Türkiye’de Filistin Mitingleri ile Cumhuriyetçi Mobilizasyonun Sosyolojik Karşılaştırması

Okuma Süresi:

2–4 dakika
❤️

Sayıların Söylediği ve Söylemediği

İstanbul’da yüz binlerce insanın Filistin için bir araya gelmesi ile bundan yalnızca birkaç gün önce Anıtkabir’de toplanabilen on bin civarındaki cumhuriyetçi kitle arasındaki fark, yüzeysel yorumlarla açıklanamayacak kadar derindir. Bu fark, ne yalnızca “iktidar gücü”yle ne de “halkın bilinçsizlik düzeyi” gibi indirgemeci açıklamalarla izah edilebilir. Aksine, burada karşımıza çıkan tablo, Türkiye’de uzun süredir devam eden asimetrik örgütlenme, duygu siyaseti ve kimlik temelli mobilizasyonun açık bir göstergesidir.

“Önem” Yanılsaması: Kitleler Nasıl Harekete Geçer?

Toplumsal hareketleri, ele alınan meselenin nesnel önemiyle açıklamak sosyolojik bir hatadır. Kitleler, “daha önemli” olduğu için değil, daha anlamlı kılındığı için harekete geçer.

Filistin meselesi Türkiye’de:
• Dini referanslarla kutsallaştırılmış,
• Mazlumluk anlatısı üzerinden ahlaki bir çerçeveye oturtulmuş,
• Batı karşıtlığı ve ümmetçilikle kimliksel bir zemine bağlanmıştır.

Bu çerçeve, bireylerden rasyonel değerlendirme değil, vicdani ve inanç temelli bir refleks talep eder. Oysa ekonomik kriz, adaletsizlik, liyakatsizlik gibi başlıklar bireyi düşünmeye zorlar; düşünmek ise mobilizasyonu yavaşlatır.

Sosyolojik olarak ifade edersek:
Filistin söylemi yüksek duygusal rezonansa sahipken, cumhuriyetçi talepler yüksek bilişsel çaba gerektirir. Kitleler çoğu zaman ikincisini tercih etmez.

Asimetrik Örgütlenme: Sayıların Gerçek Kaynağı

Filistin mitinglerinin arkasındaki temel güç, bireysel bilinç değil, örgütlü yapıların refleksif mobilizasyon kapasitesidir. Siyasi Partiler ( iktidar ) Tarikatlar, cemaatler, vakıflar, dernekler ve cami merkezli ağlar; çağrı yapıldığında insanları tek tek ikna etmek zorunda kalmaz. Aidiyet, karar verme sürecini bireyin elinden alır.

Cumhuriyetçi kesimde ise durum tam tersidir:
• Örgütlü yapılar zayıftır.
• Bireyler bağımsız karar verir.
• Katılım sadece bir “vatandaşlık görevi” değil, kişisel tercih olarak görülür.

Bu yüzden ortaya çıkan fark, nicelikten ziyade niteliktir. On bin cumhuriyetçi birey, örgütsüz ama bilinçlidir; yüz binlerce muhafazakâr katılımcı ise örgütlü ama refleksiftir. Bu, bir değer yargısı değil, yapısal bir tespittir.

Anıtkabir ve Miting: İki Farklı Siyasal Ritüel

Anıtkabir’de toplanmak ile miting alanında toplanmak aynı şey değildir. Anıtkabir:
• Sessizdir,
• Ritüeldir,
• Sembolik, kısmen toplumsal ama büyük ölçüde bireyseldir.

Miting ise:
• Gürültülüdür,
• Gösteriye dayanır,
• Kolektif güç sergiler.

Cumhuriyetçi kesim, Anıtkabir’de varlığını teyit eder; muhafazakâr kesim mitingde gücünü gösterir. Biri hafızaya, diğeri iktidara yaslanır. Bu yüzden Anıtkabir’deki kalabalığı mitingle kıyaslamak, iki farklı siyasal kültürü aynı terazide tartmak anlamına gelir.

Konfor Alanı mı, Devlet Algısı mı?

Cumhuriyetçi kesimin “konfor alanından çıkmaması” eleştirisi kısmen doğrudur; ancak eksiktir. Burada asıl mesele cesaret değil, devletle kurulan tarihsel ilişkidir.

Cumhuriyetçi birey:
• Devleti düzenin garantörü olarak görür,
• Sokak siyasetini istisnai kabul eder,
• Meşruiyeti kurumsal alanlarda arar.

Muhafazakâr-siyasal İslamcı gelenekte ise sokak, tarihsel olarak meşru bir mücadele alanıdır. Risk almak kutsallaştırılabilir, “dava” hukukun önüne geçebilir. Bu nedenle iki kesimin sokağa bakışı temelden farklıdır.

Devlet Desteği ve Geçicilik Meselesi

Filistin mitinglerinin finansmanı ve lojistiği konusunda devlet ( iktidar kanadı) destekli yapıların rolü inkâr edilemez. Bu mitinglerin büyük bölümü, iktidar ekosistemiyle simbiyotik bir ilişki içindedir. Dolayısıyla iktidar değiştiğinde bu ölçekte mobilizasyonun devam edip etmeyeceği ciddi bir soru işaretidir.

Ancak bu durum, katılımcıların tamamının samimiyetsiz olduğu anlamına gelmez. Bu yalnızca şunu gösterir: Kitle hareketleri ideoloji kadar iktidar ilişkilerine de bağımlıdır.

Sonuç: Ahlaki Üstünlük Yetmez

Ortaya çıkan tablo şunu göstermektedir: Filistin meselesi Türkiye’de daha “önemli” olduğu için değil, daha iyi örgütlendiği, daha güçlü bir duygu siyasetiyle sunulduğu ve daha yaygın ağlara yaslandığı için bu kadar kalabalık toplamaktadır.

Cumhuriyetçi kesim ise:
• Ahlaki haklılıkla yetinmekte,
• Kitle dili üretmekte zorlanmakta,
• Örgütlenmeyi uzun süredir ihmal etmektedir.

Bu durum bir kader değildir; ancak ciddi bir yüzleşme gerektirir. Cumhuriyetçi hareket, yalnızca doğruyu söyleyen değil, insanları harekete geçirebilen bir siyasal ve kültürel hat kuramadığı sürece bu asimetri devam edecektir.

Asıl soru artık şudur:
Cumhuriyetçi, laik ve demokratik bir siyaset, kendi duygu dilini ve örgütlenme biçimini yaratabilecek midir?

Bu soruya verilecek cevap, yalnızca mitinglerin değil, Türkiye’nin geleceğinin de belirleyicisi olacaktır.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar