Uyuşturucu, Devlet, Terör ve Kontrolün Derin Ağı
“Bu coğrafyada hiçbir kriz tesadüf değildir.
Ve hiçbir uyuşturucu hattı sadece suç değildir.”
GİRİŞ: DEVLET, ŞİDDET VE GÖRÜNMEYEN EKONOMİ
Türkiye’de devlet, şiddet ve suç arasındaki ilişki, resmî anlatıların çizdiği sınırların çok ötesindedir. Güvenlik politikaları yalnızca tehditleri bertaraf etmeye yönelik değildir; siyasal alanı şekillendiren, muhalefeti sınırlayan ve toplumu disipline eden araçlar olarak da kullanılmıştır. Bu süreçte yasa dışı yapılar, devletin karşısında değil, belirli dönemlerde onunla eşzamanlı ve uyumlu biçimde hareket etmiştir.
Uyuşturucu ticareti bu düzenin merkezinde yer alır. Çünkü uyuşturucu, yüksek hacimli ve denetim dışı finans üretme kapasitesi sayesinde, resmî bütçelere ihtiyaç duymadan silahlı yapıların, paramiliter unsurların ve örtülü operasyonların sürdürülmesini mümkün kılar. Bu nedenle uyuşturucu, bireysel suç faaliyeti olarak değil; siyasal şiddetin ve kontrol mekanizmalarının temel finans kaynağı olarak değerlendirilmelidir.
Türkiye’nin yakın tarihine bakıldığında, her büyük siyasal kriz ve güvenlik kırılması sonrasında yasa dışı ekonomilerin büyüdüğü açıkça görülmektedir. Bu büyüme kendiliğinden gerçekleşmemiştir. Kimlerin korunacağı, kimlerin tasfiye edileceği, hangi yapıların güçleneceği belirli merkezler tarafından kararlaştırılmıştır. Dokunulmazlık, hukuki değil; işlevsel bir statü hâline gelmiştir.
Devlet içindeki bu işleyiş, tekil sapmalarla açıklanamaz. Aksine, süreklilik gösteren bir düzen söz konusudur. Faili meçhuller, uyuşturucu hatları, paramiliter yapılar ve siyasal cinayetler aynı zeminde ortaya çıkmış, aynı dönemlerde yoğunlaşmış ve benzer aktörler etrafında şekillenmiştir.
Susurluk’ta açığa çıkan tablo, bu düzenin istisnası değil, kısa süreli görünürlük kazanmış hâlidir. Asıl mesele, kazada değil; o kazayı mümkün kılan yapının onlarca yıl boyunca sorunsuz biçimde işlemiş olmasındadır. Bu yapı, yalnızca geçmişe ait değildir; biçim değiştirerek varlığını sürdürmektedir.
Uyuşturucu, Devlet, Terör ve Kontrolün Derin Ağı
“Bu coğrafyada hiçbir kriz tesadüf değildir.
Ve hiçbir uyuşturucu hattı sadece suç değildir.”
TÜRKİYE’NİN JEOSTRATEJİK KONUMU VE YAPISAL KULLANILABİLİRLİĞİ
Türkiye, küresel uyuşturucu trafiğinde sıradan bir transit ülke değildir. Afganistan’da üretilen afyon ve türevleri, İran üzerinden Türkiye’ye ulaşmakta; buradan Balkanlar aracılığıyla Avrupa pazarına taşınmaktadır. Bu hattın en kritik düğüm noktası Türkiye’dir. Bu durum, uluslararası raporlarda açık biçimde belgelenmiştir.
Ancak Türkiye’nin rolü yalnızca coğrafi değildir. Uzun kara sınırları, yoğun iç göç, düzensiz kentleşme ve kronik siyasal krizler, yasa dışı ağların yerleşmesini kolaylaştırmıştır. Bu ağlar zamanla yalnızca suç örgütü değil, yarı-siyasal aktörler hâline gelmiştir.
Devletin güvenlikçi refleksleri arttıkça, bu ağların tasfiye edilmesi yerine, belirli hedefler doğrultusunda kullanılabilir hâle getirildiği görülmektedir. Bu durum, suçla mücadele söylemi ile fiilî uygulamalar arasındaki derin çelişkiyi ortaya koymaktadır.
Türkiye bu yönüyle ne edilgen bir kurban ne de tamamen kontrol dışı bir alandır. Aksine, küresel güç dengeleri içinde işlevsel bir ara merkez olarak konumlandırılmıştır.
NATO, KONTRGERİLLA VE GAYRİRESMÎ ŞİDDET AYGITI
Türkiye’de Kontrgerilla olarak bilinen yapı, NATO’nun Stay Behind doktrininin yerel bir uygulamasıdır. Bu yapılanma, resmî ordunun ve güvenlik bürokrasisinin dışında, ancak onlarla temas hâlinde çalışmıştır. Amaç yalnızca dış tehditlere karşı hazırlık değil; iç siyasal alanın kontrolüdür.
Bu yapı, hukukun askıya alındığı bir alan yaratmıştır. Faili meçhul cinayetler, yasadışı infazlar ve paramiliter operasyonlar bu alan içinde gerçekleştirilmiştir. Bu faaliyetlerin sürekliliği, merkezi bir koordinasyon ve finansman gerektirmiştir.
Finansman meselesi burada belirleyicidir. Devlet bütçesi dışındaki kaynaklar zorunlu hâle gelmiş; uyuşturucu ticareti bu boşluğu doldurmuştur. Bu durum, suç ile devlet arasındaki çizgiyi fiilen ortadan kaldırmıştır.
Kontrgerilla, bu anlamda yalnızca bir güvenlik yapılanması değil; bir siyasal mühendislik aracıdır.
BALKAN ROTASI: DEVLETSEL TOLERANSLA İŞLEYEN BİR SİSTEM
Balkan Rotası, dünya üzerindeki en istikrarlı uyuşturucu güzergâhlarından biridir. Bu istikrar, coğrafi avantajlarla değil; siyasal toleranslarla açıklanabilir. Bu hat üzerinde faaliyet gösteren yapıların uzun yıllar boyunca kesintisiz çalışabilmesi, üst düzey koruma olmaksızın mümkün değildir.
Türkiye, bu rotada yalnızca geçiş ülkesi değil; depolama, ayrıştırma ve yönlendirme merkezidir. Yakalama verileri ve operasyon raporları bu gerçeği açık biçimde ortaya koymaktadır.
Uyuşturucu ticareti, bu rotada yalnızca kriminal bir faaliyet değil; yeraltı ekonomisinin ana taşıyıcısıdır. Kara para, siyaset, medya ve güvenlik bürokrasisi arasında dolaşıma girmiştir.
Bu nedenle Balkan Rotası, bir suç hattı değil; bir iktidar altyapısıdır.
SUSURLUK: DEVLETİN SUÇLA FOTOĞRAFI
1996 Susurluk kazası, devlet, mafya ve paramiliter yapıların aynı araçta buluştuğu sembolik bir andır. Bu olay, tesadüfî değil; yapısal bir ilişkinin görünür hâlidir.
Kazaya karışan isimlerin devletle kurduğu ilişkiler, bireysel sapma değil; kurumsal işleyişin parçasıdır. TBMM raporu bunu açık biçimde kabul etmiştir.
Ancak bu kabul, gerçek bir tasfiyeye yol açmamıştır. Aksine, sistem kendini yeniden üretmiştir. Fail olanlar korunmuş, ifşa edenler dışlanmıştır.
Susurluk, bu nedenle bir skandal değil; bir teşhis belgesidir.
PKK VE UYUŞTURUCU: FİNANSMAN VE KONTROL MEKANİZMASI
PKK, Avrupa merkezli uyuşturucu ticaretinin aktif ve süreklilik arz eden bir aktörüdür. Bu durum, Avrupa polis teşkilatlarının raporlarında açık biçimde yer almaktadır. Örgüt, özellikle eroin dağıtımı üzerinden ciddi bir finansal kapasite oluşturmuştur.
Bu finansman, PKK’nın askerî varlığını sürdürmesini mümkün kılmıştır. Uyuşturucu gelirleri olmaksızın, örgütün bu ölçekte ve bu süreklilikte faaliyet göstermesi mümkün değildir.
PKK’nın uyuşturucu ticaretindeki rolü, örgütü yalnızca ideolojik bir yapı olmaktan çıkarmış; onu bölgesel güç dengelerinde ekonomik bir aktör hâline getirmiştir. Bu durum, örgütün zaman zaman tolere edilmesini açıklayan temel faktörlerden biridir.
PKK, bu sistem içinde yalnızca düşman değil; dengeleyici ve yönlendirilebilir bir unsur olarak konumlandırılmıştır.
12 EYLÜL VE SONRASI: YAPININ KALICI HÂLE GELİŞİ
12 Eylül 1980 darbesi, yalnızca siyasal alanı değil; yeraltı–devlet ilişkilerini de yeniden düzenlemiştir. Darbe sonrası dönemde, güvenlik aygıtı merkezîleştirilmiş, denetim mekanizmaları zayıflatılmıştır.
Bu ortam, yasa dışı ağların kurumsallaşmasını hızlandırmıştır. Mafya, istihbarat ve siyaset arasındaki ilişkiler kişisel olmaktan çıkmış, yapısal hâle gelmiştir.
Bugünkü tablo, bu dönemin doğrudan sonucudur.
SONUÇ: YÜZLEŞME OLMADAN TEMİZLİK OLMAZ
Türkiye’de devlet, terör, organize suç ve uyuşturucu arasındaki ilişkiler geçici sapmalar ya da münferit bozulmalar değildir. Bu ilişkiler, belirli tarihsel dönemlerde kurulan ve zaman içinde biçim değiştirerek varlığını sürdüren bir yapının parçalarıdır. Kontrgerilla, Susurluk, Balkan Rotası ve PKK aynı zincirin farklı halkalarıdır; biri olmadan diğeri açıklanamaz.
Uyuşturucu bu zincirin finansal omurgasını oluşturur. Yüksek hacimli, denetimsiz ve iz sürülmesi zor bir kaynak olarak uyuşturucu, silahlı yapıların sürekliliğini mümkün kılmıştır. Resmî bütçelerin, parlamenter denetimin ve yargısal kontrolün dışındaki bu kaynak, hem devlet içindeki gayriresmî aktörleri hem de devletle çatışma hâlindeki örgütleri beslemiştir. Bu nedenle uyuşturucu, yalnızca bir suç değil; siyasal şiddetin ekonomik altyapısıdır.
Susurluk Olayı, bu yapının çöktüğü bir an değil; kazara açığa çıktığı bir andır. Hesap sorulmaması, kişilerin değil sistemin korunduğunu göstermiştir. Fail olanların değil, ifşa edenlerin bedel ödediği bir düzen, hukukun askıya alındığı bir alan yaratmıştır. Bu alan zamanla normalleşmiş, süreklilik kazanmış ve yeni aktörlerle yeniden üretilmiştir.
PKK’nın uyuşturucu ticaretindeki rolü, örgütün yalnızca ideolojik ya da askerî bir yapı olmadığını; aynı zamanda ekonomik ve stratejik bir aktör olarak konumlandığını ortaya koymaktadır. Bu durum, örgütün uzun süre ayakta kalmasını açıklayan temel faktörlerden biridir. Silahlı çatışmanın sürekliliği, yalnızca dağdaki güçle değil; Avrupa’daki finans ağlarıyla sağlanmıştır.
Bu tablo karşısında mesele, “kim suçlu” sorusundan ibaret değildir. Asıl mesele, suçun nasıl sistematik hâle geldiği, kimler tarafından tolere edildiği ve hangi çıkarlar doğrultusunda sürdürüldüğüdür. Yüzleşme, yalnızca geçmişle değil; hâlen işleyen yapılarla hesaplaşmayı gerektirir.
Gerçek bir temizlik, bu ağların adını koymadan, finans kaynaklarını kesmeden ve dokunulmazlık zırhını parçalamadan mümkün değildir. Aksi hâlde değişen yalnızca aktörler olur; yapı varlığını sürdürür. Demokrasi, ancak bu karanlık alan aydınlatıldığında anlam kazanır. Aksi durumda anlatılan her hikâye, gerçeği gizleyen bir başka versiyondan ibaret kalır.
KAYNAKÇA
TBMM. Susurluk Olayı ve Devlet İçindeki Çeteleşme Hakkında Araştırma Komisyonu Raporu. Türkiye Büyük Millet Meclisi Yayınları, Ankara, 1997.
Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC). World Drug Report. Birleşmiş Milletler Yayınları, Viyana, 1990–2010 (çeşitli yıllar).
Europol. EU Serious and Organised Crime Threat Assessment (SOCTA). Europol Publications, Lahey, 2001, 2008, 2011.
Ganser, Daniele. NATO’s Secret Armies: Operation Gladio and Terrorism in Western Europe. Frank Cass Publishers, Londra, 2005.
McCoy, Alfred W. The Politics of Heroin: CIA Complicity in the Global Drug Trade. Lawrence Hill Books, New York, 2003.
Savran, Sungur. Devlet, Sınıf ve Siyaset. Yordam Kitap, İstanbul, 2011.
Özgen, Ertuğrul. Susurluk ve Devlet. İletişim Yayınları, İstanbul, 1998.
Çandar, Cengiz. Mezopotamya Ekspresi: PKK, Devlet ve Savaş. İletişim Yayınları, İstanbul, 1995.
Jenkins, Philip. Drugs, Crime and the State. Oxford University Press, Oxford, 2009.
United States Department of State. International Narcotics Control Strategy Report (INCSR). Washington D.C., 1990–2005 (çeşitli yıllar).
Gunter, Michael M. The Kurdish Question in Perspective. Rowman & Littlefield, Maryland, 2008.
Marcus, Aliza. Blood and Belief: The PKK and the Kurdish Fight for Independence. New York University Press, New York, 2007.
European Monitoring Centre for Drugs and Drug Addiction (EMCDDA). Drug Trafficking Routes and Organised Crime Reports. Lisbon, 2000–2010.
Mishal, Shaul & Rosenthal, Maoz. Al Qaeda as a Dune Organization. Routledge, London, 2005.


Bir yanıt yazın