel özerklik ve akademik özgürlük birbirini tamamlayan iki ilkedir; birine yönelik her saldırı diğerini de doğrudan yaralamaktadır (Bilgili, 2022). Türkiye’de son yirmi yılda yaşananlar tam da bu çifte aşındırma sürecinden ibarettir. Fatma Buğday, iki ayrı çalışmasında bu aşınmanın tarihsel ve yapısal kökenlerini çözümlemiştir. İlk çalışmasında üniversite özerkliğinin Türkiye’deki zayıflama seyrini ele alan Buğday (2023), ikincisinde üniversite ideasının krizini neoliberal dönüşümle ilişkilendirerek, üniversitelerin piyasa aktörleri gibi yönetildikçe özerklik alanlarının daraldığını ve akademik özgürlüğün sözde kaldığını teorik bir çerçeveye oturtmuştur (Buğday, 2026). Esra Eren de Bologna Süreci’nin Türkiye’de nasıl bir bürokratik denetim aracına dönüştürüldüğünü ve üniversitelerin tek tipleştirildiğini analiz ederek bu çözümlemeyi desteklemektedir (Eren, 2023).
Beyin Göçü: Despotizmin Bilimsel Maliyeti
İktidarın bilim ve özerklik düşmanlığının en ağır faturası, ülkenin yetişmiş insan sermayesinin kaybı olmuştur. Füsun Tanrısevdi, “Beyin Göçü mü, Beyin Gücü mü?” başlıklı çalışmasında, Türkiye’den yurt dışına yönelen akademik hareketliliğin dramatik boyutlara ulaştığını, itici faktörlerin başında ise akademik özgürlüğün kısıtlanması, liyakatsiz atamalar ve siyasi baskıların geldiğini ortaya koymuştur (Tanrısevdi, 2019). Filiz Tufan Emini ve Hatice Gürsoy da beş yıllık kalkınma planlarını inceledikleri araştırmada, Türkiye’nin beyin göçünü yapısal bir sorun olarak ele almakta yetersiz kaldığını ve göçün kalıcı bir nitelik kazandığını tespit etmişlerdir (Tufan Emini ve Gürsoy, 2021).
Ufuk Akçiğit’in Türkiye Bilimler Akademisi için hazırladığı kapsamlı diaspora raporu ise beyin göçünün niceliksel ve niteliksel boyutlarını çarpıcı verilerle ortaya koyarak, acil politika değişikliği çağrısı yapmıştır (Akçiğit, 2024). Ne var ki bir üniversiteyi Cumhurbaşkanı imzasıyla kapatmayı “çözüm” olarak gören despotik bir zihniyet, tam tersine beyin göçünü azdıran başlıca aktör konumundadır. Bilgi Üniversitesi’nin kapatılması, bu yapısal sorunu daha da derinleştirecek; Türkiye’yi, bilim insanları için yaşanmaz bir ülke hâline getirecektir.
Uluslararası Akademik İtibarın Çöküşü ve Korku Kültürünün Yaygınlaşması
Kapatma kararının uluslararası yankıları da Türkiye’nin bilimsel itibarı açısından yıkıcı olmuştur. Avrupa Üniversiteler Birliği’nin (EUA) Scholars at Risk ile ortaklaşa yayımladığı 2025 raporu, Türkiye’yi akademik özgürlük ihlallerinin en yoğun yaşandığı ülkeler arasında saymaktadır (EUA, 2025). Scholars at Risk’in aynı yıl yayımladığı iki bağımsız rapor da Türkiye’deki baskı ortamını “karanlık” ifadelerle resmetmektedir (Scholars at Risk, Ekim 2025; Scholars at Risk, Kasım 2025).
Yurt içindeki güncel tespitler de bu tabloyu doğrulamaktadır. Bilim Akademisi’nin 2023 ve 2025 yıllarında yayımladığı akademik özgürlük raporları, üniversiteler üzerindeki siyasi baskının giderek yoğunlaştığını, bilim insanlarının kendilerini sansürlemek zorunda kaldığını ve kurumsal özerkliğin fiilen ortadan kalktığını verilerle ortaya koymaktadır (Bilim Akademisi, 2023; Bilim Akademisi, 2025). Eğitim Sen’in 2026 ara dönem raporu, yalnızca 2025 yılında basına yansıyan 251’den fazla hak ihlali vakası tespit edildiğini, üniversitelerin “bilim yuvası” olmaktan çıkarak birer “korku imparatorluğu”na dönüştüğünü vurgulamaktadır (Eğitim Sen, 2026). Üniversite ve Akademisyenler Derneği’nin (ÜNİVDER) aynı döneme ilişkin raporu ise keyfî ihraçlar, mobbing, soruşturma tehditleri ve güvencesiz çalışma biçimlerinin yaygınlığını belgelemektedir (ÜNİVDER, 2026).
Bu korku iklimi, öğrencileri de derinden etkilemektedir. Olga Selin Hünler’in güncel araştırması, akademik özgürlük yokluğunun ve otosansürün öğrencilerin eleştirel düşünme becerilerini, demokratik katılım alışkanlıklarını ve entelektüel kimliklerini nasıl tahrip ettiğini göstermektedir (Hünler, 2025). Yeşim M. Atamer ile yapılan söyleşide de altı çizildiği gibi, öğrenciler öğrenilmiş çaresizlik ve korku kültürüyle yetişmekte, bu durum demokrasinin geleceği açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır (Atamer, 2024). Boğaziçi Üniversitesi deneyiminden hareketle hazırlanan ilke belgesi ise, aslında bütün Türkiye üniversiteleri için geçerli olan evrensel özerklik ve özgürlük normlarının nasıl hiçe sayıldığını gözler önüne sermektedir (Adaman, 2021).
Sonuç
22 Mayıs 2026’da kapatılan, yalnızca İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin tabelası değil; Türkiye’nin bilimsel birikimi, entelektüel çeşitliliği ve demokratik geleceğidir. Hukuk kılıfına büründürülmüş bu idari tasarruf, gerçekte üniversite kurumuna, özgür düşünceye ve insanlığın ortak bilim mirasına indirilmiş siyasi bir darbedir. İktidarın üniversitelere karşı yürüttüğü bu despotik kampanya, anayasayı, yasaları ve uluslararası sözleşmeleri ayaklar altına almakta; Türkiye’yi bilimden, özerklikten ve eleştirel akıldan yoksun bir karanlığa sürüklemektedir. Bu gidişatın durdurulması, köklü bir zihniyet değişimini, üniversite özerkliğini geri getirecek yasal reformları ve bilim insanlarının özgürce çalışabileceği demokratik bir atmosferin yeniden inşasını zorunlu kılmaktadır. Aksi takdirde, bugün Bilgi’yi kapatan siyasi akıl, yarın Türkiye’nin bilimsel ve demokratik geleceğini bütünüyle karartmaya devam edecektir.
Kaynakça
Çeçen, Anıl. “Üniversite Özerkliği.” Eğitim ve Bilim 3, no. 14 (1978): 3-12.
T.C. Anayasa Mahkemesi. E. 1991/21, K. 1992/42 sayılı karar, 29 Haziran 1992. Resmî Gazete Tarih: 30 Kasım 1992.
Gedikoğlu, Tokay. “Yükseköğretimde Akademik Özgürlük.” Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi 15, no. 57 (2009): 5-34.
Bingöl, Bülent. “Üniversite Özerkliğinin Değişen Tanımı ve Üniversitelerin Yeniden Yapılandırılması.” Ankara Üniversitesi SBF Dergisi 67, no. 1 (2012): 39-76.
Dedeoğlu, Saniye Gül. “Akademik Özgürlük ve Üniversite Özerkliği.” Yaşar Üniversitesi E-Dergisi 9, no. 34 (2014): 5887-5906.
Ergün, Rıdvan ve Berke Özenç. “Anayasa Mahkemesi’nin Barış Bildirisi Kararı: İfade Özgürlüğü, Akademik Özgürlük ve Devlete Sadakat Kavramı Çerçevesinde Bir İnceleme.” Anayasa Hukuku Dergisi 8, no. 16 (2019): 289-332.
Kükner, Burcu. “Bir Hak Olarak Akademik Özgürlük: Sınırlar ve Tartışmalar.” İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 10, no. 1 (2019): 177-192.
Tanrısevdi, Füsun. “Beyin Göçü mü, Beyin Gücü mü?” Adnan Menderes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 6, no. 2 (2019): 43-58.
Adaman, Fikret. “Akademik Özgürlük ve Üniversite Özerkliği İlkeleri: Boğaziçi Üniversitesi Deneyimi.” Boğaziçi Üniversitesi ÜYYK Yayınları, 2021.
Taştan, İlknur Özlem. “OHAL Döneminde Türkiye‘de Akademik Özgürlükler.” İnsan Hakları Okulu Yayınları, 2021.
Tufan Emini, Filiz ve Hatice Gürsoy. “Türkiye‘de Beş Yıllık Kalkınma Planlarında Beyin Göçü Olgusu.” Journal of Social and Humanities Sciences Research 8, no. 73 (2021): 2045-2056.
Bilgili, Ahmet Sinan. “Üniversitelerde Bilimsel/Akademik Özerklik ve Özgürlük: Kavramsal Bir Analiz.” Yükseköğretim ve Bilim Dergisi 12, no. 1 (2022): 1-15.
Bilim Akademisi. Akademik Özgürlükler Raporu 2021-2022. İstanbul: Bilim Akademisi Yayınları, Ocak 2023.
Buğday, Fatma. “Üniversite Özerkliği Üzerine Tarihsel Bir İnceleme.” Uluslararası Yönetim Akademisi Dergisi 6, no. 4 (2023): 1015-1032.
Eren, Esra. “Üniversitelerin Neoliberal Dönüşümü: Bologna Süreci ve Akademik Özgürlük.” Eleştirel Pedagoji Dergisi, no. 67 (2023).
T.C. Anayasa Mahkemesi. E. 2018/117, K. 2023/212 sayılı karar, 7 Aralık 2023. Resmî Gazete Tarih: 10 Mart 2024.
Akçiğit, Ufuk. Türkiye Akademik Diaspora Raporu: Beyin Göçünden Beyin Gücüne. İstanbul: TÜBA Yayınları, 2024.
Atamer, Yeşim M. ile Söyleşi. “Türkiye‘de Akademik Özgürlüklerin Hâl-i Pür Melali.” Reflektif Journal of Social Sciences 5, no. 3 (2024): 487-508.
Bilim Akademisi. Akademik Özgürlükler Raporu 2024-2025. İstanbul: Bilim Akademisi Yayınları, Şubat 2025.
European University Association (EUA). Free to Think 2025: Report of the Scholars at Risk Academic Freedom Monitoring Project. Brüksel: EUA Publications, Ekim 2025.
Hünler, Olga Selin. “Academic Freedom and Patterns of Self-Censorship in Turkey.” Philosophy & Social Criticism 51, no. 8 (2025): 1123-1145.
Scholars at Risk. Free to Think 2025: Annual Report on Attacks on Higher Education. New York: SAR Publications, Ekim 2025.
Scholars at Risk. SAR 2025 Annual Report. New York: SAR Publications, Kasım 2025.
Buğday, Fatma. “Üniversite İdeasının Krizi ve Özerkliğin Aşınması: Tarihsel Kökenlerden Neoliberal Dönüşüme Kavramsal Bir Analiz.” Eleştirel Pedagoji Dergisi, no. 79 (Mart 2026).
Eğitim Sen. 2025-2026 Yükseköğretim Ara Dönem Raporu. Ankara: Eğitim Sen Yayınları, Şubat 2026.
ÜNİVDER (Üniversite ve Akademisyenler Derneği). Üniversitelerde Hak İhlalleri Raporu 2025. İstanbul: ÜNİVDER Yayınları, 2026.




Bir yanıt yazın