Bizim mahalle, daha doğrusu bugün için bizim tam sınırında durduğumuz mahalle (muhafazakâr toplum kesimleri) sanırım Zülfü Livaneli’yi tam olarak tanımıyor.
Asıl adı Ömer Zülfü Livaneli olan ve bugün 80 yaşına merdiven dayamış olan Zülfü Livaneli, bizim eski mahallelinin gözünde, gelişigüzel nitelendirmeyle komünisttir!
Onun için kulak asmamak gerekir!
Muhafazakâr toplum kesimleri, Livaneli’ye genel olarak bu gözle bakar.
Ancak Zülfü Livaneli’nin muhafazakâr toplum kesimlerinde yeterince ve gerçekçi biçimde tanınmadığı açıktır.
En başta söyleyelim ki; evet Zülfü Livaneli, direk Marksist-Leninist ideolojinin savunucusu olarak nitelendirilmese de genel olarak sol, sosyal demokrat ve toplumsal gerçekçi çizgisiyle tanınan bir sanatçıdır.
Kökenleri Artvin’in Yusufeli ilçesinde olan Gürcü bir aileye mensuptur. Dedesi 93 harbinde şehit olmuştur.
Hukukçu olan ve Yargıtay Başkan Vekilliğine kadar yükselen babası Mustafa Sabri Livanelioğlu’nun mesleği gereği Konya Ilgın’da doğmuş, çocukluk yıllarının bir bölümü Amasya’da geçmiştir.
ABD Fairfax Konservatuvarı’nı bitirmiştir.
…
Bu kitabi bilgilerden sonra kendi söyleyeceklerimize gelecek olursak:
Zülfü Livaneli, en başta çok yönlü bir sanatçıdır.
Bestekâr, icracı ve bağlama ustası olarak müzisyen olmasının yanında yazar ve sinemacıdır.
Bu nitelikleri, az çok toplumca bilinen yönleridir.
Ancak bana kalırsa; Zülfü Livaneli, bunların ötesinde bir aydın, bir sosyolog ve düşünce adamıdır.
Hem de ideolojinin esiri olmaksızın tarafsız düşünebilen türden bir düşünce adamıdır Zülfü Livaneli.
Yazdığı kitapların yaklaşık 40 dile çevrilmiş olması, onun uluslararası değerini anlatmaya yeter kanımca.
Onun için dedim ki; “İdeolojinin esiri olmaksızın tarafsız düşünebilen türden bir düşünce adamıdır”
Bunu nereden çıkarıyorum, şu sözlerinden:
Ermeni iddialarını savunanlara hitaben diyor ki: “…O zaman niçin Ermenilerin yanında Balkan Türklerinin, Anadolu Türklerinin, ölen milyonlarca insanın, topraklarından sürülenlerin ızdırabını göz ardı ediyorsunuz. Batılı devletler Osmanlı’yı parçalarken bu ülkenin bütün tebası acı çekti. Ermeniler, Rumlar, Yahudiler. Kabul, ama ölen 5 milyon Osmanlı Müslümanı unutuluyor. Bu haksızlık değil mi?”(1)
Zülfü Livaneli, kitabında, Stalin tarafından Kırım Tatarlarına uygulanan katliamlardan da bahsediyor. Özellikle bizim sınırdaş eski mahalle ahalisi tarafından pek de bilinmeyen ve Kırım Tatarlarının adeta soykırıma tabi tutulduğu “Mavi Alay” konusuna değiniyor.(2)
Zülfü Livaneli’nin en dikkat çeken yanlarından birisi de onun Millet tanımıdır bana göre.
Diyor ki; “(Türk kelimesi) Irk olarak değil, bu kelime katliamlardan kurtularak Anadolu’ya sığınan insanların kurduğu bir koalisyonu anlatıyor. Yeni bir hayat, yeni bir ülke, yeni bir ulus. Yoksa Orta Asya’daki Türk ırkını vurgulamıyor..”(3)
Livaneli’nin bu yaklaşımı, Büyük Atatürk’ün 1930 yılında yazmış olduğu “Vatandaş İçin Medeni Bilgiler” kitabında kullandığı “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” ifadesinin açılımıdır aslında.
Bu Türklük tarifi 1982 anayasasının 66. maddesinde “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” şeklinde ifade edilmiştir ve en doğru tanımdır.
Şeyle düşünelim; çok eskilere gitmeye gerek yok, Türkler Anadolu’ya 11. yüzyılda gelmişlerdir.
Türklerin Anadolu’ya geldikleri sırada bu topraklarda birçok etnik grup vardı.
Türkler Anadolu’ya geldikten sonra bu etnik gruplardan bir kısmı başka ülkelere, başka topraklara göç ettilerse de onların bakiyeleri Türklerin egemenliği altında yaşamaya devam ettiler.
Kimisi diğer gruplar arasında asimile olarak, kimisi öz kimliklerini koruyarak, kimisi de kendilerini gizleyerek.
Ayrıca özellikle Osmanlı döneminde oldukça büyüyen devlet yıkılınca, geri çekildiği topraklarda yaşayan ve Osmanlı’ya hizmet eden, hatta Boşnak, Pomak ve Arnavutlar örneğinde olduğu gibi Müslüman olan bazı etnik unsurlar da Anadolu’ya doğru çekilen devletin (ordunun) peşine takılarak bu topraklara geldiler.
Benzer bir göç hareketi Kafkasya’da ve az da olsa Güney sınırlarımızda da yaşanmıştır.
Dolayısıyla; Türkiye Cumhuriyeti, Anadolu’da yaşamaya devam eden ve Anadolu’ya çekilen ordunun peşine takılarak gelen etnik unsurların da desteği ile kurulmuş bir devlettir.
İşte Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran bu etnik unsurların tamamını ifade etmek üzere, yani İmparatorluktan sonra bir ulus devlet yaratma düşüncesiyle ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halkların tamamını kapsamak üzere “Türk” kavramı millet adı olarak, devletin adı da bu milletin adıyla ifade edilmek üzere “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” olarak benimsenmiştir.
Bu isimler, zorla dayatılmış değildir.
Kader birliği ederek Milli Mücadeleyi veren insanların Millet Meclisi’ndeki temsilcilerinin ortak kararıyla kabul edilmiş ve yasalaşmıştır.
Öyle ya; Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, 23 Nisan 1920’de Millet Meclisi’ni açarken, bütün toplum kesimlerinden ve özellikle bütün etnik unsurları temsil edecek biçimde bir tercihle temsilci çağırmışlardır Ankara’ya.
Devletin ve bu devleti kuran milletin adı o temsilciler vasıtasıyla verilmiştir.
Dolayısıyla; bugün oyun bozanlık ve mızıkçılık yaparak alt kimlikleri öne çıkarmaya çalışmak doğru değildir ve bu tür hareketler, milleti teşkil eden ana unsur tarafından kabul görmeyecektir.
Emperyalistlerin gazına gelmemek, onların kurdukları hain tuzaklara düşmemek gerekir.
Yani en azından Anadolu ve Trakya’dan müteşekkil Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan Türk vatandaşları için kullanılan “Türk” tabiri, ırka dayalı bir tanım değil, kültürel ve politik bir tanımdır.
Nasıl ki; vaktiyle milyonlarca kilometre yüz ölçüme sahip bir coğrafyada hüküm süren Osmanlı döneminde, dini. dili, milliyeti, hatta rengi birbirinden farklı etnik unsurlar bir ailenin adından hareketle “Osmanlı” diye anılmışsa, şimdi de “Türk” diye anılmaktadır.
Olayı böyle anlamak ve anlamlandırmak gerekiyor.
Elbette; insanların bu genel adlandırmaya sadık kalmak ve saygılı olmak kaydıyla, kendi alt kimliklerini ve alt kültürlerini koruma hakları da vardır.
Bu hakka da saygı göstermek gerekir.
_______
1- Livaneli, Serenad, 1. Baskı, Doğan Kitap Yayını, İstanbul, 2011, s, 147.
2- Lianeli, age, s, 148 ve devamı.
3-Livaneli, age, s, 152.





Bir yanıt yazın