Bir Yatak, İki Ego: Trump–Erdoğan Arasında Zülmün Diplomatik Tarihi

Okuma Süresi:

2–3 dakika
❤️

ABD emperyalistleriyle yatağa girenden insan çıkmaz; Trump’la Erdoğan’ın aynı denklemde buluştuğu yerde ise kurumsal ciddiyet hiç çıkmaz, bolca ego, bolca keyfilik ve düzenli zülüm çıkar. Bu ilişki devletler arası bir ittifaktan çok, iki liderin kişisel heveslerinin jeopolitik kostüm giymiş hâlidir.

Trump siyaseti bir emlak pazarlığı sandı, Erdoğan ise devleti uzun süredir şahsi iktidar alanı. Biri “America First” dedi, diğeri “ben yaptım oldu”. İkisi de kurumları sevmedi, hukuku ayrıntı saydı, insan haklarını ise basın bülteni gürültüsü olarak gördü. Hal böyle olunca Washington–Ankara hattı bir diplomasi masası değil, iki adamın telefon hattına dönüştü.

Hiciv tam burada başlar: Trump bir tweet atar, dolar zıplar; Erdoğan bir nutuk atar, “dik durduk” manşeti basılır. Sonra perde arkasında sessiz bir uyum başlar. Rahip krizleri, yaptırım tehditleri, “çok sert mektup”lar… Hepsi gösteridir. Asıl metin alt satırlardadır: “Sen içeride ne yaparsan yap, ben çıkarıma bakarım.”

Trump için Erdoğan “zor ama kullanışlı” bir figürdü. Erdoğan için Trump “öngörülemez ama pazarlığa açık” bir fırsat. Bu karşılıklı hoşnutsuzluk, tuhaf bir uyum yarattı. Emperyalizm bazen kurumsal olmaz; bazen doğrudan karakterle çalışır. Bu dosyada karakterler uyumluydu: sabırsız, buyurgan ve alkışa aç.

Bedel mi? Her zamanki gibi halka kesildi. Trump’ın tehditkâr dili Türkiye’de daha fazla baskının gerekçesi oldu. “Dış güçler saldırıyor” anlatısı, içerdeki her itirazı bastırmak için kullanıldı. Erdoğan’ın içerde kurduğu sert düzen ise Trump’ın umurunda olmadı; yeter ki NATO sarsılmasın, üsler çalışsın, pazarlık kapısı açık kalsın.

Zülüm böyle doğar: Washington’da keyfi bir tweet, Ankara’da kalıcı bir korku. ABD emperyalizmi kaba saba bir liderle de gayet iyi anlaşabilir; yeter ki karşısındaki de kendi halkına karşı aynı hoyratlıkta olsun. İnsan hakları raporları çekmeceye girer, “liderler arası iyi ilişki” manşet olur.

İki lider de şunu çok sevdi: Gücü kişiselleştirmek. Trump devleti şirket gibi yönetti, Erdoğan devleti partiye, partiyi kendine bağladı. Kurumlar zayıfladıkça bu ilişki daha “rahat” hale geldi. Çünkü kurallar konuşmaz; insanlar konuşur. Ve bu konuşmaların bedelini konuşamayanlar öder.

Sonuçta Trump gitti, Erdoğan kaldı. Ama geride kalan şey aynı: Emperyalizmle kurulan kişisel yatak, halk için daha dar bir hayat alanı bıraktı. Trump geçiciydi; ama onunla kurulan bu keyfi ilişki biçimi kalıcı hasarlar bıraktı.

Son söz net: Trump–Erdoğan hattı bize şunu gösterdi—emperyalizm bazen tankla değil, telefonla gelir. Ve o telefonu açanlar, kapattıklarında geriye adalet değil, zülüm bırakır.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar