Modern dünya siyasetinde “bağımsızlık” kavramı giderek daha karmaşık bir hal almaktadır. Soğuk Savaş’ın bitiminden bu yana, küreselleşme süreçleri ekonomik, siyasi ve kültürel sınırları dönüştürmüş, ulus-devletlerin egemenlik alanlarını yeniden tanımlamıştır. Bu bağlamda, Batı merkezli liberal uluslararası düzenin dışında konumlanan veya ona açıkça meydan okuyan ülkelerin -özellikle Rusya, Çin ve Kuzey Kore’nin- gerçek anlamda bağımsız olup olmadıkları veya küresel sistemden ne ölçüde muaf oldukları önemli bir tartışma konusudur. Bu ülkeler, sıklıkla “otokratik”, “otoriter” veya “Batı karşıtı” olarak etiketlense de, küresel sistemle olan ilişkileri basit bir karşıtlıktan çok daha karmaşıktır. Bu makale, her üç ülkenin de küresel düzene nasıl hem direndiğini hem de onunla iç içe geçtiğini, bağımsızlık iddiaları ile gerçekteki karşılıklı bağımlılıklarını analiz ederek, modern dünyada “tam bağımsızlık”ın mümkün olup olmadığını sorgulamayı amaçlamaktadır.
Çin: Ekonomik Entegrasyon İçinde Stratejik Özerklik
Çin Halk Cumhuriyeti, son kırk yılda küresel kapitalist sistemle bütünleşirken aynı zamanda tek partili komünist yönetimini ve ulusal egemenliğini korumadaki başarısıyla dikkat çekmektedir. Bu durum, onu görünüşte bir paradoks gibi gösterir: Dünyanın ikinci büyük ekonomisi ve en büyük ihracatçısı olan Çin, Batı merkezli finansal kurumların, tedarik zincirlerinin ve teknoloji ağlarının merkezinde yer alır. Çinli şirketler borsalarda işlem görür, ülke trilyonlarca dolar değerinde ABD hazine bonosu tutar ve milyonlarca Çinli öğrenci Batı üniversitelerinde eğitim görmüştür. Bu derin ekonomik ve sosyal entegrasyona rağmen, Çin Komünist Partisi, siyasi kontrolü, ideolojik eğitimi ve internet üzerindeki “Sansür Duvarı” (Great Firewall) aracılığıyla dijital egemenliği sıkı bir şekilde elinde tutmaktadır.
Çin’in bağımsızlık stratejisi, ekonomik büyümeyi ulusal gücün temeli olarak görürken, siyasi sistemi dış etkilerden korumak üzerine kuruludur. “Sosyalist Piyasa Ekonomisi” modeli bu ikili yaklaşımın ürünüdür. Ayrıca, Asya Altyatırım ve Kalkınma Bankası (AIIB) ve Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) gibi projelerle, Çin küresel düzeni alternatif kurumlar ve altyapı ağları yaratarak içeriden dönüştürmeye çalışmaktadır. Dolayısıyla Çin, küresel sistemden muaf değil, onun en önemli paydaşlarından biridir; ancak bu katılımı, uzun vadede sistemi kendi lehine değiştirmek ve Batı’nın hegemonik konumunu zayıflatmak amacıyla şekillendirilmektedir. Bağımsızlık, Çin için izolasyon değil, asimetrik karşılıklı bağımlılık ve stratejik özerklik anlamına gelir.
Rusya: Kaynaklara Dayalı Güç ve Jeopolitik Kırılganlık
Rusya Federasyonu, Soğuk Savaş sonrası dönemde Batı ile entegre olma çabalarının hayal kırıklığıyla sonuçlanmasının ardından, “egemen demokrasi” ve “Rus dünyası” gibi kavramlar etrafında alternatif bir uluslararası kimlik inşa etmeye çalışmıştır. Putin yönetimi, NATO genişlemesini ve renkli devrimleri egemenlik alanına yönelik varoluşsal tehditler olarak algılamış ve Kırım’ın ilhakı, Ukrayna’daki müdahalesi ve Suriye’deki askeri varlığı gibi hamlelerle Batı’nın küresel düzenine açıkça meydan okumuştur. Ancak, bu jeopolitik atakların arka planında, Rusya’nın derin ekonomik kırılganlıkları yatmaktadır.
Rusya’nın ekonomisi büyük ölçüde enerji (petrol ve doğalgaz) ve madencilik ihracatına dayanır. Bu, onu küresel emtia fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı savunmasız kılar. Ayrıca, 1990’larda ortaya çıkan ve devletle yakın bağları olan oligark sınıfı, Rus ekonomisinin yapısını şekillendirmiştir. Bu oligarkların servetleri ve varlıkları genellikle Batılı finans merkezlerinde (Londra, Zürih, Kıbrıs) tutulmakta ve Batılı lüks tüketim mallarına bağımlılık sergilemektedir. Batı’nın 2014’ten sonra ve özellikle 2022’deki Ukrayna işgali sonrası uyguladığı yaptırımlar, Rusya’nın finansal sistemini, teknoloji transferini ve savunma sanayisini hedef alarak, bu karşılıklı bağımlılığın nasıl bir silaha dönüşebileceğini göstermiştir. Rusya, Batı’dan siyasi ve kültürel olarak kopma iddiasında olsa da, ekonomik ve teknolojik olarak (en azından uzun bir geçiş döneminde) alternatifler bulmakta zorlanmaktadır. Bu nedenle, Rusya’nın bağımsızlığı, jeopolitik irade ile yapısal ekonomik bağımlılık arasında gerilimli bir denge üzerine kuruludur.
Kuzey Kore: Aşırı İzolasyonun Dayanılmaz Ağırlığı
Kuzey Kore (Demokratik Halk Cumhuriyeti Kore), Juche (öz-yeterlilik) ideolojisi ve “önce askeri” (Songun) politikasıyla, modern dünyada mutlak bağımsızlık ve kendine yeterlilik iddiasını en uç noktaya taşıyan örnektir. Ülke, kendisini kuşatan uluslararası yaptırım rejimlerine rağmen nükleer silah ve balistik füze programlarını geliştirerek hayatta kalma stratejisi izlemiştir. Bu açıdan, uluslararası hukukun ve küresel ekonomik sistemin normlarından en çok muaf görünen aktör olabilir.
Ancak, bu izolasyon mutlak değildir ve derin bir kırılganlık içerir. Kuzey Kore’nin ekonomisi kronik olarak zayıftır ve gıda güvenliği sorunu yaşamaktadır. İzolasyon politikası, ülkeyi teknolojik geri kalmışlığa mahkum etmiştir. Dahası, bu “bağımsızlık” aslında iki büyük komşusu, Çin ve Rusya’ya stratejik bağımlılık pahasına sağlanmaktadır. Çin, Kuzey Kore’nin en büyük ticaret ortağı ve fiili ekonomik can damarıdır. Rusya ile de enerji ve askeri işbirliği anlaşmaları mevcuttur. Rejim, aynı zamanda, yasa dışı finansal ağlar, siber operasyonlar ve denizaşırı işçiler aracılığıyla küresel sistemi atlatmanın yollarını aramaktadır. Bu, küresel sistemden tamamen kopuş değil, gayriresmi ve çoğu zaman yasa dışı kanallardan sınırlı bir katılım ve manipülasyon anlamına gelir. Dolayısıyla Kuzey Kore bile, hayatta kalmasını sağlayan dış destek mekanizmaları olmadan “tam bağımsızlığını” sürdüremez.
Karşılaştırmalı Analiz ve Bağımlılık Biçimlerinin Çeşitliliği
Bu üç ülkenin analizi, modern dünyada “bağımsızlık” kavramının mutlak bir ikili karşıtlık (bağımsız/bağımlı) üzerinden anlaşılamayacağını göstermektedir. Daha ziyade, her ülke küresel sistemle farklı bir ilişki tarzı geliştirmiş ve bu ilişkiden kaynaklanan kırılganlıkları yönetmeye çalışmaktadır.
· Çin, ekonomik ve kurumsal entegrasyon yoluyla sistemi içeriden dönüştürmeyi hedefleyen, güçlü ve proaktif bir model sergiler. Bağımlılığı çok yönlü ve derindir, ancak bu bağımlılığı güç kaynağına dönüştürmüştür.
· Rusya, jeopolitik ve askeri rekabet alanında bağımsız hareket etme kapasitesini korurken, tek sektörlü ekonomiye (enerji) dayalı yapısal bağımlılık tuzağına düşmüştür. Bağımsızlık iddiası, ekonomik kırılganlıklarla sürekli test edilir.
· Kuzey Kore, aşırı siyasi-ideolojik izolasyon ve nükleer caydırıcılık yoluyla hayatta kalmayı seçmiş, ancak bu, onu hayati kaynaklar için birkaç stratejik müttefike bağımlı hale getirmiş ve ülkeyi kronik bir insani krizin eşiğinde tutmuştur.
Bu çeşitlilik, küresel kapitalist sistemin ve onun siyasi-kültürel normlarının, direnen aktörleri dahi şekillendirdiğini ve onlarla ilişki biçimlerini belirlediğini ortaya koyar. Hiçbir büyük devlet, artık teknoloji, finans, enerji veya bilgi akışlarından tamamen izole bir şekilde refahını ve güvenliğini sağlayamaz. “Tam bağımsızlık”, giderek daha fazla, ancak bir istisna olan Kuzey Kore modelinde olduğu gibi, ağır yoksulluk ve teknolojik gerilik pahasına elde edilebilecek bir durum haline gelmiştir.
Sonuç
Rusya, Çin ve Kuzey Kore, Batı merkezli liberal düzenin hegemonik iddialarına meydan okuma biçimleri ve dereceleriyle birbirinden ayrılır. Ancak, hiçbiri bu küresel düzenden tamamen muaf veya mutlak anlamda bağımsız değildir. Çin sistemle derinden bütünleşirken onu yeniden şekillendirmeye çalışmakta, Rusya jeopolitik hamleleriyle sistemi zorlarken ekonomik olarak ona bağımlı kalmakta, Kuzey Kore ise görünüşte dışında kalsa bile hayatta kalması kritik dış bağlantılara dayanmaktadır.
Modern çağda güç ve egemenlik, artık kapalı sınırlar içinde mutlak özerklikle değil, küresel ağlarla olan ilişkinin nasıl yönetildiği, bağımlılıkların nasıl minimize edildiği ve karşılıklı bağımlılığın nasıl asimetrik bir avantaja dönüştürüldüğü ile ölçülmektedir. Bu üç vaka, “bağımsızlık”ın yalnızca bir retorik veya ideolojik iddia olmadığını, aynı zamanda sürekli bir pratik ve sürekli müzakere edilen bir denge olduğunu göstermektedir. Küresel sistemin dışında kalmanın maliyeti o kadar yüksektir ki, en meydan okuyucu aktörler bile, ilişkilerini koparmak yerine, onları kendi koşullarına göre yeniden tanımlama ve yönlendirme stratejisi izlemek zorunda kalmıştır. Dolayısıyla, 21. yüzyılda gerçek soru, bir devletin küresel düzenden muaf olup olmadığı değil, bu düzenle nasıl bir ilişki kurduğu ve bu ilişkiden ne ölçüde özerklik ve manevra alanı elde edebildiğidir.
KAYNAKÇA
Amsden, A. H. (2001). The Rise of “The Rest”: Challenges to the West From Late-Industrializing Economies. Oxford: Oxford University Press.
Armstrong, C. K. (2013). Tyranny of the Weak: North Korea and the World, 1950–1992. Ithaca: Cornell University Press.
Baev, P. K. (2008). Russian Energy Policy and Military Power: Putin’s Quest for Greatness. London: Routledge.
Bracken, P. (2012). The Second Nuclear Age: Strategy, Danger, and the New Power Politics. New York: Times Books.
Breslin, S. (2011). China and the Global Political Economy. Basingstoke: Palgrave Macmillan.
Çolak, Ö. F. (2021). Jeopolitik ve Güç: Rusya’nın Yeniden Yükselişi. İstanbul: İletişim Yayınları.
Dyer, G. (2014). The Contest of the Century: The New Era of Competition with China. New York: Vintage Books.
Gözen, R. (2020). Uluslararası İlişkiler Teorileri ve Temel Kavramlar. Ankara: Orion Kitabevi.
Kaczmarski, M. (2017). Russia-China Relations in the Post-Crisis International Order. London: Routledge.
Kang, D. C. (2010). East Asia Before the West: Five Centuries of Trade and Tribute. New York: Columbia University Press.
Kırımlı, H. (2022). Kuzey Kore: Juche, Nükleer Silah ve Küresel Tehdit. Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık.
Lankov, A. (2015). The Real North Korea: Life and Politics in the Failed Stalinist Utopia. Oxford: Oxford University Press.
Laruelle, M. (Ed.). (2020). Russian Nationalism: Imaginaries, Doctrines, and Political Battlefields. London: Routledge.
Nye, J. S., Jr. (2011). The Future of Power. New York: PublicAffairs.
Sakwa, R. (2017). Russia Against the Rest: The Post-Cold War Crisis of World Order. Cambridge: Cambridge University Press.
Shambaugh, D. (2013). China Goes Global: The Partial Power. Oxford: Oxford University Press.
Smith, H. (2019). North Korea: Markets and Military Rule. Cambridge: Cambridge University Press.
Trenin, D. (2022). What Is Russia Up To in the Middle East?. Cambridge: Polity Press.
Wang, Z. (2012). Never Forget National Humiliation: Historical Memory in Chinese Politics and Foreign Relations. New York: Columbia University Press.
Zakaria, F. (2008). The Post-American World. New York: W.W. Norton & Company.




Bir yanıt yazın