AK Parti İktidarı ve Belediyelerde Yapısal Dönüşüm
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 3 Kasım 2002 genel seçimleriyle başlayan iktidar dönemi, Türkiye’de yerel yönetimlerin işleyişinde köklü bir dönüşüme sahne olmuştur. Parti, 2004 yerel seçimlerinden itibaren belediyelerdeki seçim başarısını istikrarlı biçimde artırmış ve özellikle büyükşehirler başta olmak üzere ülke genelinde belediye yönetimlerinde baskın bir konuma ulaşmıştır. Ancak bu niceliksel üstünlük, beraberinde ciddi bir yapısal sorunu da getirmiştir. Parti-devlet bütünleşmesine paralel olarak belediyeler, kamu hizmeti sunan birimler olmaktan çıkarak siyasi patronaj ağlarının merkezine dönüşmüş; ihale süreçleri, imar planları ve personel alımları üzerinden sistematik yolsuzluk mekanizmaları kurumsallaşmıştır.
İçişleri Bakanlığı’nın verileri, AK Partili belediyelerdeki sorunun boyutlarını sayısal olarak ortaya koymaktadır. İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin 29 Mart 2026 tarihli açıklamasına göre, toplam 1298 belediye hakkında soruşturma izni verilmiş olup, bunların 591’i AK Partili belediyelerdir. Aynı açıklamada CHP’li belediyeler için 321, MHP’li belediyeler için 102, DEM Partili belediyeler için 18 soruşturma izni verildiği belirtilmiştir. Bu rakamlar, AK Partili belediyelerin, hakkında en fazla soruşturma izni verilen grup olduğunu göstermektedir. Ancak burada kritik olan husus, soruşturma izni sayısı ile bu izinlerin hukuki sonuç doğurma oranı arasındaki uçurumdur.
AK Partili belediyelere yönelik denetim mekanizmalarındaki en çarpıcı asimetri, büyükşehir belediyeleri düzeyinde kendini göstermektedir. 17 Kasım 2025 tarihi itibarıyla AK Partili büyükşehir belediye başkanları hakkında tek bir soruşturma izni dahi verilmemiştir. Buna karşın aynı dönemde CHP’li 6’sı büyükşehir olmak üzere 26 belediye başkanı hakkında işlem yapılmış ve 24’ü tutuklanmıştır. Bu asimetri, yargı ve idari denetim mekanizmalarının iktidar partisine mensup belediyeleri koruyan bir kalkan, muhalefet belediyelerini ise hedef alan bir silah olarak kullanıldığının en somut kanıtıdır.
Sayıştay’ın 2024 yılı denetim raporları, AK Partili belediyelerdeki usulsüzlüklerin boyutlarını belgelemesi bakımından özel bir önem taşımaktadır. BirGün gazetesinin 6 Kasım 2025 tarihli haberinde vurgulandığı üzere, Sayıştay’ın “ölçülü” raporları bile AK Partili belediyelerdeki usulsüzlükleri gizleyememiştir. Özellikle İstanbul’daki AK Partili Pendik, Güngören ve Bahçelievler belediyelerinde toplam 159 ayrı bulgu tespit edilmesine rağmen bu tespitlerin hiçbiri hukuki yaptırıma dönüşmemiştir. Cumhuriyet gazetesinin 8 Kasım 2025 tarihli haberinde isabetle vurguladığı gibi, bu durum “159 kusur, sıfır işlem” özetiyle ifade edilebilecek bir denetim felcini yansıtmaktadır.
Sayıştay Raporlarında AK Partili Belediyeler: Pendik, Güngören ve Bahçelievler
Sayıştay’ın 2024 yılı denetim raporları, İstanbul’daki üç AK Partili belediyede tespit edilen usulsüzlüklerle, sorunun başkent dışındaki boyutlarını da gözler önüne sermiştir. AK Partili Pendik Belediyesi’ne ait raporda 102 ayrı bulgu tespit edilmiştir. Raporda, belediyenin yapılandırılmış alacakları ile muhasebe kayıtları arasında 963 bin 340 liralık fark bulunduğu ve bu farkın nedeninin açıklanamadığı belirtilmiştir. 31 Aralık 2024 itibarıyla, ilçede işgal altında bulunan 132 taşınmazın tahliye edilmediği tespit edilmiş; bazı kişilere ait alacakların tahsil edilmediği ve yapı ruhsatı olmayan binalardan emlak vergisi alınmadığı da raporda yer almıştır.
Güngören Belediyesi için 29 ayrı bulgu tespit edilmiştir. Rapora göre, imar uygulamaları sonucu belediyeye bağışlanan taşınmazların muhasebe kayıtları yapılmamıştır. Denetim, ayrıca ilçede ruhsatsız işletmelerin faaliyetlerine izin verildiğini ve bu işletmelerin uzun süredir kontrolsüz şekilde faaliyet gösterdiğini ortaya koymuştur. Raporda, indirim hakkı bulunmayan kişilere emlak vergisi indirimi uygulandığı, belediyenin gelir kayıplarına yol açan bu uygulamanın yıllardır sürdüğü belirtilmiştir. Belediye tarafından kiraya verilen taşınmazların kira bedellerinin tahsil edilmemesi ve ecrimisil uygulanmaması da dikkat çeken bulgular arasındadır.
Bahçelievler Belediyesi’ne ilişkin Sayıştay raporunda ise 28 bulguya yer verilmiştir. Belediye bütçesinden yapılan temsil ve ağırlama harcamalarının mevzuata aykırı olduğu, harcamaların belgelendirilmesinde ciddi eksiklikler bulunduğu tespit edilmiştir. Belediyeye ait taşınmazların kira sözleşmelerinin süresi dolmasına rağmen yenilenmediği, bazı taşınmazların fiilen kullanılmasına karşın herhangi bir kira bedeli tahsil edilmediği belirlenmiştir. Ayrıca belediye şirketine yapılan kaynak aktarımlarının muhasebeleştirilmesinde hatalar bulunduğu ve belediye bütçesinden şirkete aktarılan tutarların denetime kapalı bir alan oluşturduğu vurgulanmıştır.
Bu üç belediyeye ilişkin Sayıştay bulgularının ortak özelliği, tespit edilen usulsüzlüklerin büyük ölçüde yaptırımsız kalmasıdır. 102, 29 ve 28 olmak üzere toplam 159 ayrı bulgu tespit edilmesine rağmen, bu tespitlerin hiçbiri için adli veya idari bir işlem başlatılmamıştır. Bu durum, AK Partili belediyelerdeki usulsüzlüklerin yalnızca mali disiplinsizlikten ibaret olmadığını, aynı zamanda denetim mekanizmalarının sistematik biçimde işlevsizleştirildiğini göstermektedir. Sayıştay raporlarına yansıyan bu bulgular, iktidar partisine mensup belediyelerin denetimden muaf tutulduğu bir “dokunulmazlık rejiminin” varlığına işaret etmektedir.
Elazığ Belediyesi: AK Parti Döneminde Sistematik Usulsüzlükler
AK Partili Elazığ Belediyesi, Sayıştay’ın 2024 yılı denetim raporunda en ağır eleştirilere muhatap olan belediyelerden biri olarak öne çıkmaktadır. AK Partili Belediye Başkanı Şahin Şerifoğulları’nın yönetimindeki belediyede, ihalelerin maliyet hesaplamalarından personel görevlendirmelerine, temsil-ağırlama harcamalarından spor kulübüne yapılan yardımlara kadar pek çok alanda mevzuata aykırı işlemler yapıldığı saptanmıştır. Raporda, belediyenin mali disiplininin bozulduğu, kaynakların etkin kullanılmadığı ve kamu zararına yol açabilecek uygulamaların sürdüğü ifade edilmiştir.
Sayıştay denetçileri, Elazığ Belediyesi’nin mal alımlarında “yaklaşık maliyetin gerçekçi belirlenmediğini” tespit etmiştir. Birim fiyatlar üzerinden yapılan piyasa araştırmalarıyla toplam maliyetin hesaplandığı, bu durumun kamu kaynaklarının verimsiz kullanılmasına yol açtığı kaydedilmiştir. Park ve Bahçeler Müdürlüğü ile Destek Hizmetleri birimlerinde yapılan konteyner, laminat cam, mobilya ve elektrik malzemesi alımlarında bu yöntemin kullanıldığı vurgulanmıştır. Gerçekçi olmayan maliyet hesaplamaları, ihale süreçlerinin şeffaflığını ortadan kaldırmakta ve belirli tedarikçilere haksız kazanç aktarılmasına zemin hazırlamaktadır.
Raporda en dikkat çekici bulgulardan biri, bazı mal ve hizmet alımlarında teknik şartnamelere binek otomobil, bilgisayar ve cep telefonu temini şartı konulmasıdır. Denetçiler, “Yapılan işle veya alınan hizmetle ilgisi olmayan kalemlerin ihalelere dahil edilmesi, rekabeti engelleyici ve maliyeti artırıcı bir uygulamadır” ifadelerine yer vermiştir. Bu uygulama, belediye ihalelerinin yalnızca hizmet alımı için değil, aynı zamanda belediye yönetiminin ve ilişkili kişilerin kişisel ihtiyaçlarının karşılanması için de kullanıldığını göstermektedir. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na açıkça aykırı olan bu yöntem, kamu kaynaklarının nasıl yağmalandığının somut bir örneğidir.
Elazığ Belediyesi’ndeki bir diğer yapısal usulsüzlük, ihalelerin parasal limitlerin altına bölünerek doğrudan temin yoluyla gerçekleştirilmesidir. Sayıştay raporunda, belediyenin bazı alımlarda ihaleleri kısımlara bölerek doğrudan temin yöntemini istismar ettiği ve böylece Kamu İhale Yasası’nın rekabet ve şeffaflık ilkelerini fiilen devre dışı bıraktığı belirtilmiştir. Bu yöntem, belediye ihalelerinin belirli bir müteahhit grubuna verilmesini ve bu müteahhitler eliyle siyasi patronaj ağlarının beslenmesini mümkün kılmaktadır. Elazığ örneği, AK Partili belediyelerdeki yolsuzluk mekanizmalarının ne denli sistematik ve kurumsallaşmış olduğunu gözler önüne sermektedir.
Melih Gökçek Dönemi: 23 Yıllık Dokunulmazlık ve Sistemli Yağma
Melih Gökçek’in 1994-2017 yılları arasında sürdürdüğü Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı, AK Partili belediyelerdeki yolsuzluk ve siyasi mafyalaşma olgusunun en somut ve en kapsamlı örneğini teşkil etmektedir. Gökçek, 23 yıllık başkanlığı boyunca hakkında 40’a yakın suç duyurusu dosyası birikmesine rağmen ifadeye dahi çağrılmamış; yalnızca altı suç duyurusuna konu kamu zararı toplamının 2,8 milyar TL olduğu öğrenilmesine karşın, hiçbir dosya için soruşturma izni alınamamıştır. Gökçek dönemi, “İsraf ve talanın sembolü” olarak nitelendirilmiş; adrese teslim ihaleler, belirli kişi ve kurumlara sağlanan ayrıcalıklar ve belediye iştirakleri üzerinden yürütülen kayıt dışı finansman mekanizmalarıyla anılmıştır.
Gökçek dönemine ilişkin yolsuzluk iddialarının en somut belgelerinden biri, Sayıştay’ın Dikmen Vadisi 3. Etap satışlarına ilişkin tespitleridir. Sayıştay, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin Kuzu-Ulubol İnşaat’a ihale ettiği 117 milyon 400 bin TL bedelli projede, taksitle yapılan satışların geri ödemelerinde vade farkı alınmaması veya eksik tahsil edilmesi ile gecikme cezasının uygulanmaması nedeniyle toplam 69 milyon 999 bin 651 TL kamu zararı oluştuğunu tespit etmiştir. Buna rağmen Sayıştay, konunun İçişleri Bakanlığı tarafından da incelendiği gerekçesiyle, 4 Nisan 2013 tarihinde karara bağladığı dosyayı İçişleri Bakanlığı’ndan istenen yazı gelinceye kadar “hüküm dışı bırakmış”, iki üyenin karşı oyuna rağmen oy çokluğuyla seçim sonrasına ertelemiştir. Bu erteleme, denetim mekanizmalarının siyasi iktidar lehine nasıl manipüle edildiğinin çarpıcı bir örneğidir.
Gökçek döneminde belediye iştirakleri üzerinden yürütülen usulsüzlükler de dikkat çekicidir. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin iki iştiraki üzerinden yapılan ve usulsüz olduğu gerekçesiyle suç duyurularına konu olan işlemler arasında, Gökçek’in 2012 yılında 9 milyon TL’ye özelleştirdiği BEL-YA şirketinin değerinin 26,7 milyon TL olduğunun tespit edilmesi yer almaktadır. Değerinin çok altında satılan bu şirket aracılığıyla kamu zararı oluşturulmuş, ancak bu işlem de diğerleri gibi yaptırımsız kalmıştır. Mansur Yavaş idaresindeki ABB yönetiminin Gökçek dönemine yönelik hazırladığı suç duyuruları dosyaları, usulsüzlüğün boyutunu gözler önüne sermesine rağmen, adli makamlar tarafından işleme konulmamıştır.
Gökçek hakkındaki dosyaların akıbeti, AK Partili belediyelere yönelik denetim dokunulmazlığının en sembolik örneğidir. 40’a yakın suç duyurusu dosyasından 11’inde iddianame düzenlenmiş, ancak hiçbir dosyada adli yaptırım veya tutuklama kararı olmamıştır. Henüz 5 dosya derdest durumdadır. Soruşturma izni alınamayan bazı dosyalar için Danıştay’a itiraz başvurusunda bulunulduğu öğrenilmiştir. BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre, Gökçek hakkında “İhaleye fesat karıştırmak” ve “Görevi kötüye kullanmak” suçlamalarıyla yapılan başvuru dosyaları adliye raflarında tozlanmıştır. Bu tablo, AK Partili belediye başkanlarının, partilerinin iktidar gücü sayesinde nasıl bir dokunulmazlık zırhına kavuştuklarını tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır.
Belediye Şirketleri ve Patronaj Ağları
AK Partili belediyelerdeki yolsuzluk ve siyasi mafyalaşma olgusunun omurgasını, belediye şirketleri ve bu şirketler üzerinden yürütülen patronaj ağları oluşturmaktadır. Belediye iştirakleri, kamu ihale mevzuatının denetiminden kaçınmak için kullanılan başlıca araçlar olarak işlev görmekte; personel alımları, mal ve hizmet alımları bu şirketler üzerinden gerçekleştirilerek kamu ihale mevzuatının kapsamı dışında bırakılmaktadır. Sayıştay raporlarında ortaya konduğu üzere, birçok AK Partili belediyede ihaleler kısımlara bölünerek aynı tedarikçilere verilmekte, doğrudan temin yöntemi istismar edilmekte ve kamu kaynakları siyasi sadakat karşılığında dağıtılmaktadır.
Belediye şirketleri üzerinden yürütülen patronaj ağlarının en somut örneklerinden biri, AK Partili belediyelerin el değiştirmesi sonrasında gün yüzüne çıkan usulsüzlüklerdir. 31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından AK Partiden CHP’ye geçen belediyelerde, önceki döneme ait yolsuzluk iddiaları ifşa olmuştur. Örneğin Çekmeköy Belediyesi’nde seçimlerin hemen öncesinde, 19 Mart’ta yüksek meblağlı bir ihalenin sözleşmesi imzalanmıştır. Bu tür “seçim öncesi acele ihale” pratikleri, belediye kaynaklarının siyasi iktidar değişmeden önce belirli müteahhit gruplarına aktarılmasını amaçlayan sistematik bir stratejinin parçasıdır.
AK Partili belediyelerdeki patronaj ağları, yalnızca ihale süreçleriyle sınırlı kalmayıp, personel istihdamına da uzanmaktadır. Sayıştay’ın 2024 yılı denetim raporlarında, birçok AK Partili belediyede personel alımlarında liyakat yerine siyasi sadakatin esas alındığı, belediye kadrolarının partiye eleman yetiştirme ve istihdam sağlama aracı olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Özellikle belediye iştirakleri üzerinden yapılan işe alımlarda, mülakat süreçlerinin şeffaf olmadığı ve işe alınan kişilerin siyasi bağlantılarına göre belirlendiği belirtilmiştir.
Gazeteci Murat Ağırel’in 19 Kasım 2024 tarihli yazısında gündeme getirdiği üzere, AK Partili belediyelerdeki ihale yolsuzlukları, yoksulluğun temel sebeplerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Ağırel, yolsuzluğun “fakirden alıp zengine vermenin anahtarı” olduğunu vurgulamış ve belediye ihaleleri üzerinden yürütülen kaynak transferinin toplumsal eşitsizliği derinleştirdiğine dikkat çekmiştir. Belediye şirketleri üzerinden yürütülen patronaj sistemi, kamu kaynaklarının belirli bir siyasi ve ekonomik elit grubuna aktarılmasının kurumsallaşmış mekanizması haline gelmiştir.
Yahşihan Belediyesi: Rüşvet ve İmar Vurgunu
Kırıkkale’nin Yahşihan ilçesinde AK Partili belediye yönetimine yönelik yürütülen soruşturma, AK Partili belediyelerdeki rüşvet ve mafyatik yapılanmanın en somut örneklerinden birini sunmaktadır. AK Partili eski Belediye Başkanı Osman Türkyılmaz’ın da aralarında bulunduğu 12 şüpheli hakkında “kamu görevlisinin nüfuzunu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına menfaat sağlama” suçlamasıyla işlem yapılmış, Türkyılmaz ve 4 kişi tutuklanmıştır. İddianameye göre Türkyılmaz, bir konut projesinin inşaatını durdurmak için 25 Mart 2023’te inşaatı mühürlemiş, ardından nüfuzunu kullanarak müteahhitten maddi menfaat talep etmiştir.
Yahşihan’daki rüşvet mekanizmasının en dikkat çekici yönü, tapu kayıtlarının nasıl manipüle edildiğidir. İddianamede, yolsuzluk yaparak bedelsiz alınan yedi dairenin tapularının akrabaların ve ilişkili kişilerin üzerine yapıldığı ayrıntılı olarak belgelenmiştir. Tapu kayıtlarına göre dairelerden biri Ülkü Toksoy’un oğlu Kemal Toksoy adına, ikisi TSK’de Yarbay rütbesiyle görev yapan Aydın Ü. adına, biri İbrahim Aktuğ’un kayınpederi adına, ikisi gazeteci Murat Tanır adına ve biri de Türkyılmaz’ın kasası olduğu iddia edilen Tayfun Arslan adına kaydedilmiştir. Bu denli detaylı bir tapu operasyonu, yolsuzluk ağının ne kadar örgütlü ve sistematik biçimde yürütüldüğünü göstermektedir.
Yahşihan Belediyesi’ndeki yolsuzluğun içeriği, belediye başkanının sahip olduğu imar ve denetim yetkilerini nasıl bir şantaj ve rüşvet aracına dönüştürdüğünün kusursuz bir örneğidir. İddianameye göre, görüşmeler neticesinde biri dubleks olmak üzere yedi dairenin Türkyılmaz ve ilişkili kişiler adına verilmesi kararlaştırılmış ve mühür kaldırılarak inşaatın devam etmesi sağlanmıştır. Belediye başkanının inşaat mühürleme yetkisini rüşvet koparmak için kullanması, kamu gücünün kişisel çıkar aracına dönüştürülmesinin tipik bir örneğidir. Bu yöntem, belediye başkanlarının yalnızca ihale ve bütçe süreçlerinde değil, aynı zamanda imar ve ruhsat gibi temel belediye hizmetlerinde dahi usulsüz çıkar mekanizmalarının parçası haline geldiğini göstermektedir.
Yahşihan’daki soruşturma, AK Partili belediyelerdeki yolsuzlukların yaptırıma uğradığı ender örneklerden biri olması bakımından da önemlidir. Bakan Çiftçi’nin açıkladığı 591 soruşturma izni arasında, Yahşihan Belediyesi fiilen işlem yapılan ve belediye başkanı tutuklanan sayılı AK Partili belediye arasında yer almaktadır. CHP’li Milletvekili Gökan Zeybek’in Meclis’te yaptığı konuşmada da vurguladığı gibi, 31 Mart 2024’ten sonra AK Partili belediyelere yönelik “şafak vakti operasyon” yapılmamış; yalnızca Yahşihan Belediye Başkanı hakkında bir görevden uzaklaştırma kararı alınmıştır. Bu durum, AK Partili belediyelere yönelik soruşturmaların büyük ölçüde kağıt üzerinde kaldığını göstermektedir.
Sedat Peker İfşaları ve Siyasi Mafya Olgusu
AK Partili belediyelerdeki siyasi mafyalaşma olgusunun en çarpıcı biçimde gün yüzüne çıktığı süreçlerden biri, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in 2021 yılında başlayan video ifşalarıdır. Peker, yayımladığı videolarda AK Partili yöneticiler, belediye başkanları ve bürokratlarla olan ilişkilerini, belediye ihalelerinin organize suç örgütlerine nasıl aktarıldığını ve kamu kaynaklarının suç faaliyetlerinin finansmanında nasıl kullanıldığını detaylı biçimde anlatmıştır. Bu ifşalar, belediye yönetimleri ile organize suç örgütleri arasındaki iç içe geçmiş ilişkiler ağını kısmen de olsa gözler önüne sermiştir.
Sedat Peker’in ifşaları, belediye ihale sisteminin bir tür “mafya ekonomisine” dönüştüğünü ortaya koymuştur. Videolarda, belediye ihalelerinin belirli suç örgütlerine aktarıldığı, bu örgütlerin ihale bedelinin bir kısmını siyasi aktörlere komisyon olarak aktardığı ve sistemin karşılıklı çıkar ilişkisi üzerine kurulu olduğu iddia edilmiştir. Özellikle İstanbul ve çevre illerdeki belediyelerde, ihalelerin “kayıt dışı para” akışının merkezinde yer aldığı vurgulanmıştır. Fikri Sağlar’ın 18 Mayıs 2021 tarihli değerlendirmesinde belirttiği gibi, İstanbul’da oluşan kayıt dışı paranın bölüşümü konusunda yaşanan çatışmalar bu ifşaların temelini oluşturmuştur.
Siyasi mafya olgusunun bir diğer boyutu, AK Partili belediyeler ile bazı organize suç örgütleri arasındaki koruyucu-kollayıcı ilişkisidir. Sedat Peker videolarında, AK Parti yöneticilerinin ricasını kırmayarak “eski vekili karakolda dövdüren” bir yapıdan söz etmiş; bu yapının zaman içinde AK Parti’nin “resmi mafyası” gibi davrandığını iddia etmiştir. Bu iddialar, belediyelerdeki yolsuzluk ve usulsüzlüklerin yalnızca mali suistimallerden ibaret olmadığını, aynı zamanda organize suç ve şiddet unsurlarıyla iç içe geçmiş bir yapılanmaya işaret ettiğini göstermektedir.
Sedat Peker ifşalarının en dikkat çekici yönlerinden biri, iddiaların büyük ölçüde soruşturmasız kalmış olmasıdır. Peker’in videolarında isimleri geçen AK Partili siyasetçiler ve belediye başkanları hakkında kapsamlı bir soruşturma başlatılmamış; ifşalar, iktidarın koruyucu şemsiyesi altında örtbas edilmiştir. Bu durum, AK Partili belediyelerdeki siyasi mafya olgusunun yalnızca münferit suç vakalarından ibaret olmadığını, aksine siyasi iktidar tarafından korunan ve beslenen yapısal bir nitelik taşıdığını göstermektedir. İfşaların üzerinden yıllar geçmesine rağmen somut bir hukuki sürecin işlememiş olması, denetim mekanizmalarındaki felcin en somut kanıtıdır.
Yolsuzlukların Örtbas Edilmesi ve Seçici Adalet
AK Partili belediyelerdeki yolsuzluk ve usulsüzlüklerin en kritik boyutu, bu belediyelere yönelik denetim mekanizmalarının sistematik biçimde işletilmemesi ve yolsuzlukların örtbas edilmesidir. İçişleri Bakanlığı verilerine göre, 591 AK Partili belediye hakkında soruşturma izni verilmiş olmasına rağmen, bu izinlerin ne kadarının fiilen hukuki sonuç doğurduğu belirsizdir. AK Partili büyükşehir belediye başkanları hakkında tek bir soruşturma izni dahi verilmemiş olması, soruşturma izni sayısının tek başına anlamlı bir gösterge olmadığını ortaya koymaktadır. Diken’in 23 Nisan 2026 tarihli haberine göre, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, soruşturma izni verilen belediyelerden 677’sinin AK Partili olduğunu açıklamıştır.
Denetim mekanizmalarındaki asimetrinin en çarpıcı örneği, Melih Gökçek dosyalarının akıbetidir. Gökçek, 40’a yakın suç duyurusu dosyası, yalnızca altı dosyaya konu 2,8 milyar TL’lik kamu zararı iddiası ve Sayıştay’ın tespit ettiği onlarca usulsüzlüğe rağmen ifadeye dahi çağrılmamıştır. Buna karşın, CHP’li İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, “yolsuzluk” gerekçesiyle tutuklanmış ve hakkında kapsamlı bir soruşturma yürütülmüştür. Bu asimetri, yargının iktidar partisi lehine bir dokunulmazlık alanı yaratırken, muhalefete karşı bir baskı aracı olarak kullanıldığının en somut kanıtıdır.
Örtbas mekanizmalarının bir diğer boyutu, bilirkişi ve denetim raporlarının manipüle edilmesidir. BirGün gazetesinin 24 Eylül 2025 tarihli haberinde ortaya konduğu üzere, Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik operasyonlara dayanak oluşturan bilirkişi raporunda imzası bulunan kişinin, Melih Gökçek ile ilgili 13 dosyaya verilen takipsizlik kararlarında da görev almış olması, denetim süreçlerindeki çıkar çatışmasını gözler önüne sermektedir. Aynı bilirkişinin Gökçek dosyalarında olumlu rapor yazması, buna karşın CHP’li Mansur Yavaş yönetimindeki belediyeye yönelik operasyonlara dayanak oluşturacak raporlar hazırlaması, denetim sisteminin siyasi iktidarın ihtiyaçlarına göre nasıl eğilip büküldüğünü göstermektedir.
AK Partili belediyelerdeki yolsuzlukların örtbas edilmesinde, İçişleri Bakanlığı’nın soruşturma izni yetkisi kritik bir filtre işlevi görmektedir. 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca, belediye başkanları hakkında cezai soruşturma açılabilmesi için İçişleri Bakanlığı’nın izni gerekmektedir. Bu idari vesayet mekanizması, özellikle AK Partili büyükşehir belediye başkanlarına yönelik şikayetlerin büyük ölçüde sonuçsuz kalmasına yol açmıştır. Soruşturma izni verilmeyen dosyaların sayısının, izin verilenlerden çok daha fazla olduğu tahmin edilmektedir.
Sonuç
AK Partili belediyelerdeki yolsuzluk, rüşvet ve siyasi mafyalaşma olgusu, münferit vakaların ötesinde, iktidar partisi olmanın sağladığı denetim dokunulmazlığıyla beslenen yapısal bir sorundur. Sayıştay’ın 2024 yılı denetim raporları, İstanbul’daki Pendik, Güngören ve Bahçelievler belediyelerinde 159 ayrı bulgu tespit edilmesine rağmen bu bulguların hiçbirinin yaptırıma dönüşmediğini; Elazığ Belediyesi’nde ihale mevzuatının sistematik biçimde delindiğini; Yahşihan Belediyesi’nde rüşvet karşılığı yedi dairenin tapusunun akrabalar üzerine kaydedildiğini belgelemiştir. Melih Gökçek’in 23 yıllık Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı dönemi ise 40’a yakın suç duyurusu dosyası ve 2,8 milyar TL’lik kamu zararı iddiasına rağmen ifadeye dahi çağrılmamış olmasıyla, bu dokunulmazlığın sembolü haline gelmiştir.
Buna karşın, CHP’li belediyelere yönelik yürütülen kapsamlı operasyonlar ile AK Partili belediyelere yönelik denetim mekanizmalarının işletilmemesi arasındaki asimetri, yargı ve idari denetimin siyasi bir silah olarak kullanıldığının en somut kanıtıdır. 591 AK Partili belediye hakkında soruşturma izni verilmesine rağmen yalnızca Yahşihan Belediye Başkanı hakkında bir görevden uzaklaştırma kararı alınmış olması; AK Partili büyükşehir belediye başkanları hakkında ise tek bir soruşturma izni dahi verilmemiş olması, soruşturma izni sayısının tek başına anlamlı bir gösterge olmadığını ortaya koymaktadır. Kalıcı bir çözüm, tüm belediyelerin parti kimliğine bakılmaksızın eşit denetime tabi tutulmasını, Sayıştay raporlarındaki tespitlerin hukuki sonuç doğurmasını ve belediye başkanlarının dokunulmazlık zırhından arındırılmasını gerektirmektedir.
Kaynakça
Artigercek.com. (2024, 7 Nisan). AKP’li belediyeler el değiştirdi, yolsuzluk iddiaları ayyuka çıktı. https://www.artigercek.com
BirGün. (2025, 6 Kasım). Ölçülü raporlar bile usulsüzlüğü gizleyemedi. https://www.birgun.net
BirGün. (2025, 24 Eylül). Operasyonda bilirkişi detayı: Gökçek dönemini aklayan rapor. https://www.birgun.net
Cumhuriyet. (2022, 10 Ocak). Yolsuzluk, FETÖ, rant hepsi var ama… Melih Gökçek’i soruşturacak savcı var mı? https://www.cumhuriyet.com.tr
Cumhuriyet. (2025, 8 Kasım). Sayıştay denetim raporlarında İstanbul’da AKP’li üç belediye için dikkat çekici tespitler var: 159 kusur, sıfır işlem. https://www.cumhuriyet.com.tr
Cumhuriyet. (2026, 2 Nisan). Bakan Çiftçi’nin itiraf gibi açıklaması Meclis’e taşındı: Soruşturma izni verilen 591 AKP’li belediye hangileri? https://www.cumhuriyet.com.tr
Diken. (2026, 23 Nisan). Soruşturma izni verilen belediyelerin 677’si AK Partili, 371’i CHP’li. https://www.diken.com.tr
Evrensel. (2014, 27 Mart). Sayıştay’dan Melih Gökçek’e seçim kıyağı. https://www.evrensel.net
Sözcü. (2025, 5 Kasım). AKP’li belediyede usulsüzlük zinciri… Sayıştay, yolsuzluk alarmı verdi. https://www.sozcu.com.tr
Sözcü. (2026, 6 Nisan). AKP’li büyükşehir belediye başkanlarına tek bir soruşturma izni yok. https://www.sozcu.com.tr
Yurtsever. (2025, 26 Mart). Hakkında tek bir soruşturma açılmayan Gökçek’in yolsuzluk dosyaları kayboldu. https://yurtsever.org.tr



Bir yanıt yazın