İRAN TÜRKLERİ – 124

Okuma Süresi:

3–4 dakika
❤️

Yusuf Kahramanpur (Ġehremanpur) (1919-2009), Sulduz/Karapapak Türklerinin çok zengin folklor ürünlerini derleyip “Ferheng-i Âme Él Ġarapapa€” adlı eserinde yayımlamıştır (Ġehremanpur 1385/2006)

Günümüz Sulduz Karapapaklarının en ünlü şairi İsmail
Behramî (d. 1949)’dir. Behramî sadece Sulduz Krapapak
edebiyatında değil bütün İran Türk edebiyatı içerisinde
önemli bir yere sahiptir. Onun şiirleri Türkiye’de bazı dergi
ve antolojilerde yer almıştır.

Türkçe şiir yazdığı için öğretmenlik görevinden el çektirilen Behramî, Tebriz Zıraat fakültesi toprak bölümünü bitirerek tekrar görev almış. Yine aynı sebepten görevden uzaklaştırılmıştır. Küçük bir kulübede dilekçecilik yapan şair, “Armağan-ı Azerbaycan” ve “Nevid-i Azerbaycan” gazetelerinde yazmaktadır.

Sulduz Karapapaklarından çok önemli bir şair de Perviz Muhammedî80 (d. 1956)’dir. Doktorasını “Sadî’nin Bosta ve Gülistan Eserlerinin Sosyolojik Yönden İncelenmesi” konusunda yapan ve 2002 yılında doktor unvanı alan Perviz, bir taraftan üniversitelerde öğretim üyeliği yaparken bir taraftan da şairliğini devam ettirmektedir. Şiirlerini Türkçe ve Farsça yazmaktadır. Şiirlerinde İran Türklerinin millî meselelerini konu edinen şair, şiirlerini serbest tarzda yazmaktadır. “Sulduz Şiir ve Edebiyat Encümeni”nin aktif üyelerindendir.

2.2.5. 1979 İslâm Devrimi Sonrası İran Türk Edebiyatı

1979 İran İslâm Devrimi, İran Türkleri için çok önemli kavşak noktalarından biri olmuştur. Bu devrim bütün ülke insanlarını bu cümleden İran Türklerini her yönüyle etkilemiştir. 1979 İran İslâm Devrimi ile İran Cumhuriyet rejimi yıkılmış, yerine “İran İslâm Cumhuriyeti” adlı “İslâmî” bir rejim tesis edilmiştir. Ülkenin
siyasetten ekonomiye, sosyal hayattan eğitim öğretime, basın yayından giyim kuşama kadar her şeyi değiştirilmiştir. Çok uluslu bir toplum olduğu hâlde, hatta Türkler çoğunluğu teşkil ettiği hâlde, ülke yönetiminde Fars dili, kültürü ve kimliği esas alınmıştır. Yapılan anayasanın 19. maddesinde ülke vatandaşlarının ırk, dil,
etnik grup ve kabile ayrımı yapılmaksızın eşit olduğu; 15. maddesinde, diğer etnik grupların dilleri ile de okullarda eğitim yapılabileceği ön görülmüştür. Diğer yandan Humeynî, İran Türkleri başta olmak üzere İran halklarının özerk devlet kurabileceklerini de vaad etmiştir. Ne var ki, Humeynî yazılı ve sözlü olarak vaad edilen bu hakları uygulamaya koymaya imkân vermemiştir. Humeynî yönetimi, 22 Eylül 1980’de başlayan İran-Irak Savaşı yıllarında birliğe ihtiyaç olduğunu bahane ederek Şiratmedarî gibi pek çok muhalif lideri ortadan kaldırmıştır. Diğer yandan da başta Rafsancanî olmak üzere Fars milliyetçisi Şiî ulemadan oluşan İran “Derin Devleti”ni oluşturmuş ve sözde İslâmî rejimi, Pan-İranist adı altında Pan-Farsist kimliğe büründürmüştür. Meselenin üzerinden 30 yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen İran halklarının dilleri, kimlikleri ve özerklikleri hakkında bir arpa boyu yol alınmaması bunu açıkça göstermektedir. Şu var ki, Pehlevî yönetimine nazaran
kısmî bir basın yayın ve Türkçe konuşma serbestliği sağlanarak birkaç yudumluk soluk aldırılmıştır.

18 Eylül 1988’e kadar sekiz yıl süren bu savaş süresince dünyayı izleyip gözleme imkânı bulamayan İran şair, yazar ve gazetecileri ekseriyetle savaş edebiyatı ile meşgul olmuşlardır.
Sovyetler Birliği dağılmadan iki yıl önce Kuzey ve Güney Azerbaycan Türkleri arasında artan hasretliğin, görüşme ve buluşma isteğinin aşırı coşması, hatta taşması üzerine bu coşkuyu engellemenin mümkün olamayacağını anlayan Moskova ve
Tahran yönetimleri, sınıra çekilen tel örgüleri, diğer bir adı ile demir perdeyi kaldırma kararı almış, yıllardır birbirlerine hasret kalan kardeşlerin, hısım akrabaların Aras üzerinden gönüşmesine imkân verilmiştir. Bu tarihi kavuşmanın gerçekleştiği tarih olan 31 Aralık 1989 günü “Dünya Azerbaycanlılarının Dayanışma Günü”, Azerbaycan Türkçesi ile “Dünya Azarbaycanlılarının Hemreylik Günü” ilan edilmiştir.

18 Ekim 1991 günü Kuzey Azerbaycan’ın Sovyetler Birliği’nin
boyunduruğundan kurtulup bağımsızlığını ilân etmesi, İran Türklerinin millî duygularını ve bağımsızlık arzularını bir kat daha artırmıştır. Yıllardır hayal ettikleri azadlık (hürriyet) ve bağımsızlığı kardeşlerinin tadmasından büyük sevinç ve heyecan duymuşlardır. Tabiî ki bütün bu gelişmeler edebî eserlere yansımıştır.

Bu dönemde gerçekleşen önemli bir olay da İran Türk aydınlarının, İran Cumhurbaşkanı’ndan ana dilleri Türkçe ile yayın yapma haklarını talep etmeleridir.

1998 yılının ilk günlerinde Prof. Dr. Cevat Hey’et, Hasan Raşidî, Prof Dr. Hamid Muhammedzâde, Kerim Meşruteçi, Seyyide Hamide Reiszâde, Ekber Azad Ali Babalu, Behzad Behzadî, Hasan Mecidzâde, Rübabe (Nuşin) Musevî, Mir Hidayet Hisarî, Mehmet Ali Ferzane, Hüseyin Mehmet Hani (Güneyli), Prof. Dr. Mehmet
Takî Zehtabî gibi İran Türklerinin yazar, şair ve ilim adamlarından oluşan 64 kişilik bir grup, İran Cumhurbaşkanı Muhammet Hatemî’ye bir mektup göndererek, İran Anayasası’nın 15. ve 19. maddelerinin uygulanmasını, ana dilleri Türkçe ile yayın
yapma haklarının verilmesini istemişlerdir.

Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar