ABD emperyalistleriyle yatağa girenden insan çıkmaz; Türkiye örneğinde çoğu zaman bir iktidar refleksi, bir yönetme alışkanlığı, en nihayetinde zülüm çıkar. Çünkü bu yatak yalnızca dış politika tercihi değil, iç düzenin nasıl kurulacağının da talimatıdır.
Türkiye’de iktidar, yıllardır bu yatağa “milli çıkar” yorganını çekerek giriyor. Sabah kalkınca kameraların karşısına geçip “bağımsız dış politika” anlatıyor, gece ise Washington’un saatine göre uyuyor. Bağımsızlık burada bir söylem; bağımlılık ise pratik. Aradaki farkı halka ezberletmek için bolca hamaset, bolca düşman icat ediliyor.
ABD ile kurulan bu ilişki bir çelişkiler seremonisi. Bir gün “emperyalizm” lanetleniyor, ertesi gün aynı emperyalizmin askeri üsleri kutsal emanet gibi korunuyor. Bir gün “yerli ve milli” deniyor, ertesi gün ekonomi IMF hayaletiyle terbiye ediliyor. Bir gün “dik durduk” manşetleri atılıyor, ertesi gün o diklik diplomatik notlarla törpüleniyor.
Hicvin en acı tarafı burada: ABD’yle kurulan bağ ne kadar derinleşirse, içerideki baskı o kadar artıyor. Çünkü dışarıya karşı verilen tavizlerin bedeli içeride ödetiliyor. Emperyalizme “uyumlu” bir iktidar, halka karşı sertleşmek zorundadır. Zira halk sorgular; Washington ise yalnızca ister.
Bu yüzden Türkiye’de zülüm, çoğu zaman dış politikadaki “stratejik ortaklıkların” iç politikadaki karşılığıdır. Polis copunda NATO standardı, ekonomik kemerde ABD reçetesi, medyada ise Pentagon sessizliği vardır. Hepsi “istikrar” adına yapılır. İstikrar, burada iktidarın koltuğunun sabit kalması demektir; halkın hayatının değil.
ABD emperyalizmi iktidarı sevmez aslında; itaatkâr yöneticiyi sever. Bugün alkışladığını yarın gözden çıkarır. Ama bizimkiler bu gerçeği bilmezden gelir; çünkü yatak sıcak, çıkar kısa vadelidir. Oysa tarih defalarca göstermiştir: Emperyalizmin dostu olmaz, sadece kullanım süresi vardır.
Ve sonunda tablo tamamlanır: Dışarıda boyun eğiş, içeride kibir. Dışarıda sessizlik, içeride gürültü. Dışarıda imza, içeride gözaltı. ABD’yle yatağa giren iktidar, uykusunu halkın huzurundan çalar.
Sonuç mu? İnsan çıkmaz, evet. Adalet çıkmaz. Merhamet hiç çıkmaz. Ama zülüm düzenli, sistemli ve “devlet aklı” kılıfına sokulmuş halde çıkar.
Türkiye’nin meselesi ABD değildir yalnızca; ABD’yle kurulan bu gönüllü bağımlılığı “kader” diye yutturanlardır. Emperyalizmin yatağından kalkmadan halka özgürlük anlatanlar, ancak zülmün masalcısı olabilir.




Bir yanıt yazın