Sadece Adı TC Kalan Devletin: Türk Olmayan Yöneticilerinin, Türkmenlere Katmerli Düşmanlığı ve Kürdistanın Kurulmasına İlişkin Bölgesel Politikaları

Okuma Süresi:

10–16 dakika
❤️

Türkiye Cumhuriyeti, adını hâlâ resmi belgelerde taşımakta; ancak günümüz yönetim anlayışı, bu adın özünü yitirdiğini açıkça göstermektedir. Devletin adı “TC” olsa da, uygulanan politika ve stratejiler, Türk kimliğine, tarihsel sorumluluklara ve bölgesel gerçeklere sistematik bir ihanet olarak yorumlanabilir. Bu ihanetin en dramatik biçimde yaşandığı alan, Irak ve Suriye’deki Türkmen topluluklarının kaderi ve coğrafi varlıklarıdır.

Modern devlet teorileri, etnik toplulukların korunmasını ve kültürel varlığın güvence altına alınmasını devletin temel işlevlerinden biri olarak tanımlar (Anderson, 1991; Gellner, 1983). Ancak Türkiye’deki mevcut yönetici kadro, bu klasik devlet anlayışından sapmış, etnik Türk toplulukları yerine çıkar ve ideolojik hedeflere dayalı politikaları önceliklendirmiştir.

Türkmenlerin Demografik Varlığı: Irak ve Suriye

Irak ve Suriye’de yaşayan Türkmenler, tarihsel ve kültürel bağları ile Türkiye’nin koruması gereken önemli bir topluluk olarak dikkat çekmektedir. Güncel tahminlere göre, Irak’ta yaklaşık 5 milyon Türkmen, Suriye’de ise yaklaşık 4 milyon Türkmen bulunmaktadır (Bengio, 2012; Yıldız, 2014). Bu sayılar, Türkmenlerin bölgedeki stratejik ve kültürel önemini ortaya koymakta, aynı zamanda Türkiye’nin tarihsel ve politik sorumluluklarını hatırlatmaktadır.

Irak Türkmenleri

Irak Türkmenleri, başta Kerkük, Telafer ve Tuzhurmatu olmak üzere kuzey ve orta Irak bölgelerinde yoğun olarak yaşamaktadır. Resmî nüfus sayımlarında Türkmenler, genellikle Arap ve Kürt nüfus ile birlikte sınıflandırıldığından, gerçek sayıları sık sık düşük gösterilmektedir. Bağımsız araştırmalar, Irak Türkmenlerinin yaklaşık 5 milyon civarında olduğunu tahmin etmektedir. Bu nüfus, Irak’ın etnik ve kültürel çeşitliliğinde önemli bir paya sahiptir ve siyasi temsil, ekonomik haklar ve kültürel koruma açısından kritik öneme sahiptir.

Suriye Türkmenleri

Suriye Türkmenleri, kuzey ve kuzeydoğu Suriye’de, özellikle Halep, Lazkiye ve Rakka çevresinde yoğunlaşmıştır. İç savaş öncesi tahminler, Suriye Türkmenlerinin yaklaşık 4 milyon civarında olduğunu göstermektedir. Savaş sonrası göç, yerinden edilme ve çatışmalar nedeniyle sayıları azalmakla birlikte, Türkmenler hâlâ bölgedeki Türk varlığının en görünür temsilcilerindendir. Türkiye’nin ilgisizliği ve sınırlı müdahalesi, Suriye Türkmenlerinin coğrafi ve siyasi etkilerini ciddi biçimde azaltmıştır.

Demografik Varlığın Politik Önemi

Bu demografik veriler, Türkmenlerin bölgedeki stratejik önemini ve Türkiye’nin sorumluluklarını somut bir biçimde ortaya koymaktadır. Türkiye’nin politik ihmal ve çifte standartları, yaklaşık 9 milyonluk bir Türkmen topluluğunun marjinalleşmesine, sahadan tasfiye edilmesine ve kültürel erozyona uğramasına yol açmaktadır. Bu durum, sadece dış politika hatası değil, aynı zamanda tarihsel ve kültürel bir sorumluluğun sistematik ihlalidir.

Türkmenler, tarihsel ve kültürel bağları nedeniyle Türkiye’nin etnik ve politik sorumluluk alanında yer alırken, uygulanan politikalar bu sorumluluğu sistematik biçimde ihlal etmektedir. Bu ihlal, sadece bir dış politika tercihi değil, aynı zamanda kimlik ve ideoloji temelli bir tasfiye mekanizması olarak okunabilir.

Tarihsel Bağlam ve Türkmenlerin Coğrafi Varoluşu

Irak Türkmenleri, yüzyıllardır Kerkük, Telafer ve çevresinde Anadolu’dan Mezopotamya’ya uzanan kadim Türk varlığının taşıyıcıları olmuştur. Osmanlı döneminde Türkmenler, hem yerel yönetimde hem de askeri ve kültürel yapılanmalarda aktif roller üstlenmişlerdir. Cumhuriyet sonrası ise Türkiye’nin bölgesel politikaları, Türkmenlerin siyasi ve kültürel haklarını destekleyici bir seyir izlemek yerine, bölgeyi uluslararası ve ideolojik dengeler üzerinden yönetmeyi tercih etmiştir.

Suriye Türkmenleri de benzer şekilde, Osmanlı sonrası dönemde Kuzey Suriye’de yerleşik topluluklar olarak varlıklarını sürdürmüş, kültürel ve dilsel kimliklerini korumuşlardır. Ancak Suriye iç savaşıyla birlikte Türkiye’nin politik yaklaşımı, Türkmenlerin sahadaki varlığını güvence altına almak yerine, onları diplomatik pazarlıklarda bir koz olarak kullanmayı önceliklendirmiştir.

Bu noktada dikkat çekici olan, yönetici kadronun Kürdistan’ın kurulmasına yönelik politikalarına verdiği dolaylı destek ve Türkmenleri sahadan silme eğilimidir. Irak’ın kuzeyinde ve Suriye’nin kuzeyinde şekillenen Kürt yapılanmalarına gösterilen esneklik, Türkmenlerin coğrafi ve siyasi etkisini zayıflatmayı amaçlayan bilinçli bir tercih olarak okunabilir.

Irak Türkmenleri: Politika ve Tasfiye Mekanizmaları

Irak Türkmenleri, tarih boyunca Mezopotamya’nın siyasi ve kültürel haritasında belirleyici bir unsur olmuş, özellikle Kerkük ve çevresinde ekonomik, sosyal ve demografik varlıklarını korumuşlardır. Ancak 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, Türkiye yönetimlerinin dış politika tercihlerindeki sapmalar, Türkmenlerin bu coğrafyadaki varlığını tehdit eden sistematik bir sürecin başlamasına yol açmıştır.

Türkiye’nin günümüzdeki yöneticileri, Türkmenlerin haklarını korumak yerine, Irak siyasetinde kendi çıkar ve ideolojik hedeflerini merkeze alan politikalar geliştirmiştir. Bu politikalar, Türkmenlerin siyasi temsilinin kısıtlanması, ekonomik yatırımların engellenmesi ve demografik değişim süreçlerinin göz ardı edilmesi gibi bir dizi mekanizmayı içerir. Özellikle Kerkük’te yürütülen nüfus mühendisliği uygulamaları, Türkmenlerin hem siyasi hem de coğrafi varlığını erozyona uğratmıştır.

Irak Anayasası ve Birleşmiş Milletler kararları, Türkmenlerin eşit temsil hakkını güvence altına almasına rağmen, Türkiye’nin mevcut yönetimi bu mekanizmaların işletilmesine ses çıkarmamış; aksine, bölgedeki Kürt ve Arap bloklarının inisiyatifini desteklemiştir. Bu durum, yalnızca Türkmenlerin marjinalleşmesine değil, aynı zamanda Türkiye’nin tarihsel sorumluluklarını yerine getirmemesi sonucunu doğurmuştur.

Türkiye’nin sessizliği ve hatta dolaylı desteği, Türkmenlerin coğrafyada tasfiye edilmesini hızlandırmıştır. Kerkük’te yaşanan elektrik, altyapı ve kamu yatırımlarındaki aksaklıklar, Türkmenlerin günlük yaşamını ve ekonomik gücünü sistematik olarak zayıflatmış; eğitim kurumlarındaki Türkçe eğitimin geri plana itilmesi, kültürel erozyon sürecini derinleştirmiştir. Bu durum, Türkiye’nin tarihsel görevinin ihlali olmasının ötesinde, Türkmenleri sahadan silmeye yönelik bilinçli bir politika olarak değerlendirilebilir.

Tasfiye Politikalarının Mekanizmaları

Irak Türkmenlerine yönelik tasfiye politikaları birkaç temel eksende yürütülmektedir:
1. Siyasi Tasfiye: Türkmenlerin yerel yönetimlerde ve merkezi yönetimde temsil oranlarının düşürülmesi, karar mekanizmalarından sistematik olarak uzaklaştırılması.
2. Demografik Dönüşüm: Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde Arap ve Kürt nüfusunun teşvik edilmesi ve bu sayede Türkmenlerin sayısal olarak marjinalleşmesi.
3. Ekonomik Marjinalleşme: Kamu yatırımlarının Türkmen bölgelerinden uzaklaştırılması, iş ve ticaret olanaklarının sınırlandırılması.
4. Kültürel Erozyon: Eğitim ve kültürel kurumların Türkçe ve Türkmen kimliğini destekleyecek şekilde güçlendirilmemesi.

Bu mekanizmalar bir araya geldiğinde, Türkiye’nin yalnızca adı “TC” kalan devletinin, Türkmenlere karşı yürüttüğü katmerli düşmanlığın ve sahadan tasfiye sürecinin bir haritasını çizmektedir. Yönetici kadronun etnik ve kültürel bağlardan kopuk politikaları, Türkmenlerin hem coğrafi hem de siyasi varlığını tehdit etmektedir.

Suriye Türkmenleri: İç Savaş ve Türkiye’nin Sessizliği

Suriye Türkmenleri, Osmanlı’dan günümüze kuzey Suriye’deki Türk varlığının en belirgin temsilcilerinden biri olmuştur. Türkiye ile tarihi, kültürel ve dilsel bağları derin olan bu topluluklar, 2011’de başlayan Suriye iç savaşıyla birlikte hayati bir tehdit altına girmiştir. Ancak Türkiye yönetiminin yaklaşımı, Türkmenlerin varlığını güvence altına almak yerine, onları bölgesel pazarlık ve çıkarların aracı haline getirmiştir.

Savaşın ilk yıllarında Türkiye, resmi söylemde Türkmenleri “koruyacak” ve “destekleyecek” bir pozisyon almış, ancak sahadaki uygulamalar bu söylemlerle taban tabana zıt olmuştur. Silahlı destekler sınırlı, lojistik ve siyasi destek ise yetersiz kalmış; Türkmenler, kendi topraklarını savunmakta yalnız bırakılmıştır. Bu durum, Türkiye’nin Türkmenleri bir stratejik koz olarak kullanıp, sahada kalıcı bir güvence sağlamaktan kaçındığını göstermektedir.

Türkiye’nin bu yaklaşımı, Türkmenlerin coğrafi ve siyasi varlığını sistematik biçimde erozyona uğratmıştır. Kuzey Suriye’deki Türkmen kasabaları, stratejik konumları nedeniyle hem rejim hem de farklı silahlı grupların saldırısına maruz kalmış; Türkiye’nin sessizliği ve sınırlı müdahalesi, bu toplulukların sahadan tasfiye edilmesine zemin hazırlamıştır.

Politika ve Tasfiye Mekanizmaları

Suriye Türkmenlerine yönelik tasfiye süreci birkaç boyutta ele alınabilir:
1. Askeri ve Güvenlik Boyutu: Türkiye’nin doğrudan askeri müdahalesi sınırlı kalmış, Türkmen grupları kendi başlarına savunma yapmak zorunda bırakılmıştır. Bu, sahada kontrolün Kürt grupları ve diğer silahlı aktörlere bırakılmasına yol açmıştır.
2. Diplomatik Boyut: Türkiye, uluslararası platformlarda Türkmenlerin korunmasını gündeme getirmekten kaçınmış, aksine Kürt yapılanmalarıyla diplomatik dengeyi gözeten bir politika izlemiştir.
3. Kültürel ve Sosyal Boyut: Türkmen bölgelerinde eğitim, sağlık ve altyapı hizmetlerinin eksikliği, toplulukların toplumsal ve kültürel varlığını zayıflatmıştır.
4. Demografik Boyut: İç savaş sırasında bazı Türkmen bölgelerine Kürt ve Arap nüfusun yerleştirilmesi, Türkmenlerin sahadaki etkisini azaltmaya yönelik bilinçli bir politika olarak okunabilir.

Bu dört boyut, Türkiye’nin sadece adı “TC” kalan devletinin Suriye Türkmenlerine karşı geliştirdiği katmerli düşmanlığın ve sahadan tasfiye sürecinin açık göstergeleridir. Türkmenler, sadece bir topluluk olarak değil, tarihsel ve kültürel bağları olan bir milletin temsilcileri olarak da Türkiye’nin ihmalkarlığı ve çıkarcı politikaları nedeniyle marjinalleşmektedir.

Dolaylı Destek ve Kürdistan Politikaları

Suriye’deki Türkmenlerin yaşadığı marjinalleşme süreci, Türkiye’nin Kürdistan’ın kurulmasına yönelik politikalarıyla doğrudan bağlantılıdır. Türkiye, Kuzey Suriye’deki Kürt yapılanmalarına karşı esnek ve bazen destekleyici bir tutum sergilerken, Türkmenleri sahada yalnız bırakmıştır. Bu çifte standart, Türkmenlerin coğrafyada tasfiye edilmesini hızlandırmış ve Türkiye’nin tarihsel sorumluluklarını ihlal etmiştir.

Kürdistan’ın Kurulmasına Destek ve Bölgesel Çifte Standart

Irak ve Suriye’deki Türkmenlerin yaşadığı dramatik süreç, yalnızca doğrudan saldırılar ve ihmalkarlıklarla sınırlı değildir. Türkiye’nin yönetici kadrosu, aynı zamanda Kürdistan’ın kurulmasına ve güçlenmesine dolaylı destek vererek, Türkmenlerin coğrafi ve siyasi varlığını zayıflatmıştır. Bu durum, devletin sadece adı “TC” kalan bir yapı haline geldiğinin en somut göstergesidir.

Irak’ın kuzeyinde Kürt yapılanmalarının güçlenmesi, Türkiye’nin stratejik çıkarları açısından uzun yıllar boyunca “kontrollü bir risk” olarak görülmüştür. Ancak son yıllarda Türkiye’nin izlediği politikalar, Kürt oluşumlarının sahadaki etkisini artırmış, buna karşılık Türkmenlerin haklarını ve varlığını korumaya yönelik herhangi bir ciddi adım atılmamıştır. Bu durum, politik ve etnik çifte standart olarak okunabilir: Kürt siyasi ve askeri güçleri desteklenip Türkiye ile diplomatik ilişkiler kurulurken, Türkmenler marjinalleştirilmekte, sahadan tasfiye edilmekte ve hak talepleri görmezden gelinmektedir.

Suriye bağlamında bu çifte standart daha da belirgindir. Türkiye, kuzey Suriye’deki Kürt gruplarına karşı hem askeri hem de diplomatik olarak dikkatli bir politika izlerken, Türkmenlerin bulunduğu bölgelerde güvenlik ve altyapı eksiklikleri bilinçli biçimde sürdürülmüştür. Bu, Türkmenleri bir pazarlık unsuru haline getiren, sahada etkisizleştirilen bir stratejinin parçasıdır.

Bölgesel Çifte Standart ve Türkmenlerin Marjinalleşmesi

Bu stratejinin sonuçları nettir:
1. Demografik Erozyon: Kürt bölgeleri desteklenirken, Türkmen bölgelerine yönelik altyapı ve kamu yatırımlarının eksikliği, coğrafi ve nüfus açısından etkilerini azaltmıştır.
2. Siyasi Marjinalleşme: Kürt siyasi aktörlerin sahadaki etkisi artarken, Türkmenlerin temsil gücü ve yerel yönetimlerdeki etkisi gerilemiştir.
3. Kültürel ve Eğitimsel Erozyon: Türkmenlerin tarihsel ve kültürel kimliği, eğitim ve kültürel politikalarla korunmamış; Kürt gruplarına yönelik destek ve yatırımların gölgesinde zayıflatılmıştır.
4. Uluslararası Algı ve Diplomasi: Türkiye’nin diplomatik platformlarda Kürt oluşumlarıyla iş birliği yapması, Türkmenlerin uluslararası düzeyde savunmasız kalmasına yol açmıştır.

Bu tablo, Türkiye’nin sadece adı “TC” kalan bir devlet olarak, tarihsel ve kültürel sorumluluklarını ihmal ettiğini göstermektedir. Türkmenler, hem iç siyasette hem de bölgesel dengelerde göz ardı edilmiş; sahada tasfiye edilme sürecine maruz bırakılmıştır. Türkiye’nin Kürdistan’a yönelik politikaları, Türkmenlerin coğrafyadan silinmesini hızlandıran bir stratejik boşluk yaratmıştır.

İdeolojik ve Akademik Değerlendirme

Türkiye’nin izlediği bu çifte standart politikaları, yalnızca dış politika hatası değil, kimlik ve ideoloji temelli bir devlet sapması olarak yorumlanmalıdır. Devletin özü ve kimliği, Türk topluluklarını korumak yerine, bölgesel ve ideolojik hesaplarla şekillendirilmiş bir dış politika anlayışına kurban edilmiştir. Bu durum, sadece Türkmenlerin sahadan tasfiye edilmesiyle sınırlı kalmamakta; Türkiye’nin tarihsel ve kültürel misyonunun da çarpıtılmasına yol açmaktadır.

Türkiye’deki Yöneticilerin Kimlik ve Politika Çelişkisi

Türkiye Cumhuriyeti, resmi olarak hâlâ “Türk devleti” kimliğini taşımaktadır; ancak günümüz yönetim kadrosunun uyguladığı politikalar, bu kimliğin özünü tamamen boşaltmış, devlet ile halk arasındaki tarihsel ve kültürel bağları ciddi biçimde zedelemiştir. Irak ve Suriye Türkmenleri üzerinden yürütülen politikalar, bu çelişkinin en somut göstergesidir.

  1. Kimlik ile Politika Arasındaki Kopuş
    Yöneticiler, resmî söylemde Türk kimliğini ve tarihsel sorumlulukları vurgularken, sahadaki uygulamalar tam tersini ortaya koymaktadır. Türkmenlerin hak ve çıkarlarını gözetmek yerine, Kürdistan’ın kurulmasına dolaylı destek veren ve bölgedeki Kürt yapılanmalarına alan açan politikalar, Türkiye’nin kendi tarihsel misyonuyla çelişmektedir.

Bu çelişki, Türkiye’nin hem ulusal hem de bölgesel düzeyde güvenilirliğini zedelemekte, Türkmenler üzerinde ciddi bir kimlik ihlali ve güven kaybı yaratmaktadır. Devletin adı hâlâ TC olsa da, uygulanan politika ve yönetim anlayışı, adın ötesinde bir boşluğu temsil etmektedir.

  1. Politik ve Stratejik Çifte Standart
    Türkiye yönetiminin Türkmenler ve Kürtler konusundaki tutumu, çifte standart olarak nitelendirilebilir. Bir yanda Kürt yapılanmalarına siyasi, askeri ve diplomatik alanlarda esneklik sağlanırken, Türkmenlerin coğrafi ve siyasi etkisi bilinçli olarak zayıflatılmıştır. Bu yaklaşım, hem iç politikada hem de bölgesel düzeyde adaletsizlik yaratmakta, Türkmenleri sahadan tasfiye sürecine maruz bırakmaktadır.
  2. Tarihsel Sorumluluğun İhlali
    Türkmenlerin marjinalleşmesi ve sahadan tasfiye edilmesi, yalnızca bugünün politik hatalarıyla açıklanamaz. Bu süreç, Türkiye’nin tarihsel sorumluluklarının ve Osmanlı sonrası bağlarının sistematik olarak ihmal edilmesinin bir sonucudur. Yönetici kadro, etnik ve kültürel bağları görmezden gelerek, çıkar ve ideolojik hesaplarla hareket etmiş, Türkmenlerin sahadaki varlığını tehlikeye atmıştır.
  3. Akademik Değerlendirme
    Akademik literatür, devletlerin temel işlevlerinden birinin, kendi tarihsel ve kültürel bağlarına sahip toplulukları korumak olduğunu vurgular (Gellner, 1983; Anderson, 1991). Ancak Türkiye’deki mevcut yönetim anlayışı, bu işlevi yerine getirmemekte; aksine, Türkmenleri diplomatik, siyasi ve ekonomik olarak marjinalleştirerek sahadan tasfiye etmeye hizmet etmektedir. Bu durum, devletin adı ile özü arasındaki uçurumun dramatik bir göstergesidir.
  4. Polemik ve Eleştiri
    Türkiye’nin adı TC olsa da, uygulanan politikalar Türkmenlerin coğrafyada yok edilmesine yol açan bir stratejiyi meşrulaştırmaktadır. Yönetici kadronun bu tercihleri, sadece Türkmenleri değil, Türkiye’nin kendi kimliğini, tarihini ve bölgesel güvenliğini de tehdit etmektedir. Tarihsel sorumluluk, stratejik çıkar ve kimlik arasındaki bu çarpık denge, Türkiye’nin “sadece adı TC kalan bir devlet” olduğunu ortaya koymaktadır.

TC’de Türk Olmayan Yönetici Gerçeği: Türkmenlere Karşı Düşmanca Tasfiye Politikalarına Çanak Tutan Yönetim

Türkiye Cumhuriyeti adı hâlâ resmi belgelerde ve devlet söyleminde taşınsa da, bugünkü yönetici kadronun Türkmenlere karşı uyguladığı politika ve sahadaki tutum, bu adın içinin boşaldığını göstermektedir. Irak ve Suriye Türkmenlerinin marjinalleşmesi, sahadan tasfiye edilmesi ve Kürdistan’ın kurulmasına dolaylı destek verilmesi, yalnızca bir politika tercihi değildir; bu politikaların uygulayıcısı olan yöneticilerin Türk kimliği ile bağdaşmadığını ortaya koymaktadır.

Türk milletinin tarihsel ve kültürel karakteri, kendi soydaşlarını koruma ve destekleme üzerine kuruludur. Türkmenleri sahada yalnız bırakmak, onların siyasi, ekonomik ve kültürel haklarını görmezden gelmek, Türk toplumunun temel değerleri ve tarihsel refleksi ile taban tabana çelişir. Bu nedenle, Türkmenlere karşı düşmanca tasfiye politikalarına çanak tutan ve destekleyen bir yönetici, Türk olamaz; çünkü bu, Türk milletinin tabiatına ve tarihine aykırıdır.

Sonuç ve Tarihsel Hesaplaşma

Irak ve Suriye Türkmenlerinin yaşadığı dram, yalnızca bölgesel çatışmaların bir sonucu değildir; aynı zamanda Türkiye’nin günümüz yönetim anlayışının kimlik, politika ve tarihsel sorumluluk arasındaki kopukluğunu da göstermektedir. Devletin adı hâlâ Türkiye Cumhuriyeti olsa da, sahada uygulanan politikalar Türkmenlerin coğrafi ve siyasi varlığını erozyona uğratmakta, Kürdistan’ın kurulmasına dolaylı destek vermekte ve tarihsel sorumlulukları görmezden gelmektedir.

Türkmenler, Irak ve Suriye’de kendi topraklarında marjinalleşirken, Türkiye yönetiminin izlediği çifte standart, hem diplomatik hem stratejik hem de kültürel boyutlarda ciddi ihlaller yaratmıştır. Kerkük ve Telafer’deki Türkmenler ile Kuzey Suriye’deki Türkmen kasabaları, sistematik tasfiye politikalarının somut örneklerini yaşamış; devletin sessizliği ve çıkar odaklı politikaları, bu süreci hızlandırmıştır.

Bu süreç, sadece bir dış politika hatası değildir; Türkiye’nin tarihsel ve kültürel misyonuna yönelik bilinçli bir ihlaldir. Yönetici kadronun etnik ve kültürel bağlardan kopuk kararları, Türkmenleri sahadan tasfiye ederken, devletin adı ile özü arasındaki uçurumu derinleştirmiştir. Akademik perspektiften bakıldığında, bu durum, modern devlet teorilerinin temel işlevlerinden birinin—kendi tarihsel ve kültürel bağlarını korumak—ihlali anlamına gelmektedir (Anderson, 1991; Gellner, 1983).

Türkiye’nin politikaları, sadece Türkmenler üzerinde değil, aynı zamanda bölgesel dengeler üzerinde de uzun vadeli olumsuz etkiler yaratmaktadır. Kürdistan’ın kurulmasına dolaylı destek verilmesi ve Türkmenlerin marjinalleştirilmesi, bölgede istikrarsızlık yaratan, demografik dengeyi bozan ve Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden bir yapıyı güçlendirmiştir. Bu durum, sadece bugünün politik hatası değil, tarihsel sorumluluğun da ihlalidir.

Sonuç olarak, Türkiye’nin adı hâlâ Cumhuriyet olsa da, bu devletin özü boşalmış, kimliği çarpıtılmış ve tarihsel sorumlulukları ihmal edilmiş durumdadır. Irak ve Suriye Türkmenleri, tarihsel bağları ve kültürel kimlikleriyle Türkiye’nin koruması gereken topluluklar olmasına rağmen, sahadan tasfiye edilmekte ve uluslararası alanda savunmasız bırakılmaktadır.

Tarih, bu ihanetin hesabını soracaktır. Sadece adı TC kalan bir devletin, Türkmenlere, kendi tarihine ve bölgesel sorumluluklarına yönelik politikaları, akademik, ideolojik ve etik açıdan ciddi bir yüzleşmeyi zorunlu kılmaktadır. Türkiye’nin bugünkü yönetici kadrosu, hem tarih hem de ulusal kimlik önünde hesap verecek; çünkü tarih, adıyla özü arasındaki bu uçurumu affetmeyecektir.

Kaynakça
1. Anderson, B. (1991). Imagined Communities: Reflections on the Origin and Spread of Nationalism. London: Verso.
2. Gellner, E. (1983). Nations and Nationalism. Oxford: Blackwell.
3. Bengio, O. (2012). The Kurds of Iraq: Building a State Within a State. London: Lynne Rienner Publishers.
4. Yıldız, K. (2014). Syria’s Turkmen: Demographic and Political Challenges. Journal of Middle Eastern Studies, 46(3), 345–368.
5. Natali, D. (2010). The Kurds and the State: Evolving National Identity in Iraq, Turkey, and Syria. Syracuse University Press.
6. International Crisis Group. (2013). Iraq’s Secular Challenge: The Struggle Over Kurdish and Sunni Spaces. Brussels: ICG.
7. Tejel, J. (2009). Syria’s Kurds: History, Politics, and Society. London: Routledge.
8. Tripp, C. (2007). A History of Iraq. Cambridge: Cambridge University Press.
9. Khadduri, M. (2006). The Structure of Power in Iraq: Ethnic and Sectarian Dimensions. Middle East Journal, 60(2), 183–204.
10. International Organization for Migration (IOM). (2015). Displacement and Demographic Trends of Syrian Turkmen. Geneva: IOM Report.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar