ABD Başkanı Donald Trump’ın Danimarka’ya bağlı Grönland’ı “ABD’nin ulusal güvenliği açısından vazgeçilmez” ilan etmesi, bir diplomatik gaf ya da iç politikaya dönük bir şov değildir. Bu çıkış, NATO’nun fiilen sona erdiğinin, İkinci Dünya Savaşı sonrası Atlantik güvenlik mimarisinin çöktüğünün ve ABD’nin Avrupa’yı artık bir müttefik değil, itaat etmesi gereken bir arka bahçe olarak gördüğünün açık ilanıdır.
Bir NATO üyesi olan Danimarka’nın toprağına yönelik askerî güç ve ekonomik baskı tehdidi, NATO’nun varlık sebebini ortadan kaldırır. ABD’nin Danimarka toprağına saldırması demek; yalnızca NATO’nun kuzey hattının değil, tüm ittifakın çökmesi demektir. Bu, aynı zamanda dünyada yeni bir İskandinav kutbunun –ABD’siz bir Kuzey Avrupa güvenlik mimarisinin– doğuşunun başlangıcı olur. Ve evet, bu senaryo ABD’nin Avrupa’dan kovuluşu anlamına gelir.
NATO’NUN 4. VE 5. MADDELERİ: KAĞIT ÜZERİNDE KALAN EFSANELER
NATO Antlaşması’nın 4’üncü maddesi, bir üyenin güvenliği tehdit altındaysa istişareyi zorunlu kılar. Danimarka açık biçimde “tehdit altındayım” derken NATO Konseyi’nden bağlayıcı, net ve caydırıcı tek bir siyasi tutum çıkmamıştır.
5’inci madde ise daha da vahim bir biçimde kilitlenmiştir. Çünkü NATO, bir üyesinin başka bir üyeyi tehdit ettiği senaryoyu bilinçli olarak gri alanda bırakmıştır. Bu gri alanın adı bugün nettir: ABD dokunulmazlığı.
Grönland krizi, NATO’nun kolektif savunma değil, kolektif suskunluk örgütü hâline geldiğini göstermektedir.
NATO GENEL SEKRETERİ Mİ, ABD’NİN MEMURU MU?
Bu tablonun en çıplak göstergesi NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’dir. Rutte, Trump’ın Grönland’ı ABD’ye katma söylemi karşısında, “Bu konuyu NATO’nun dışında tutmak istiyorum” diyerek tarihsel bir itirafta bulunmuştur:
NATO, ABD’nin çıkarlarına aykırı hiçbir başlıkta konuşamaz.
Rutte, Arktik’in stratejik öneminden söz ederken Çin’i, Rusya’yı ve buz kıran kapasitesini uzun uzun anlatmış; konu Danimarka’nın egemenliğine gelince NATO’yu tartışmanın dışına kaçırmıştır. Bu, tarafsızlık değil; itaattir.
Bugün NATO’nun başında bir genel sekreter değil, Washington’un Avrupa’daki siyasi memuru vardır.
AVRUPA’NIN CESARETSİZLİĞİ VE STRATEJİK ÇÖKÜŞÜ
Avrupa Birliği’nin Danimarka ve Grönland’a verdiği destek, diplomatik nezaket cümlelerinin ötesine geçememiştir. İngiltere kaçamak cevaplar vermekte, Almanya ve Fransa ise açık bir rest çekmeye yanaşmamaktadır. Bu suskunluk, ABD’yi daha da pervasızlaştırmaktadır.
Oysa mesele yalnızca Grönland değildir. Mesele, Avrupa’nın kendi toprağında egemen bir aktör olup olmadığıdır.
MACRON HAKLIYDI: NATO’NUN BEYİN ÖLÜMÜ GERÇEKLEŞTİ
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2019’da söylediği “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” sözü, bugün Grönland kriziyle birlikte sahada doğrulanmıştır. Macron’un 5’inci maddeye dair “Bilmiyorum” cevabı, artık teorik bir şüphe değil, somut bir gerçektir.
Bugün NATO, bir üyesini diğerine karşı koruyamıyorsa, o örgüt artık bir güvenlik ittifakı değil, hegemonik bir vitrindir.
VENEZUELA EMSALİ: HUKUKSUZLUĞUN PROVASI
ABD’nin Venezuela’da “ulusal güvenlik” gerekçesiyle gerçekleştirdiği müdahale, uluslararası hukukun fiilen askıya alındığını göstermiştir. Grönland tehdidinin Avrupa başkentlerinde bu kadar ciddiye alınmasının nedeni de budur:
Venezuela, “yapılabilir olanın” provasıdır.
GRÖNLAND’I NATO DIŞINA İTME PLANI
ABD’nin Grönland’ı NATO’nun Avrupa Komutanlığı (EUCOM) yerine ABD Kuzey Komutanlığı (USNORTHCOM) alanında tanımlaması tesadüf değildir. Bu teknik sınıflandırma, Grönland’ın kolektif savunma mekanizmasının bilinçli biçimde dışına itilmesi anlamına gelmektedir.
Washington, Grönland’ı “NATO toprağı” değil, “ABD’nin güvenlik alanı” olarak tanımlayarak, olası bir işgal ya da statü değişikliğini NATO yükümlülüklerinin dışına çıkarmaya çalışmaktadır.
Bu, ittifak hukukunun açık biçimde manipülasyonudur.
SONUÇ: YA AVRUPA KENDİ AYAKLARI ÜZERİNDE DURUR, YA DA TARİH SAHNESİNDEN SİLİNİR
ABD’nin Danimarka toprağına yönelik en ufak bir askerî adımı, NATO’nun kuzey hattını değil, tamamını çökertir. Böyle bir durumda NATO fiilen dağılır, Avrupa’da ABD’siz yeni bir güvenlik mimarisi doğar ve İskandinavya merkezli yeni bir stratejik kutup şekillenir.
Bu, ABD için bir “zafer” değil; Avrupa’dan kovuluşun başlangıcı olur.
Grönland meselesi bir ada meselesi değildir.
Bu, hegemonya ile egemenlik arasındaki son büyük hesaplaşmadır.
Ve bu kez, suskun kalanlar da tarih önünde sorumlu olacaktır.
KAYNAKÇA
1. North Atlantic Treaty (Washington Treaty), 1949
– Özellikle Madde 4 ve Madde 5.
2. United Nations Charter
– Madde 2(4): Güç kullanma yasağı
– Madde 51: Meşru müdafaa sınırları
3. International Court of Justice (ICJ)
Military and Paramilitary Activities in and against Nicaragua (Nicaragua v. United States), 1986
– Güç kullanma tehdidinin hukuka aykırılığına ilişkin içtihat.
4. NATO Official Command Structure Documents
– NATO Allied Command Operations (EUCOM)
– U.S. Northern Command (USNORTHCOM) görev alanları
5. NATO Secretary General Statements on Arctic and Greenland
– Mark Rutte’nin 2019–2025 dönemindeki Arktik güvenlik ve Grönland açıklamaları
– Oval Ofis ve Berlin/Brüksel konuşmaları
6. Michael Byers, International Law and the Arctic
Cambridge University Press
– Arktik’te egemenlik, üsler ve büyük güç rekabeti.
7. Barry Buzan & Ole Wæver, Regions and Powers: The Structure of International Security
Cambridge University Press
– Bölgesel güvenlik kompleksleri ve hegemonya.
8. Emmanuel Macron,
The Economist röportajı, 2019
– “NATO’nun beyin ölümü” değerlendirmesi.
9. European Council & European Parliament
– AB Arktik Politikası ve Grönland’a ilişkin dayanışma açıklamaları
10. U.S. Department of Defense (Pentagon)
– Arktik Strateji Belgeleri
– Pituffik (Thule) Uzay Üssü’nün rolüne dair resmî raporlar
11. UN General Assembly Resolutions on Territorial Integrity and Non-Intervention
– Devletlerin egemenliği ve müdahale yasağına ilişkin kararlar
12. Academic and Policy Analyses on Venezuela Interventions
– “National Security” gerekçesiyle yapılan müdahalelerin uluslararası hukuk boyutu




Bir yanıt yazın