“Doğru şeyi yapmak için her zaman doğru zamandır.”
Martin Luther King Jr.
Bu sözleri bugün yeniden düşünmek gerekir. Bu ülkede adalet yerine zulüm egemense, doğru olanı yapmak için beklemek ahlaki değildir. Avukat Muhammed Aybars Akdoğan, 19 Nisan 2026 Pazar günü saat 14.00’te, Kızılay Meydanı’ndan saraya doğru bireysel, şiddetsiz ve siyasi hak kapsamında bir direniş yürüyüşü gerçekleştirecektir.
Bu yürüyüş, kişisel bir heves değil; ahlaki ve siyasi bir sorumluluğun yerine getirilmesidir. Zulmün ve haksızlığın ortasında susmak, en az zulüm kadar ağır bir tutumdur. Şeyh Bedrettin’in dediği gibi: “Zulme rıza zulümdür.” Bu nedenle başka bir yere değil, doğrudan saraya yürünecektir.
Titrekler ve Sarı Yurtseverler
Her haklı çıkışta olduğu gibi, bu çağrıya da eleştiriler yöneltilecektir. “Tek başına ne yapabilir?” diyenler olacaktır. Oysa tarih, tam da “tek başına” yola çıkanların yazdığı bir defterdir.
Atatürk Adana’dan İstanbul’a geldiğinde tek başınaydı.
Nene Hatun tek başınaydı.
Turan Emeksiz tek başınaydı.
Sütçü imam tek başınaydı.
Fatma Aliye Hanım tek başınaydı.
Selma Rıza tek başınaydı.
Necip Hablemitoğlu tek başınaydı.
Hasan Tahsin tek başındaydı.
Turan Dursun tek başınaydı.
Ergün Poyraz tek başınaydı.
Uğur Mumcu tek başınaydı
Nazım Hikmet tek başınaydı
Recai Aksu tek başınaydı.
Aşık Mahsuni Şerif tek başınaydı.
Talat Turhan tek başınaydı.
Tarih boyunca Galile, Harriet Tubman ,Rosa Parks , Joan of Arc , Tomris Hatun, Malala Yousafzai , Bruno, Malcolm X, Steve Biko, Lumumba, Sokrates, Kafka, Nesimi, Pir Sultan gibi yalnız yürüyenler: ben değil bizin, toplumculuğun ve adaletin ve hakikatin savunucuları olmuştur.
Bugün ise titrekler konuşuyor. “Sarı yurtseverler, sarı milliyetçiler, sarı Atatürkçüler”, koltuklarından kalkmadan vatanseverlik nutukları atıyorlar… Dil pehlivanları, doğru kelimeleri seçme bahanesiyle suskunluğu meşrulaştırıyor… Eylem kaçakları, her direnişi “zamansız”, her cesareti “tehlikeli” ilan ediyor.
Bu kesimlerin eleştirileri fikir değil, korkunun ürünüdür. Cesareti olmayanların cesareti olanları küçümsemesi yeni değildir.
Şiddetsiz, Vicdani ve Siyasi Hak Kapsamında Sivil Direniş
Bu yürüyüş, şiddetsiz, kamuoyuna açık, vicdani sorumluluk ve siyasi hak kapsamında bireysel bir sivil direniş eylemidir.
Miting değildir.
İzin talebi değildir.
Kalabalık gösterisi değildir. Anayasal bireysel yürüyüş hakkıdır.
“Gayrimeşru Cumhurbaşkanı Gayrı meşru iktidar” yazılı pankartla,
19 Nisan 2026 Pazar günü saat 14.00’te,
Kızılay Meydanı’ndan saraya doğru yürünecektir.
Bu, bir çağrıdır. Bu, ahlaki ve siyasi bir hatırlatmadır.
Bahaneler Değil Cesaret
Şimdiye kadar etki ajanı gibi, sadece tespit yapanlar gibi yada ne yapılacağını bilemeyenler gibi ,
“Şimdi sırası mı?” diyenler oldu.
“Daha zamanı var” diyenler oldu.
“Riskli” diyenler oldu.
Ama tarih şunu gösteriyor: Zulüm karşısında “zaman” hiçbir zaman uygun değildir; cesaret uygundur.
Bahaneler korkunun süsüdür. Cesaret ise yalındır, nettir, yalnız kalmayı ve tutuklanmayı, hapisi ve sürgünü göze alır.
Bu yazı bir ikna metni değildir. Gören görüyor, görmeyen görmeyecek. Bu yazı, bir çağrı ve destek yazısıdır.
Sessizlik Suç Ortaklığıdır
Gazetecilere, aydınlara, hukukçulara, yurttaşlara çağrıdır:
Destek olun.
Paylaşın.
Yazın.
Haber yapın.
Martin Luther King Jr.’ın dediği gibi:
“Sonunda, düşmanlarımızın sözlerini değil, dostlarımızın sessizliğini hatırlayacağız.”
George Orwell’in dediği gibi:
“Gazetecilik, birilerinin yayınlanmasını istemediği şeyleri yazmaktır. Gerisi halkla ilişkilerdir.”
Sessizlik, tarafsızlık değildir. Sessizlik, zulmün yanıdır.
Son Söz
Avukat Muhammed Aybars Akdoğan’ın 19 Nisan 2026 Pazar günü Kızılay’dan başlatacağını duyurduğu yürüyüş, yalnızca bireysel bir direniş değil; hak, adalet, vicdan ve siyasi hak, vatandaş ve millet mücadelesidir.
Titrekler, sarı yurtseverler, sarı milliyetçiler, sarı Atatürkçüler, dil pehlivanları ve eylem kaçakları eleştirebilir. Ama tarih, eleştirenleri değil mücadele edenleri ve yürüyenleri yazar.
19 Nisan 2026 – Kızılay Meydanı – saat 14:00- Saraya yürüyüş
Miting değil, sivil direniş eylemidir.
Bir Kıvılcım Yeter
Hak, hukuk ve adalet için toplumsal tepki bazen büyük kalabalıklarla değil, doğru yerde yakılan bir kıvılcımla başlar. Bu yürüyüş, tam da böyle bir kıvılcım olma potansiyelini taşımaktadır. Suskunluğun normalleştirildiği, korkunun akıl süsüyle pazarlandığı bir dönemde atılan her cesur adım, başkalarına da yürümeyi hatırlatır.
Toplumlar bir anda ayağa kalkmaz; önce biri doğrulur, sonra bir diğeri. Bu yürüyüş, “yalnız değilim” demenin ilk adımıdır. Ardından gelecek olanlar için bir işaret fişeğidir. 19 Nisan da saat 14 de Kızılay’dan ( 555 K gibi) saraya doğru atılan bu adım, yarın başka meydanlarda, başka vicdanlarda yankı bulacaktır.
Hak, hukuk ve adalet talebi soyut bir slogan değil; bedel ödemeyi göze alanların omuzlarında yükselir. Bu nedenle bu yürüyüşü küçümsemek değil, desteklemek gerekir. Çünkü tarih, kıvılcımı söndürmeye çalışanları değil, ateşi yakanları hatırlar.
Destek olmak bir yana yürümekle sınırlı değildir. Yazmak, paylaşmak, konuşmak, haber yapmak da bu yürüyüşün bir parçasıdır. Her destek, bu kıvılcımı biraz daha büyütür.
Bugün bir kişi yürüyor olabilir. Ama yarın, o bir kişinin cesareti bir toplumsal tepkinin yolunu açabilir.
Hak, hukuk, adalet için
Bir kıvılcım yeter.




Bir yanıt yazın