Yabancı bir turistin gözünden Doğu Anadolumuz

Okuma Süresi:

2–3 dakika
❤️

Hiç kimsenin bilmediği Türkiye’ye hoş geldiniz!

Erzurum, Kars, Van veya Dünya Mirası listesindeki Ani harabeleri pek turist çekmiyor. Ancak Doğu Anadolu, büyüleyici bir tarih ve coşkulu bir misafirperverlik sunuyor. Peki ya manzara? Bazen neredeyse bambaşka bir dünyadan geliyor.

“Çay isteyen var mı?” diye soruyor tur rehberi Volkan Aslı. Rüstem Paşa Kervansarayı’nın avlusundaki şırıl şırıl akan bir çeşmenin etrafında oturmuş, lale bardaklarında tatlı siyah çay yudumluyoruz. Türkiye’nin doğusunda, Erzurum’da 1561’den kalma bu etkileyici yapıda, yüzyıllardır gezginler bir araya geliyor.

Günümüzde, özellikle Uzak Batı’dan gelen turistlere Doğu Anadolu’da pek rastlanmıyor. Bu yeni turizm bölgesine adım atan herkes, ziyaretçilerin hoş karşılandığını ve olağanüstü bir misafirperverlikle karşılandığını hemen hissediyor.

Avlunun etrafındaki dükkânlar, çevredeki bölgeden elde edilen parlak oltu taşından yapılmış takılar satıyor. Bu koyu siyah taş, daha çok jet veya siyah kehribar olarak bilinir; uzun zamandır ağaç reçinesinden yapılan bal rengi kehribarla aynı kökene sahip olduğu düşünülüyordu. Yanlış bir kanı; aslında taşlaşmış kömürdür.

Türkiye’nin en büyük ama en az nüfusa sahip bölgesi olan Doğu Anadolu’ya yaptığımız bu çalışma gezisinde yine yeni bir şey öğrendik. Antalya veya Bodrum sahillerine ve İstanbul veya Ankara gibi metropollere akın eden kalabalıklardan uzakta, bu keşif turu bizi Avrupalıların pek tanımadığı şehirlere, uçsuz bucaksız manzaralara ve misafirperver insanlara götürüyor.

Kuzey Doğu Anadolu’da bulunan Erzurum, altı bin yıl önce bile önemli bir garnizon şehriydi; önemli ticaret yollarının kesiştiği bu merkezde çeşitli halklar hüküm sürmüştü. Bir Moğol prensi tarafından inşa edilen 14. yüzyıldan kalma Yakutiye Medresesi ve 13. yüzyıldan kalma daha da eski bir İslam koleji olan Çifte Minareli Medrese gibi tarihi yapılara hayran kalıyoruz.

Tek başına seyahate değer özellikler.

Aynı zamanda, 1.800 metre yükseklikte bulunan ve üç bin metrelik zirvelerle çevrili olan kasaba, günümüz Türkiye’sinde kış sporlarıyla özdeşleşmiştir. Palandöken teleferiği, yaz aylarında sizi aynı adı taşıyan kayak merkezine de çıkarmaktadır.

Yukarıda, kışın beyaz bir pist olan kahverengi bir yamacın ortasında, iki kadın katlanır bir masada oturmuş piknik yapıyor. Hemen bize buzlu çay ve atıştırmalıklar ikram ediyorlar. Şeyma Yılmaz, İstanbullu, diye açıklıyor. Kayınvalidesiyle birlikte burada temiz havanın tadını çıkarıyorlar.

Şehir turu sırasında rehberimiz Aslı, kadim halkların isimlerini anıyor. Biraz utanarak itiraf etmeliyiz ki: Urartular, Hurriler – hiç duymadım. Babilliler ve Hititler – evet, orada bir şeyler vardı. Asurlular, Akadlar, Lidyalılar, Sümerler – Tanrı yardımcımız olsun. Tekrar deniyor: “Mezopotamya, biliyorsunuz – Mezopotamya, Dicle ve Fırat!”

Bilgimizin hem zaman hem de mekân olarak Batı Roma İmparatorluğu’nun ötesine pek uzanmadığının farkındayız. Oysa Osmanlı İmparatorluğu, 1300 civarında Osman Gazi tarafından kurulmuş, Avrupa’nın içlerine, neredeyse Viyana’ya ve Doğu Anadolu’ya kadar yayılmıştı. Küresel bir imparatorluk olan Osmanlı İmparatorluğu, Mustafa Kemal Atatürk’ün saltanatı kaldırıp laik Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduğu 1923 yılına kadar varlığını sürdürdü.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar