BM Sistemindeki Çarpıklığın Askeri-Ekonomik Temelleri

Okuma Süresi:

4–5 dakika
❤️

BM Sistemindeki Çarpıklığın Askeri-Ekonomik Temellerine Katkıdan Kaçınma Zorunluluğu

BM, daha kuruluş aşamasında barışı bozucu unsurlara sahipti. Bağlayıcı karar alma yetkisi olan Güvenlik Konseyi’nde beş üyenin daimiliği ve veto hakkına sahip olmasına karşı itirazlar BM kurulmadan gündeme gelmişti. Fakat bu sistemin kurucuları, askeri ve ekonomik olarak dünyanın geri kalanından oldukça üstünlerdi. Haksızlıklar, zulümler ve soykırımların da temelini oluşturan bu sistemin ayrıcalıklı üyelerinin askeri ve ekonomik üstünlüğü halen devam etmektedir.

Uluslararası sistem, teoride egemen-eşit devletlerden oluştuğundan anarşik özelliğe sahiptir. Önceki dönemin “kuvvet haktır” prensibi gereği, devlet gücü nispetinde istediği toprakları alabilmekteydi. BM, güç kullanarak toprak almayı gayrimeşru kabul etti. Uzlaşmazlıkların diplomasi ve yargı yoluyla çözümü için kurallar/kurumlar oluşturuldu.

BM, gücü yetenin diğerini ezmesini önlemeyi amaçlamaktaydı. Ancak bunu kuranların güçlüler olarak kendilerine ayrıcalık tanımaları önlenemedi. BM Şartı imzalanmadan taslak metindeki ayrıcalıklı ülkeler sistemine itiraz edilmişse de “Dört Müteşebbis Devletin Güvenlik Konseyi’ndeki Oylama Usulüne İlişkin Bildirisi”yle sesler kesilmişti. ABD, SSCB, İngiltere ve Çin’in yayınladığı bildiride işgalden yeni kurtulan Fransa’nın imzası yoktu. Almanya’yı sıkıştırmak isteyen ABD-İngiltere, Fransa’yı da imtiyazlılara eklemişti.

BM kurulmadan itiraz eden ülkeler, askeri-ekonomik bakımdan ABD-İngiltere-SSCB’ye karşı koyacak güçleri olmadığından, en azından BM kurucularından olmak için Şart’ı imzalamışlardı. Nazi işgalinden kurtulmuş Avrupalılar başta olmak üzere yeni bağımsız devletler ABD, BM yardımlarını alabilmek ve uluslararası meşruiyetlerini perçinlemek için BM üyeliğine başvurmuştu. Mesela bugün Filistin, Kosova gibi devletler, ABD, Rusya vetosunu aşamadıklarından BM üyesi olamamışlardır.

Yaklaşık 110 trilyon dolarlık dünya GSMH’sının 60 milyarı bu beş ülkeye ait olup ABD ve Çin’inki 50 milyara yaklaşmaktadır. Almanya, Japonya, Hindistan, İtalya, Brezilya gibi ekonomik bakımdan birkaç trilyonluk kapasitesi olanlar, askeri bakımdan cüce durumunda olup ABD, Rusya, Çin’in başında olduğu sisteme karşı koyacak güçleri yoktur. Mesela Hindistan’ın nüfusu Çin’den fazla olup yükselen güçler arasında sayıldığı halde askeri bakımdan aralarındaki dev uçurum gittikçe derinleşmektedir. Sadece söylemlerle/sloganlarla bu düzenin değişmesini istemek mesela Çin’in bu ayrıcalıklı statüsünden vazgeçerek Hindistan’ın listeye katmasını boşuna beklemektir.

Gazze soykırımcısı İsrail’in hamisi ABD, ekonomik ve askeri bakımdan tartışmasız öndedir. 2024 rakamlarına göre ABD, Çin ve Rusya’nın askeri harcamaları 997, 314 ve 149 milyar dolar olup bu meblağ kalan ülkelerinkinin toplamından fazladır. Sadece ABD’ninki kendisinden sonraki 10 ülkenin toplamından fazladır. Nükleer silah, savaş uçağı, savunma sistemleri, donanmada… ezici üstünlük devam etmektedir. Gerek Gazze soykırımı, gerekse Türk ve İslam devletlerinin kör-sağır-dilsiz kaldığı Uygur soykırımının arkasında BM sistemiyle güçlenmiş dev ekonomik ve askeri güçler bulunmaktadır. Rusya, İngiltere ve Fransa’nın örtülü sömürgelerdeki zulümleri devam etmektedir. Protesto veya sloganlar yüzünden hiçbirinin ayrıcalıklarından vazgeçmesi beklenemez. Söylemlerle karşı çıkmak yerine ekonomik/askeri bakımdan güçlenmek, daha fazla üretip daha az harcamak şarttır. Bu süreçte sayılan beş devletin zenginliğine katkıyı önlemek belirtilen politikalarda tutarlı olmanın öncelikli şartıdır.

BM sistemine karşı olan her aktörün beşlerin tahakkümüne karşı ekonomik ve askeri bakımdan güçlenmesi gerekirken bu devletlere kaynak aktarmama görevi de bulunmaktadır. Gazze, Uygur, Myanmar… soykırımlarına ve arkasındaki BM sistemine ağır ithamlara karşın ABD, Çin, Rusya ekonomilerine katkısını gözden geçirmesi son derece zaruridir. Aşağıdaki başlıkların her biri ciddi politika değişiklikleri gerektiren müstakil araştırma ve rapor başlıklarıdır:

  • 2011’de Türkiye’nin yolcu uçağı imalatı gündeme gelmiş, 2023’de ilk uçağın uçacağı müjdesi verilmişti. Bu beyan, sadece seçim vaadi olmayıp Türkiye’nin ekonomik, akademik, teknik, jeopolitik güçlerinin bileşkesinin gereğidir. 2025’de ABD’den 250 Boeing, Fransa’dan Airbus siparişlerinin, aynı zamanda BM çarpıklığına destek anlamı bulunmaktadır. Belirtmek gerekir ki yolcu uçağı sanayiinde beş daimi üye dışında başarılı üretim yapan başka devletler de bulunmaktadır.
  • Osmanlı’dan asırlık işletme tecrübeleriyle devralınıp Cumhuriyet döneminde geliştirilen madencilik zengin altyapıya, akademik kadroya ve saha uzmanlarına sahiptir. Nadir elementler dahi her alanda uzmanların yetiştirilmesi, diğer ülkelerden teknoloji ve uzman transferi zorunlu olup esasen bu transferleri ABD, Çin de yapmaktadır. Fakat madenciliğin Çin’e veya ABD’ye havalesi, çarpık sisteme dev destek, bu alandaki yerli ve milli mirasa ve gelişmeye zincir vurmak demektir.
  • Pakistan ve Güney Kore’deki nükleer teknoloji uzmanlarını yetiştiren teknik üniversite kadrolarının kenara itilmelerinden dolayı ağladıkları görüldü. Nükleer fizikte dünyanın önde gelenlerinden Nejat Veziroğlu bu alandaki bir girişimimizi duyunca koşa koşa geldi, fakat kapılar açılmadı, dönüp gitti. Nükleer santralleri Rusya, ABD, Çin’e bırakmak soykırımların dayandığı çarpık sistemin ömrünü uzatmaktır, kendi kapasitesini yok saymaktır.
  • Doğalgaz rezervlerinden yarıdan fazlası Türkiye çevresinde ülkelerdedir. Türkmenistan, İran, Azerbaycan, Kazakistan, Körfez ülkeleriyle önemli bağlantılar bulunmaktadır. Ülkemizde keşfedilenler dışında yeni gaz sahalarının bulunması, kaya gazı teknolojisinin kullanılması için gerekli stratejilerin geliştirilmesi beklenmektedir. Dünyanın öbür ucundan, ABD’den LNG alım taahhüdü altına girmenin ekonomik, stratejik ve politik bakımdan izahı mümkün değildir….

Soykırımların arkasında çarpık BM sistemi bulunduğu halde ABD başı çekmektedir. Filistin’deki zulmün birinci sorumlusu ABD başkanları olup soykırıma desteklerini onurla itiraf etmektedirler. Diğer soykırım uygulayıcılarının BM destek boyutu olup güçlerini ekonomik-askeri üstünlüğünden almaktadırlar. Bu çarpıklığa karşı her bir devlet, askeri ve ekonomik bakımdan güçlenerek beş devletin gücüne güç katmama politikasına sarılması gerekmektedir. Bu süreçte ABD ile ilişkileri bozmadan kendi kaynaklarını, akademik ve teknik gücünü, üretim aşamalarını takviye etmesi, desteklemesi, geliştirmesi elzemdir. Bununla beraber mesela internet altyapısını Çin şirketlerine veya onların örtülü kuruluşlarına havale etmek kendi iradesiyle ve parasını ödeyerek ülkesini işgal güçlerine teslim etmek anlamına gelmektedir. Teknolojinin her alanında Çin ve ABD dahil bütün güçler diğer devletlerden ürün, personel, sistem… satın alabilmekte, ancak kontrolü elinde tutmaktadır. Yolcu uçağıyla beraber kargo, savaş, eğitim, yangın uçağı gibi alanlarda havacılık sektörüne daha fazla  yatırım yanında nükleerden dijital teknolojiye kendi kaynaklarını değerlendimek, soykırımcı sisteme karşı mücadelenin ilk adımıdır.

[email protected]        

twitter.com/alaeddinyalcink



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar