Türkiye’nin açıkladığı yeni “Ortadoğu Koridoru” projesi, Avrupa’dan başlayarak Türkiye, Suriye ve Ürdün üzerinden Körfez’e ulaşacak kara taşımacılığı hattını hedefliyor. İlk bakışta sıradan bir lojistik hamle gibi görünse de, bu adım aslında bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendirecek stratejik bir gelişmedir. Ancak bu tabloda Irak’ın tamamen dışarıda bırakılması, en dikkat çekici noktadır.
Yılların birikimi: Irak’ın kendi kendini dışarıda bırakması
Türkiye, son yirmi yıl boyunca defalarca Irak üzerinden Avrupa–Körfez eksenini birleştirme girişiminde bulundu. Her defasında da farklı gerekçelerle bu projelerin önü kesildi. Güvenlik, gümrük, milis baskısı ve siyasi çekişmeler, Irak’ı fiilen “geçişsizlik ülkesi” haline getirdi.
Oysa Ovaköy Sınır Kapısı açılmış olsaydı, Türkiye’den Musul’a, oradan Basra Körfezi’ne uzanan en kısa ve en güvenli kara hattı bugün işler durumda olacaktı. Ancak yıllar süren oyalamalar, kuzeydeki yerel yönetimlerin çıkar çatışmaları ve Bağdat’ın merkeziyetçi yaklaşımı bu imkânı ortadan kaldırdı.
Kuzeyde engeller, güneyde milis duvarı
Irak’ın kuzeyinde faaliyet gösteren bölgesel yönetim, zaman zaman gümrük vergilerini artırarak, yol geçiş izinlerini keyfi biçimde uygulayarak ve taşımacılık kotaları koyarak bu hattın açılmasını zorlaştırdı. Türkiye ile yapılacak doğrudan bir ticaret koridorunun, kendi ekonomik çıkarlarını zayıflatacağını düşünen bu yaklaşım, hem Irak’ın bütününe hem de bölgesel kalkınmaya zarar verdi.
Öte yandan güneyde, özellikle Bağdat ve Basra çevresinde etkin olan silahlı milis grupları, ticari hatların güvenliğini tehdit eden bir başka unsur oldu. Zaman zaman bu grupların denetim noktaları ve “geçiş harçları”, uluslararası nakliyeciler için caydırıcı hale geldi. Bu nedenle yatırımcı ve taşımacıların büyük bölümü daha güvenli ve istikrarlı alternatif rotalara yöneldi.
Türkiye’nin cevabı: kendi yolunu çizmek
Bütün bu gecikmelerin ardından Türkiye, beklemekten vazgeçti. Şimdi Suriye ve Ürdün üzerinden yeni bir kara koridoru inşa ederek, Avrupa ile Körfez arasında alternatif bir hat oluşturuyor. Bu hattın Irak rotasından daha kısa, daha ucuz ve daha güvenli olması, Türkiye’nin elini güçlendirirken, Irak’ın “Kalkınma Yolu” projesini rekabet dışı hale getirme potansiyeli taşıyor.
Irak için tehlike çanları
Bu gelişme, Bağdat’ın yıllardır gururla sunduğu “Kalkınma Yolu” projesi için ciddi bir alarm zili niteliğinde. Çünkü Türkiye’nin yeni koridoru devreye girdiğinde, Körfez–Avrupa taşımacılığında Irak hattına olan talep büyük ölçüde azalacak. Böylece Irak’ın kara taşımacılığına dayalı gelir beklentileri zayıflayacak; proje neredeyse yalnızca deniz–demiryolu kombinasyonuna sıkışacak. Bu ise, yatırımcı ilgisini azaltacak ve finansal sürdürülebilirliği tehlikeye sokacaktır.
Bağdat’ın yönetim zaafı
Bugün Irak hükümeti, projeyi geliştirmek yerine danışman firmaları denetleyecek yeni danışmanlar atamakla meşgul. Bu yaklaşım, yapıcı çözümler yerine bürokratik karmaşayı büyütüyor. Oysa yapılması gereken, masa başı raporlar değil, sahada güvenlik, koordinasyon ve ekonomik bütünleşme adımlarıdır.
Çıkış yolu hâlâ var
Irak hâlâ denkleme dönebilir. Bunun yolu,
• Ovaköy Sınır Kapısı’nın süratle açılması,
• Türkiye ile ulaşım ve gümrük koordinasyonunun ortak komiteyle yürütülmesi,
• Milislerin etkisiz hale getirilip güvenli geçiş garantisinin sağlanması,
• Kuzey ve güney arasında tek elden yönetilen bir ulaştırma stratejisinin oluşturulmasıdır.
Ancak bu adımlar ertelenirse, sadece yollar değil, fırsatlar da Irak’ın etrafından geçecektir.
Sonuç
Ortadoğu Koridoru, bir uyarıdır. Bu uyarı, Irak’a “dışlandığın için değil, kendi elinle dışarıda kaldığın için kaybediyorsun” demektedir.
Türkiye beklemeyi bıraktı; şimdi hareket ediyor.
Irak da artık karar vermeli: yolun dışında mı kalacak, yoksa gerçekten yol mu olacak?
Ahmet Muratlı Irak Türkmen toplumu temsilcisi ve dış ilişkiler uzmanı






Bir yanıt yazın