Pekin Buluşması Nedir, Ne Değildir?

Okuma Süresi:

4–7 dakika
❤️

Ne Olmadığından Yola Çıkarak: Yalta’dan Çok Uzak Bir Ticaret Meclisi

Pekin buluşmasının mahiyetini doğru kavramak için, onu Şubat 1945’teki Yalta Konferansı’yla karşılaştırmalı bir okumaya tabi tutmak aydınlatıcı olacaktır. Yalta, iki kutuplu bir dünyanın doğum belgesiydi; Roosevelt, Churchill ve Stalin, mağlup düşmanın topraklarını ve nüfuz alanlarını, aralarındaki ideolojik uçuruma rağmen, somut ganimet paylaşımı mantığıyla bölüştüler. O masada oturanlar, birbirlerine mutlak askeri zaferle dayanmış, cetvelle sınır çizmeye muktedir muzaffer komutanlardı. Pekin’deki tablo ise bunun tam zıddıdır: ortada ne mutlak bir zafer ne de mağlup edilmiş bir düşman vardır; yalnızca, Ukrayna ve İran sahalarında yürütülen yıpratma savaşlarının karşılıklı olarak tükettiği, bu tükenişin yarattığı ortak endişenin gölgesinde bir araya gelen iki tedirgin ve kırılgan devasa aygıt söz konusudur.[^1] Bu buluşma, yeni bir dünya düzeninin ilanı değil, mevcut küresel düzensizliğin kontrolden çıkmaması için yapılan bir hasar tespit toplantısıdır.

Yalta’nın perde arkasında, Churchill’in bir sigara paketinin arkasına çiziktirdiği yüzdeliklerle Avrupa’nın kaderi tayin edilirken, o günün küreselcilik anlayışı, ideolojik kamplara bölünmüş bir dünyada nüfuz alanı yönetimiydi. Pekin’de ise masaya yatırılan, ganimet değil, bizzat neoliberal küreselleşmenin ördüğü karşılıklı bağımlılık ağının kopma riskidir. Trump’ın, askeri stratejistler yerine dünyanın en büyük 30 şirketinin CEO’suyla gelmesi ve “Lütfen yüzde yüz karşılıklı olsun, rica ediyorum” diyerek adeta yalvarması, bu buluşmanın bir paylaşım anlaşması değil, bir “müflis tüccar diplomasisi” olduğunu tescil etmektedir. Bu, 1945’in ideolojik kamplara dayalı bölgeselciliğinden tamamen farklı olarak, 21. yüzyılın hiper-küreselleşmiş kapitalizminde, paylaşım savaşlarının daha kontrollü bir evresine geçişin protokolüdür. Protokolün ruhu, zafer kazanmak değil, sistemin ayakta kalmasını sağlamaktır.

Nükleer Gölgenin Dayattığı Mutabakat: Savaşamamanın Stratejisi ve Kurumsal Çatlaklar

Pekin buluşmasının ikinci “ne değildir” hattı, bunun klasik bir ittifak veya stratejik ortaklık ilanı olmadığıdır. Soğuk Savaş’ın dehşet dengesi, nükleer silahların kullanım değerini sıfırlayarak büyük güçler arası doğrudan savaşı irrasyonelleştirmişti; günümüzde ise bu yapı, konvansiyonel savaşın da belirli bir eşiğin ötesinde imkânsızlaştığını göstermiştir. Ukrayna’da Rus ordusunun, İran cephesinde ise Batı destekli vekillerin yaşadığı tıkanma ve pahalı silah sistemlerinin ucuz İHA’lar karşısındaki aczi, “savaşamama” halini stratejik bir veriye dönüştürmüştür.[^2] Bu yeni stratejik veri, ittifak sistemlerindeki yapısal çatlaklarla birleşmektedir: NATO, ortak bir tehdit tanımı yapamadığı için stratejik bütünlükten yoksun kalmış; Avrupa Birliği ise enerji krizi ve Almanya-Fransa eksenindeki stratejik uyuşmazlık nedeniyle bölgesel bir güvenlik aktörü olma iddiasını şimdilik kaybetmiştir.

Bu kurumsal felç hali, Pekin buluşmasının taraflarını da bağlamaktadır. Şi’nin Tukidides Tuzağı’na yaptığı atıf, savaşın kader olmadığını ilan ederken, aslında karşılıklı bir aczi teslim etmektedir. Zira ne ABD, Hint-Pasifik’te Çin’i çevrelemeye çalışan AUKUS gibi dar kapsamlı güvenlik pakılarını tam teşekküllü bir askeri ittifaka dönüştürebilmiş, ne de Çin, Rusya ve Kuzey Kore ile Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) bünyesinde NATO benzeri eşgüdümlü bir savunma mekanizması kurabilmiştir. BRICS ise ortak bir güvenlik şemsiyesi olmaktan ziyade, mevcut küresel finansal mimariye bir alternatif değil, onun içinde bir manevra alanı yaratma girişimidir. Dolayısıyla Pekin buluşması, ne bir NATO zirvesi ne de bir ŞİÖ istişaresidir; tarafların, kurumsal ittifakların iflas ettiği bir ortamda, savaşın imkânsızlığını ikili düzeyde yönettikleri, dozajı ayarlanmış bir diplomatik ritüeldir.

Tedarik Zincirlerinin Demokrasiden Üstünlüğü: Burjuvazinin Küresel Zaferi

Pekin buluşmasının ne olduğuna dair en kritik tespit, bu temasın devletler arası diplomasi değil, küresel burjuvazinin müşterek çıkarlarının ulusal hükümetlere dayatılması olduğudur. 1980’lerden itibaren dünya ekonomisine hâkim olan neoliberal paradigma, yalnızca sermayenin önündeki engelleri kaldırmakla kalmamış, aynı zamanda devletlerin savaş kararlarını da dolaylı olarak disipline eden bir mekanizma yaratmıştır. Serbest piyasa, tedarik zincirlerinin kesintisiz işlemesini ve kâr hadlerinin korunmasını talep eder; nükleer bir çöplük veya topyekûn bir savaş ekonomisi, kapitalizmin bu varoluşsal mantığıyla bağdaşmaz. Amerikalı, Çinli, Avrupalı ya da Rus olsun, küresel burjuvazinin her kesimi için, üretim araçlarının ve doğanın toptan imhası ufukta belirdiğinde, kendi devletini uzlaşmaya zorlamak bir tercih değil, mutlak bir zorunluluktur.[^3]

Trump’ın heyetinde dünyanın en büyük 30 şirketinin CEO’larının yer alması, bu neoliberal disiplinin en somut dışavurumudur. Bu CEO’lar, yalnızca ticaret yapmayı beklemiyor; aynı zamanda çip yasakları, nadir toprak elementlerine erişim kısıtlamaları ve Tayvan üzerindeki gerilimlerin kendi küresel operasyonlarını tehdit eden boyutlara ulaşmasından duydukları endişeyi de doğrudan Pekin’e taşımışlardır. Şi’nin maskeyi andıran yüzü ve meşhur Buda tebessümü karşısında Trump’ın yaltaklanması, aslında Amerikan devletinin değil, Amerikan sermayesinin Çin pazarına olan yapısal bağımlılığının itirafıdır. Bu buluşma, devlet aklının değil, sermaye aklının ulus-devlet sınırlarını aşan bir zaferi; küreselciliğin, en üst düzeyde, bölgesel ve ulusal güvenlik kaygılarına galebe çalması olarak da okunabilir.

Sonuç: Orta Ölçekli Güçler İçin Yeni Bir Kısıtlar ve Fırsatlar Düzlemi

Pekin buluşması, orta ölçekli güçler için büyüklerin bir tür “kondominyum” (ortak hükümranlık) tesis etme yolunda ilerlediğinin işaretidir. Ne var ki bu yeni kondominyum, 19. yüzyıl sömürge paylaşımlarından veya 20. yüzyılın nüfuz alanı bölgeselciliğinden tamamen farklıdır; coğrafi sınırlarla değil, tedarik zincirleri, teknoloji akışları ve finansal ağlar üzerinden tanımlanacaktır. Tukidides’in dediği gibi, güçlüler yapabileceklerini yapmaya, zayıflar katlanmaya devam edecek; ancak bu kez katlanmanın bedeli, yalnızca toprak kaybı değil, ekonomik ve teknolojik bağımlılık zincirlerine daha sıkı bağlanmak olacaktır.[^4] BRICS ve ŞİÖ gibi yapılar, bu bağımlılığı kırmaktan ziyade, hâlihazırda neoliberal küresel ağa eklemlenmiş ulusal kapitalizmlerin kendi aralarındaki koordinasyon platformları olarak işlev görmektedir.

Bu tablo karşısında, orta ölçekli bir gücün hayatta kalma stratejisi, iç cephesinin ideolojik ve kurumsal sağlamlığına indirgenmektedir. Neoliberal ve diğer çarpık yerel iktisat politikalarının yarattığı toplumsal aşınma, bu sağlamlığı tehdit eden başlıca unsurlardır; oysa kamucu bir devlet ideolojisi ve millî şuur, Lord Palmerston’ın 1848’de ifade ettiği o “ebedi ve sürekli” olan çıkarları kollamanın yegâne aracıdır.[^5] Pekin buluşması, insanlığı felaketin eşiğinden döndürmek için girişilmiş bir ilk hamle olarak görüldüğünde, büyüklerin bu hamlesinin küçükler için partisyonu henüz yazılmamıştır. Tarih, güçlülerin yapabileceklerini yaptığı sayfalarla doludur; fakat asıl mesele, zayıfların katlanmayı reddedip kendi iç bütünlüğünü tahkim ederek, o sayfalarda kendi kaderini yeniden yazma iradesini göstermesidir.

Kaynakça

[^1]: Yalta Konferansı’nın perde arkasındaki pazarlıklar ve Churchill’in yüzdeleri için bkz. Albert Resis, “The Churchill-Stalin Secret ‘Percentages’ Agreement on the Balkans, Moscow, October 1944,” The American Historical Review, Cilt 83, Sayı 2, 1978, s. 368-387.
[^2]: Konvansiyonel savaşın değişen doğası ve asimetrik tehditlerin yarattığı stratejik tıkanma için bkz. David Kilcullen, The Dragons and the Snakes: How the Rest Learned to Fight the West, Oxford: Oxford University Press, 2020, s. 112-145.
[^3]: Küresel burjuvazinin savaş ve barış kararlarındaki rolü üzerine klasik bir Marksist analiz için bkz. Karl Marx ve Friedrich Engels, Komünist Manifesto, 1848, Bölüm I; güncel bir yorum için bkz. Leo Panitch ve Sam Gindin, The Making of Global Capitalism: The Political Economy of American Empire, Londra: Verso, 2012, s. 267-290.
[^4]: Tukidides’in güçlüler ve zayıflar diyalektiğinin modern uluslararası ilişkilere uyarlanışı için bkz. John J. Mearsheimer, The Tragedy of Great Power Politics, New York: W.W. Norton, 2001, s. 42-78.
[^5]: Lord Palmerston’ın 1 Mart 1848 tarihli Avam Kamarası konuşmasının tam metni ve analizi için bkz. Hansard Parliamentary Debates, 3rd Series, Vol. 97, col. 122; ayrıca bkz. Henry Kissinger, Diplomasi, Çev. İbrahim H. Kurt, İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, 2000, s. 85-110.


Turkish Forum AI Soruyor

🤔 Tartışmaya Katılın

Pekin buluşması ne tür bir amaçla gerçekleşmiştir? Buluşmanın temelini ne oluşturur? Orta ölçekli güçler için buluşmanın önemi nedir?


Fikrinizi Paylaşın


Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Turkish Forum AI Analiz Etti

Pekin buluşması, Yalta Konferansı'ndan farklı olarak küresel düzensizliğin kontrol altında tutulması amacıyla yapılan bir hasar tespit toplantısıdır. Buluşma, burjuvazinin küresel çıkarlarının devletlere dayatılmasıyla karakterizedir. Stratejik yapıdaki çatlaklar ve ittifak sistemlerindeki zayıflıklar, buluşmanın temelini oluşturur. Orta ölçekli güçler için yeni bir kondominyum oluşturma yolundaki bir adımdır. Güçlüler ve zayıflar arasındaki ilişkinin değişen dinamiklerine odaklanır.

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar