Altın Portakal’da Sinemanın Kalbinde, Kalpten Bir Değerlendirme

Okuma Süresi:

7–10 dakika
❤️

62’nci Antalya Altın Portakal Film Festivali, bu yıl da sinemanın kalbini Akdeniz kıyısında attırdı. Açılış törenindeki “kalpten” teması, ilk andan itibaren şehrin ruhuna ve sinemaseverlerin enerjisine sirayet etti. Fakat festival boyunca, sinema kadar konuşulan bir başka konu da organizasyonel tercihlerin yarattığı tartışmalar oldu…

Bu yıl konuk ve basın ağırlama tarihleri iki farklı takvime bölündü. Bu uygulama, festivalin özünde yer alan “filmleri izleyip bütüncül bir değerlendirme yapabilme” ilkesine ne yazık ki gölge düşürdü. Yarışma filmlerini baştan sona takip etmeye çalışan basın mensupları ve sinema yazarları için bu sistem, ciddi bir dezavantaja dönüştü. Üstelik, salonda görünmeyen bazı isimlerin tam akreditasyonla festivalde yer alması, bu kararın kriterlerine dair soru işaretlerini de beraberinde getirdi.

Açılış töreni ve seans girişlerinde yaşanan kargaşa da bu yılın en çok konuşulan başlıklarından biriydi. Basın akreditasyonu ve davetli kartı olan katılımcıların, genel izleyiciyle aynı girişlerden alınması, özellikle salon önlerinde gereksiz bir kaos ve tartışma ortamı yarattı. Festival gibi köklü bir organizasyonda bu tür aksaklıkların hala yaşanıyor olması, üzerinde düşünülmesi gereken bir durum.

Bir diğer eleştiri konusu da festivalin beşinci gününde, Ulusal Yarışma kapsamında gösterilen “Aldığımız Nefes” filmi öncesinde yaşandı. Salon tam zamanında dolmuşken, ana jüri üyelerinin gecikmesi nedeniyle tüm seyirci yaklaşık yarım saat bekletildi. Hava koşulları gerekçe gösterilse de bu durum hem izleyiciye hem filme duyulan saygı açısından olumsuz bir izlenim bıraktı.

Tüm bu detaylara rağmen Antalya, yine de sinemanın büyüsünü ve toplumsal belleğini kalpten hissettiren bir atmosfer yaratmayı başardı. Kırmızı halıdan kısa film gösterimlerine, açık hava sinemalarından ustalık sınıflarına kadar uzanan etkinlikler zinciri, kentin sinemayla kurduğu bağı bir kez daha hatırlattı. Ancak festivaller yalnızca perdedeki filmlerden ibaret değildir; aynı zamanda sektörün nabzının tutulduğu, yeni iş birliklerinin kurulduğu, fikirlerin paylaşıldığı platformlardır. Bu noktada, yönetmenlere ve oyunculara ulaşmanın zorluğu, basınla temasın sınırlı kalması da önemli bir eksiklik olarak göze çarpıyor.

Tüm bu artılar ve eksilerle 62’inci Altın Portakal hem sinemanın kalbini hem de Türkiye’nin kültürel nabzını tutan bir festival olmaya devam ediyor. Fakat bu “kalpten” festivalin, kalbin ritmini bozmadan ilerlemesi için, organizasyonel adaletin ve şeffaflığın da tıpkı jüri kararları kadar önemsendiği bir gelecek gerekiyor.

Antalya Altın Portakal Film Festivali Üzerine Ödül Töreni Öncesi Notlar

Altın Portakal’da sinemanın kalbindeydik! Gazeteci ve Yazar Ajanı Sayım Çınar ile birlikte hem ulusal hem uluslararası yarışma filmlerinin peşine düştük, her karede bir hikaye, her hikayede sinemanın büyüsü vardı. Antalya’nın parlayan ışıkları altında salonlara girip çıkarken, kimi zaman bir yönetmenin ilk heyecanına, kimi zaman yılların ustalığına tanıklık ettik. Perdede akan görüntülerle birlikte, aslında bir ülkenin hayallerini, kırılganlıklarını ve umutlarını izledik.

Tüm bu gözlemler ışığında, 62’nci Altın Portakal’ın sinemasal nabzını daha yakından hissedebilmek için, bu yıl yarışmalarda öne çıkan filmlere dönelim. Aşağıda yer alan notlar, ödül töreni öncesinde festivalin genel seyrine ve filmlerin bıraktığı etkiye dair kişisel değerlendirmelerimi içeriyor.

Ulusal Yarışma: Türkiye’nin Hikayeleri

Sahibinden Rahmet

Emre Sert ve Gözde Yetişkin’in yönetmenliğini üstlendiği “Sahibinden Rahmet”; köye düşen bir meteorla başlayan hikayesinde, aslında gökten gelen bir taşın değil, insanın içindeki açgözlülüğün dışavurumu. Bir anda gelen şansın bir topluluğu nasıl dönüştürdüğünü gözler önüne seriyor ve olay örgüsünde umut, hırs ve çıkarlar birbirine karışıyor.

Başrollerini Cem Yiğit Üzümoğlu ve Aslı İnandık’ın üstlendiği, Sarp Akkaya, Ozan Çelik, Pınar Çağlar Gençtürk’ün oyuncu kadrosunda yer aldığı filmde karakterler özellikle başroldeki isimlerin üzerine hiç oturmuyor. Hikayenin de özgünlükten uzak, daha önce benzerini gördüğümüz bir anlatı havası var; özellikle Şafak Sezer’in oynadığı “Göktaşı” filminin daha art-house/sanatsal bir versiyonu gibi. Tekrarlayan sahneler, izleyicide aynı yerde dönüp duruyormuş hissi yaratıyor. Puanım: 3/10

Barselo

Yönetmenliğini Erdem Yener’in üstlendiği “Barselo”; cesur bir konu seçmesine rağmen duygusal olarak türdeşleri “Mukavemet” ya da “Barda” kadar sarsıcı değil. Erkek egemenliğindeki bir dünyanın karanlığını göstermek istese de o dünyanın içine tam olarak giremiyor. Karakterlerin arka planı derinleşseydi, film benim için çok daha dikkat çekici olabilirdi. Bu haliyle iz bırakmakta zorlanıyor. Puanım: 5/10

Bağlar; Kökler ve Tutkular

Sunay Terzioğlu’nun yönetmenliğini üstlendiği “Bağlar; Kökler ve Tutkular”; bir bütün hikaye anlatmak yerine farklı karakterlerin kısa kesitleri üzerinden ilerleyerek bir durum gözlemi sunan ve Türkiye’deki mülteci deneyimine bence tek taraflı bir açıdan bakan bir film. Sıkışmışlığın teknik olarak kare formata indirgenmesi artık bir klişeye dönüştüğünden bu tercih benim için pek çekici değil. Puanım: 3/10

Doğudan Fragmanlar

K. Erkan Yazıcı’nın yönetmenliğini üstlendiği “Doğudan Fragmanlar” yarım bırakmak zorunda kaldığım nadir filmlerden biri. İlk 30 dakikası bile hem sinemaya hem de izleyiciye saygısız bir deneyim hissi veriyor. Dolayısıyla bu yorumum sadece tahammül edebildiğim ilk 30 dakikalık deneyimime dayanıyor. Belki merak edenler için sert gelebilecek bu yorumumu şu şekilde açıklayabilirim.

Benim şahsi rahatsızlığım, filmin “deneysel” bir biçimde izleyiciyi tamamen dışarıda bırakmasıyla ilgili. Bir filmin ister siyasi mesajları olsun, ister deneysel, ister şiirsel olsun fark etmez; öncelikle izleyicisine bir düşünce, bir duygu ya da bir hikaye aktarma sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. Uzun planlarla bir sahnede dakikalarca kilitlenip, radyo tiyatrosu gibi sadece dış ses dinletmenin bir sinema olmadığını düşünüyorum. Ve doğrusu, yapımcıların bu yaklaşım ile 130 dakika izleyiciyi koltukta tutabileceğine inanma özgüvenine ve daha da önemlisi filmin yarışma seçkisine alınmış olmasına gerçekten şaşkınım. Ne yazık ki şahsen benim değerlendirmeye alamayacağım bu film için bir puanlama da yapamayacağım. Puanım: — (Değerlendirme dışı)

Aldığımız Nefes

Şeyhmus Altun’un yönetmenliğini üstlendiği “Aldığımız Nefes”; detaylardan 90’lı yıllar olduğunu düşündüğüm dönemin görünmez felaketlerine sessiz bir isyan niteliğinde. Hem hikaye hem de teknik detaylar bir ilk film için oldukça iyiydi. Bu filmde sinemanın özünü yakalayan bir samimiyet hissettim; sessiz ama kalıcı bir etki bıraktı bende. Görünmeyen acıların izini süren güçlü bir film.

Son yıllarda Türk sinemasında iyi bir şeye denk gelmek gerçekten zorlaştı. Bu yüzden uzun zaman sonra yerelden evrensele uzanmayı başaran bir yapım izlediğim için memnun oldum. Esma karakteri üzerinden kadınların ve kız çocuklarının görünmezliğine dokunuşu çok değerli. Baba figüründeki kırılganlık ise filmi daha insani kılıyor. Defne Zeynep Enci, iyi bir keşif, güçlü bir oyuncu olacağının sinyalini veriyor. Sinematografi ise şiirsel; her kare o görünmez felaketin izini taşıyor. Puanım: 8/10

Noir

Ragıp Ergün’ün yönetmenliğini üstlendiği “Noir”; biçimsel olarak yer yer fazlaca deneysel ve dağınık bir film. Siyah-beyazdan renkliliğe, sinemaskoptan kare formata geçişler hikayeye anlam katmak yerine bazen dikkat dağıtıyor. Bu da filmi teknik olarak “kafası karışık” bir hale getiriyor. Bu yüzden biçimsel olarak iddialı, ama bu iddia yer yer dağınıklığa dönüşüyor.

Ancak diğer taraftan oyunculuklar şaşırtıcı biçimde güçlü, neredeyse fazlasıyla gerçek. Karakterlerin doğallığı ve oyuncuların içe dönük enerjileri, yönetmenin biçimsel arayışını bir nebze de olsa dengeliyor. Kadın cinayetlerine dikkat çeken “Noir” tüm bu açılardan, gerçek kesitin sanatsal versiyonu gibi. Yaşanmış hissi veren ama biçimsel olarak kendi sinema dilini arayan bir film. Puanım: 6/10

Özetle Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması için puanlamam ve sıralamam şu şekilde;

  1. Aldığımız Nefes – 8/10
  2. Noir – 6/10
  3. Barselo – 5/10
  4. Sahibinden Rahmet – 3/10
  5. Bağlar, Kökler ve Tutkular – 3/10
  6. Doğudan Fragmanlar – Değerlendirme dışı

Festivalin kısmi akreditasyonundan dolayı izleyemediğim ve değerlendirme yapamadığım Ulusal Yarışma seçkisinde yer alan diğer filmler:

En Güzel Cenaze Şarkıları (Yönetmen: Ziya Demirel)
Erken Kış (Yönetmen: Özcan Alper)
Kanto (Yönetmen: Ensar Altay)
Kesilmiş Bir Ağaç Gibi (Yönetmen: Tunç Davut)
Parçalı Yıllar (Yönetmen: Hasan Tolga Pulat)
Tavşan İmparatorluğu (Yönetmen: Seyfettin Tokmak)


Uluslararası Yarışma: Dünyanın Kalbinden Hikayeler

Sırdaş (Confident)

Çağla Zencirci ve Guillaume Giovanetti’nin ortak yönetmenliğiyle çekilen “Confidante”; Türkiye’nin yakın geçmişine ve depremin yarattığı yıkıma farklı bir açıdan bakan film cesur, özgün ve güçlü bir film. Kadınların hayatta kalma ve kimlik mücadelesini ele alan hikayede Saadet Işıl Aksoy’un performansı dikkat çekici. Tek mekanın sınırlayıcılığı ise bu kez hikayeye güç katıyor. Puanım: 7/10

Mother’s Baby

Berlinale’de kaçırıp Altın Portakal’da yakaladığım Johanna Moder’in “Mother’s Baby”; anneliğin karanlık yüzü ve paranoya atmosferinde annelikle ilgili o “her şey yolunda” masalını ters yüz ediyor. Rosemary’s Baby’nin modern, daha soğukkanlı bir yankısı gibi; huzursuzluk bilinmezlik ve sessizlikten geliyor. Güçlü başrol performansı ve görsel diliyle, psikolojik gerilim türünü özleyenler için özel bir keşif.
Puanım: 8/10

Festivalin kısmi akreditasyonundan dolayı izleyemediğim ve değerlendirme yapamadığım Uluslararası Yarışma seçkisinde yer alan diğer filmler:

Bir Şair “A Poet” (Yönetmen: Simón Mesa Soto)
Adam’s Sake (Yönetmen: Laura Wandel)
İlahi Komedya “Divine Comedy” (Yönetmen: Ali Asgari)
Father “Otec” (Yönetmen: Tereza Nvotová)
Bacaklarım Olsaydı Seni Tekmelerdim “If I Had Legs I’d Kick You” (Yönetmen: Mary Bronstein)
Mad Bills to Pay (Yönetmen: Joel Alfonso Vargas)
The Currents (Yönetmen: Milagros Mumenthaler)
Serseri “Urchin” (Yönetmen: Harris Dickinson)


Yarışma Dışı Seçkiler: Farklı Sesler, Yeni Denemeler

A Sad and Beautiful World

Altn Portakal’ın Sınırlardan Sınırsızlığa seçkisinde yer alan, Cyril Aris’in yönetmenliğini üstlendiği “A Sad and Beautiful World”; bir ülkenin yorgun kalbinde filizlenen sıcacık bir aşk hikayesi anlatsa da bireysel duygularla toplumsal hafızanın ustalıkla harmanlandığı masalsı olay örgüsünün arka planında aslında yıkılmış evler, aileler unutulmuş anılar ve yarım kalmış hayatlar var.

Film bazen çok coşkulu ve eğlenceli, bazen de fazla durqun ve suskun ama o suskunluklar bile filmi eşsiz bir şekilde besliyor. Hüzünle ışığın, kayıpla umudun arasında asılı bir dünya bu: Gerçekten hem hüzünlü hem de güzel.
Puanım: 8/10

Genç Anneler (Young Mothers)

Altın Portakal’ın Yarışma Dışı Özel Gösterim seçkisinde yer alan “Young Mothers”; belgesel tınısı güçlü, duygusal yoğunluğu ise yer yer dalgalı hikayesinde Belçika’daki bir sığınma merkezinde genç kadınların kendileri ve çocukları için daha iyi bir gelecek kurma çabasını anlatıyor. Dardenne Kardeşler’in sade ama toplumsal duyarlılığı yüksek anlatım tarzını andıran film, annelerin belgesel tadındaki rutinleriyle güçlü bir gerçeklik hissi kuruyor.

Duygusal yoğunluk her sahnede korunamasa da genç annelerin görünmeyen hikayelerini görünür kılmasıyla izleyicide karşılığını bulan film dikkat çekiyor.
Puanım: 5/10

Adresi Olmayan Ev

Altın Portakal’ın Yarışma Dışı Özel Gösterim seçkisinde yer alan, Hatice Aşkın’ın yönetmenliğini üstlendiği “Adresi Olmayan Ev”; Wes Anderson’ı andıran sanat yönetimiyle görsel olarak dikkat çekici. Ancak bu stilize anlatım, ele aldığı distopik temayla tam örtüşmüyor. Hicivle dram arasında gidip gelen film, tonunu bulmakta zaman zaman zorlanıyor. Oyunculuklar da bu estetik dengenin inceliğini tam yakalayamıyor.
Puanım: 4/10

Özetle, Antalya günleri geride kalırken, perdede izlediğim hikayeler hala zihnimde dönüyor. Kimi filmler kalbime sessizce dokundu, kimileri tartışma yarattı ama hepsi bir biçimde sinemanın gücünü hatırlattı. Ödüller her zaman belirleyici olmasa da şimdi ben de hepiniz gibi jüri kararlarına bağlı sonuçları merakla ve heyecanla bekliyorum.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar