PKK TERÖR ÖRGÜTÜ LİDERİ ÖCALAN’IN RESMİ MUHATAP HALİNE GETİRİLMESİ: TÜRKİYE’DE “ÇÖZÜM SÜRECİ” Mİ, DEVLETSEL ÇÖZÜLME SÜRECİ Mİ? VE ÇIKIŞ YOLU NE OLMALIDIR?

Okuma Süresi:

3–5 dakika
❤️

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, “çözüm süreci” adı altında yürüttüğü politikalarla, terör örgütünü PKK’nın kurucu lideri Abdullah Öcalan’ı fiilen ve resmen bir müzakere muhatabı haline getirmiştir. Bu tercih, modern Türkiye tarihinde bir ilk olmanın ötesinde, devletin terörle mücadele paradigmasında köklü bir kırılmaya işaret etmektedir. Süreç, yalnızca bir barış arayışı değil; devlet egemenliğinin, anayasal düzenin ve siyasal meşruiyetin yeniden tanımlandığı bir dönem olmuştur.

Öcalan’ın İmralı’da devlet adına yetkililerle düzenli görüşmeler yürütmesi, mesajlarının siyasal alana yön vermesi ve bu mesajların Meclis’te temsil edilen siyasi aktörler aracılığıyla dolaşıma sokulması, Türkiye Cumhuriyeti’nin kendi hukuki çerçevesiyle çelişen bir tablo yaratmıştır. Devlet, silahlı bir örgütün liderini siyasi aktör konumuna yükseltmiştir.

Bu durum, “çözüm” kavramının içeriğini tartışmalı hale getirmiştir. Devletin üniter yapısını ve egemenlik yetkilerini aşındıran bir sürecin çözüm olarak sunulması, kavramsal bir manipülasyonu da beraberinde getirmiştir. Bu nedenle yaşanan sürecin “çözüm” değil, bir çözülme süreci olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

Süreç, Irak ve Suriye’de kurumsallaşan Kürt özerk/federe yapıların Türkiye’ye taşınmasının siyasal zeminini hazırlamış; PKK’nın bölgesel stratejisiyle örtüşmüştür. Türkiye, kendi topraklarında bu stratejinin uygulanabilir hale gelmesine bizzat katkı sunmuştur.

ÖCALAN’IN MUHATAPLAŞTIRILMASI VE DEVLET MEŞRUİYETİNİN AŞINMASI

Abdullah Öcalan, Türkiye Cumhuriyeti hukuk sistemine göre ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış bir terör örgütü lideridir. Buna rağmen çözüm süreciyle birlikte devlet, Öcalan’ı siyasal irade üreten bir aktör konumuna taşımıştır. Bu tercih, hukukun üstünlüğü ilkesini fiilen askıya almıştır.

Devletin bir suç failiyle müzakere yürütmesi, yalnızca teknik bir güvenlik tercihi değildir; bu durum, meşruiyetin yeniden dağıtılması anlamına gelir. Öcalan’ın açıklamaları, örgütün stratejik yönelimlerini belirleyen bir çerçeve haline gelmiş; devlet bu çerçeveyi dikkate alarak politika üretmiştir.

Bu süreçte devlet, kendi vatandaşlarına karşı savunduğu hukuk normlarını, muhatap aldığı aktör için geçersiz kılmıştır. Bu durum, devlet otoritesinin tutarlılığını ve inandırıcılığını zedelemiştir.

Öcalan’ın muhatap alınması, PKK’nın silahlı mücadelesini siyasal kazanca dönüştürmesinin önünü açmıştır. Şiddet, dolaylı biçimde ödüllendirilmiş; bu da gelecekte benzer yöntemlerin meşrulaşmasına zemin hazırlamıştır.

Dolayısıyla devlet, kendi egemenlik iddiasını zayıflatan bir aktörle eşitler arası bir ilişki kurmuş; bu tercih devletsel çözülmenin temel dinamiklerinden biri haline gelmiştir.

ÇÖZÜM SÜRECİNİN STRATEJİK SONUÇLARI: ÖZERKLİĞİN NORMALLEŞMESİ

Çözüm süreci boyunca “demokratik özerklik”, “yerel yönetimlerin güçlendirilmesi” ve “öz yönetim” gibi kavramlar siyasal alanda normalleştirilmiştir. Bu kavramlar, üniter devlet yapısına açıkça aykırı olmasına rağmen tartışılmaz hale getirilmiştir.

PKK, bu ideolojik zemini kullanarak kırsalda ve şehirlerde paralel yönetim yapıları kurmuştur. Hendek ve barikat süreci, bu siyasal hazırlığın askeri yansımasıdır. Devlet, bu yapıları zamanında engellememiştir.

Irak Kürdistanı ve Suriye’nin kuzeyindeki yapılarla ideolojik ve örgütsel bağlar güçlenmiş; Türkiye’de üçüncü bir Kürt özerk alanının altyapısı oluşturulmuştur. Bu gelişme, bölgesel bir stratejinin Türkiye ayağıdır.

Devletin bu süreci “barış” söylemiyle yönetmesi, kamuoyunun gerçek sonuçları geç fark etmesine neden olmuştur. Ancak ortaya çıkan tablo, devletin kendi topraklarında egemenlik kaybı yaşadığını göstermektedir.

Bu nedenle çözüm süreci, sonuçları itibarıyla PKK’nın hedefleriyle uyumlu, devletin temel çıkarlarıyla ise çelişen bir süreç olmuştur.

BU SÜRECİN SORUMLULUĞU SADECE ABD VE İSRAİL MİDİR?

ABD ve İsrail’in Ortadoğu’da etnik temelli siyasal projeleri desteklediği bilinmektedir. Ancak bu projelerin hayata geçebilmesi, yerel devletlerin tercihleriyle mümkündür.

Türkiye’de çözüm süreci, dış dayatmayla değil, iç siyasal iradeyle yürütülmüştür. Öcalan’ı muhatap alan, Meclis’i sürece dahil eden ve güvenlik politikalarını askıya alan bizzat Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir.

Bu nedenle sorumluluğu yalnızca dış aktörlere yüklemek, devletin kendi kararlarının sonuçlarından kaçması anlamına gelir. Bu yaklaşım, gerçekçi bir analiz değildir.

Irak ve Suriye örnekleri göstermektedir ki, Kürt özerkliği dışarıdan dayatılmamış; içeriden mümkün kılınmıştır. Türkiye’de de aynı mekanizma işlemiştir.

Dolayısıyla yaşanan çözülme süreci, dış müdahaleler kadar iç siyasal tercihlerle de doğrudan ilişkilidir.

PEKİ ÇÖZÜM NE OLMALI?

Çözüm, öncelikle kavramsal berraklıkla başlamalıdır. Devlet, terörle müzakere ile toplumsal barış arasındaki farkı net biçimde ayırmalıdır. Silahlı aktörlerle yürütülen süreçler, barış değil meşruiyet krizi üretir.

Devlet, üniter yapıyı ve anayasal düzeni tartışma konusu olmaktan çıkarmalıdır. Egemenlik pazarlık konusu yapılamaz. Yerel yönetim reformları, etnik temelli değil, vatandaşlık temelli olmalıdır.

Hukuk devleti ilkesi eksiksiz işletilmeli; herkes için eşit hukuk uygulanmalıdır. Muhataplık, suçtan değil yurttaşlıktan doğmalıdır.

Bölgesel Kürt yapılarıyla ilişkiler, iç politikayı rehin alacak şekilde kurgulanmamalıdır. Türkiye, kendi iç bütünlüğünü önceleyen bağımsız bir strateji geliştirmelidir.

En önemlisi, devlet aklı kısa vadeli siyasal kazançlar yerine uzun vadeli devlet sürekliliğini esas almalıdır. Çözüm, tavizle değil, güçlü ve tutarlı bir devlet anlayışıyla mümkündür.

SONUÇ

Abdullah Öcalan’ın resmi muhatap haline getirilmesi, Türkiye’de çözüm değil, devletsel çözülme sürecini başlatmıştır. Bu süreç, PKK’nın siyasal hedeflerini güçlendirmiştir.

Çözüm süreci, Türkiye’nin üniter yapısını ve egemenlik anlayışını zedelemiş; Irak ve Suriye’deki Kürt özerk modelleriyle uyumlu bir iç yapı üretmiştir.

Sorumluluğun yalnızca ABD ve İsrail’e yüklenmesi, Türkiye’nin kendi siyasal tercihlerinin sonuçlarını görmezden gelmektir.

Gerçek çözüm, hukuka, egemenliğe ve eşit yurttaşlık ilkesine dayalı güçlü bir devlet anlayışında yatmaktadır.

Türkiye’nin geleceği, terörle müzakere eden değil, hukukla yöneten bir devlet modeline geri dönmesine bağlıdır.

KAYNAKÇA
• Barkey, H. J. (2011). Turkey and the PKK: A Difficult Peace. United States Institute of Peace.
• Gunter, M. (2013). The Kurds: A Modern History. Markus Wiener Publishers.
• Yeğen, M. (2015). Kürt Sorunu. İletişim Yayınları.
• International Crisis Group. (2016). Managing Turkey’s PKK Conflict.
• Özbudun, E. (2014). Turkey’s Constitutional Crisis. Oxford University Press.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

  1. Fırat Atbaşı avatarı
    Fırat Atbaşı

    Ayrıca, MHP nin ve AKP nin nereye, kime hizmet ettiği ortaya çıktı. Bu BoB projesinin baş rölünü bunlar oynuyor.

    Ne kadar kan döküldü bu vatanı alana kadar? Biliyormusunuz? Bu kanı dökülenlerin içinde ne Bahçelinin ailesi var, nede RTErdoğanın.

    Şimdi ülkemizi bir paçarva parçası gibi düşmanın eline bırakmak , bölmek isteniliyor..

    Ama halen bu yöneticiler Türk halkını tanımamışlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar