Padişahımız zaafiyetinden dolayı (eli) herdaim mahkumdu!
Tefecilikle soyulma yöntemi hakkında daha çok bilgiyi edinmek isteyenler olur ise Siyonistlerin lideri; Thedor Herzls’in günlüklerini okumasını öneririm.
Bende mevcut.
Üç cilt ve 150 adet bastırılan günlüklerde çok bilgi var ve Osmanlının soyulması Yorgo Zarifiden binkez daha fazla.
Osmanlı’daki şeker karaborsasından elde edilen on milyonun yarısı İsviçre’deki Lenin’e Ekim devrimi için verilmişti. Diğer beş milyon ise Osmanlı’nın birinci dünya harbine Alman imparatorluğuyla birlikte harbe girmesi için 10.11.1914 tarihinde yapılan antlaşmayla verilen rüşvetle Osmanlı imparatorluğu tamamen yok edildi.
Antlaşmanın Osmanlıca ve Almanca metnini görmek isteyenler;
Rahmetli eniştem diplomat Dr. Menter Şahinler’in „Kemalismus Ursprung, Wirkung &Aktualität eserine baksın (Kaynak Verlag Anadolu sahife 274-278)
Malesef eşkiyayı baştacı etmek için mücadele eden bir millet olma hastalığımızı halen sona erdiremedik.Tanrı bize acısın diyeceğim. Fakat Tanrı’nın cahillerle muhatap olduğuna dair şu ana kadar hiçbir bilgi edinmedim. Bilen varise ve bilgilendirirse sevinirim.
Kalın sağlıcakla
Rehan Gündoğmuş

Görseldeki kişi, Osmanlı’nın bir dönemine damga vuran Yunan Banker Yorgo Zarifi’dir. (Georgios Zariphis)…
Yorgo Zarifi, abdestsiz evrak imzalamayan 2. Abdülhamid’in en önemli dostlarından biriydi.
Abdülhamid daha şehzadeliği döneminde kişisel servetinin idaresini Yorgo Zarifi’ye emanet etmişti.
Yorgo Zarifi Abdülhamid’i Havyar Han’a götürüp “Hava oyunları” (Borsa) ile tanıştıran kişiydi.
Abdülhamid’in parasına güzel faiz veriyordu.
Yorgo Zarifi Osmanlı Vatandaşı değil, Yunanistan vatandaşıydı. Üstelik ailesi Yunan İsyanı’nı desteklemiş, Zarifi daha çocuk yaştayken İstanbul’u terk edip Odessa’ya yerleşmek zorunda kalmışlardı.
Ama gerek Abdülmecid, gerek Abdülaziz dönemlerinde Osmanlı’ya faizle borç veren en önemli bankerlerden biriydi. Dokunulmazlığı vardı.
Zarifi özellikle Abdülhamid Döneminde, padişahla olan kişisel dostluğundan dolayı Saray’ın en gözde bankeri olmuştu. Tabi Zarifi de diğerleri gibi yüksek faizle borç veriyordu. Nitekim Abdülhamid Döneminde devletin iflas etmesi ile (Muharrem Kararnamesi) Osmanlı’nın Tütün ve tuz inhisarı, alkollü içki, balıkçılık, ipek gibi gelirlerinin bir kısmı Zarifi’ye verilmişti.
Saray rejimi batmış haldeydi. Zarifi sadece Abdülhamid’e değil devletin tüm üst düzey yöneticileri ile faiz, borç, tefe, tüfe işleri yapıyordu.
Düşünün ortada bir devlet var. Devlet Tefeci Zarifi’den faizle borç alıyor. Aynı devletin başındaki adam tefeciden borç aldığı parayla hazineden maaş alıyor, aldığı maaşı tereciye verip faiz alıyor… İşte müthiş(!) Osmanlı…
Yukarıda da bahsettiğimiz üzre Zarifi ile Abdülhamid’in ta şehzadelik döneminden gelen dostlukları vardı. Ama Zarifi’nin aidiyeti Osmanlı’ya değil Yunanistan’a idi. Zarifi aynı zamanda Fener Rum Patrikhanesinin de en büyük finansörüydü.
1890’larin başında, Büyükada’da Fransızlar “Prinkipo Palas” adı altında görkemli bir otel inşa ediyorlardı.
Orient Express’in de sahipleri olan Compagnie Internationale des Wagons-Lits şirketine ait olan bu otel son derece lüks ve içinde kumarhanesi de bulunan bir binaydı.
Alexandre Vallaury’nin mimarlığını yaptığı bu oteli Zarifi istiyordu. Abdülhamid’den ricacı oldu, Sultan otelin çalışma ruhsatını iptal etti.
Wagons Lits bu binaya çok para harcamıştı, finansman giderleri şirketi zora soktu ve açılamayan oteli satmak zorunda kaldılar.
Oteli kim aldı peki?
Yorgo Zarifi’nin eşi, Eleni Zarifi. Ve Eleni Hanım satın aldığı bu oteli Fener Rum Patrikhanesine bağışladı.
Binaya otel ruhsatı vermeyen Abdülhamid, Fener Rum Patrikhanesine bağışlanan bu binanın “Rum Yetimhanesi” olarak faaliyet göstermesine itiraz dahi etmeden müsade etti.
Bugün İstanbul’un pek çok yerinde Zarifi’nin izlerini görür şahit oluruz, günümüzde tartışma konusu olan Büyükada Rum Yetimhanesi Abdülhamid Döneminde “Ekümenik Patrikliğe” bağışlanmış, abdestsiz evrak imzalamayan Abdülhamid de Eleni Zarifi’nin binayı “Ekümenik Patrikliğe Bağışladığına” dair bildirgeyi şak diye imzalamıştır.
Umarım Osmanlı Torunları sonuna kadar okumuşlardır…
Abdestsiz evrak imzalamamak, Ayasofya’da zaman zaman Kuran okumak falan çok önemli şeyler zira…!!!



Bir yanıt yazın