HACI ANESTİ İŞTE ŞİMDİ S… SENİN ANANI!

Okuma Süresi:

4–6 dakika
❤️

Bursa, 8 Temmuz 1920’de İtilaf Devletleri’nin desteklediği Yunan kuvvetleri tarafından işgal edilir. Bu işgal, Ankara’daki ilk Meclis’te büyük üzüntü yaratır ve 10 Temmuz 1920’de Meclis kürsüsüne siyah örtü (puşide-i siyah) örtülerek milli yas ilan edilir. Türk ordusunun Bursa’yı 11 Eylül 1922’de geri almasına kadar da bu siyah örtü meclis kürsüsünde asılı kalır!

Atatürk’ü ve Milli Mücadeleyi verip laik Cumhuriyeti kuranları, Osmanlı düşmanı olarak gören gafiller bunları bilmezler elbette. Ya da bilirler de söylemek işlerine gelmez!

Yunan işgali sırasında milli ve dini değerlere yapılan saygısızlıklar tarihe kara bir leke olarak geçti. Yunanistan’ın o tarihteki diktatörü Elefterios Venizelos’un oğlu da olan Topçu Binbaşı Sofoklis Venizelos’un, Osman Gazi Türbesi’ndeki saygısızlığı, hafızalara kazındı. Venizelos, türbede çektiği fotoğrafı nişanlısına gönderirken altına “Yunanistan yeniden doğuyor, Türkiye ölüyor” notunu düşmüştü. Bu fotoğraf, Yunanlıların Osman Gazi Türbesi’ne yaptığı saygısızlığın simgesi haline geldi.(1)

Çakma tarihçilerden Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, konuya ilişkin yazısında; “1956’da Resimli Tarih Mecmuası’nda Tahsin Ünal tarafından yazılan ve Münif Fehim’in çizdiği bir resimle tasvir edilen bu efsaneye göre ayağının tozuyla doğrudan türbeye gidip etrafını dolaştıktan sonra, ayağıyla birkaç defa hızla vurarak kapıyı açmış, çizmesinin ucuyla sandukaya vurarak ağza alınmaz küfürler savurmuş. Sonra karşısında biri varmış gibi kılıcını havaya kaldırarak, ‘Kalk hey koca Türk! Karşıma geç! Seninle vuruşalım! Irkımın intikamını alıp seni tekrar geberteyim ki bir daha hortlamayasın. Bak! Kurduğun devleti yıktık! Bursa’yı hakiki sahibine iade ettik. Yakında türben mezbele, camilerin ahır olacak’ demiş.

Sonra bir ayağını sandukanın üzerine koymuş. Kılıcına dayanmış. Bir Donkişot tavrı ile resim çektirmiş. Arkasına da ‘Ordularımızın Bursa’yı fethederek şehre yerleşmiş olduklarının resmidir. Osmanlı Devleti’ni kuran Osman, ayaklarımın altında yatıyor’ diye yazıp Atina’ya göndermiş.” dedikten sonra bu rivayeti reddetmekte, Sofoklis ve öteki Yunan Subaylarının yaptıklarının birer hatıra fotoğrafı çektirmek olduğunu demeye getirmektedir lafı!

Bu tezini güçlendirmek için de “Osman Gazi türbesine gidenler bilir; sanduka üzerine ayakla basılamayacak kadar yüksektedir. Sofoklis’in çektirdiği resim ise eldedir. Hiç de anlatıldığı gibi bir poz görülmemektedir. Bu da anlatılanların sıhhati hakkında şüpheleri güçlendirmektedir.” diyerek absürt ve çürük bir gerekçe ileri sürmektedir(2)

Ekrem Buğra Ekinci’nin Sofoklis Venizelos’un, Osman Gazi’nin sandukasını tekmelemeyip, onun ve diğer Yunan subaylarının Osman Gazi’nin sandukası başında sadece hatıra fotoğrafı çektirdiklerini söylemesi, Kadir Mısıroğlu’nun, “Kurtuluş Savaşı’nı keşke Yunan kazansaydı” şeklindeki ifadesinin bir miktar yumuşatılmış hali gibi duruyor.

Sofoklis ve arkadaşlarının Osman Gazi’nin sandukasını veya sandukanın kaidesini tekmeleyip, başında “Kalk hey koca Türk! Karşıma geç! Seninle vuruşalım! Irkımın intikamını alıp seni tekrar geberteyim ki bir daha hortlamayasın. Bak! Kurduğun devleti yıktık! Bursa’yı hakiki sahibine iade ettik. Yakında türben mezbele, camilerin ahır olacak” demesi ve orada çektirdiği fotoğraf eşliğinde “Ordularımızın Bursa’yı fethederek şehre yerleşmiş olduklarının resmidir. Osmanlı Devleti’ni kuran Osman, ayaklarımın altında yatıyor” şeklinde Yunanistan’a telgraflar çekmesi, her ne kadar bizim hoşumuza gitmese de Yunan ordusunun içinde bulunduğu duruma, vakıaya ve hayatın olağan akışına uygundur!
Öyle ya Bursa’yı ateşe veren Yunan ordusunun subaylarının Osman Gazi’nin sandukasını tekmelemeyip de başında onun için duâ ettikleri düşünülemez!

Bursa’nın Yunan Ordusu tarafından işgaline tanık olan Emekli Başkomiser Abdurrahman Yücelik anılarında; “Yunanlılar Bursa’dan çekilmeden önce 9 Eylül 1922’de İnönü Caddesi’nin Ankara Asfaltıyla kesiştiği yerde, kavşağın güneydoğu köşesinde bulunan hapishaneyi ateşe verirler. 657 mahkumun tamamı bu şekilde yanarak öldü, feryatları ta Nalbantoğlu’ndan duyuluyordu. Bir de Tophane yamaçlarında bulunan kiliseyi yaktılar…”(3) demektedir.

26 Ağustos 1922 günü Başkumandan dürbünüyle düşman tahkimatını seyrederken Türk topçu ateşi başlar. Mustafa Kemal o anda şu emri verir: “Tek bir mermi kalmayıncaya kadar ateşe devam edilsin!” Komutanların tereddütleri üzerine, “cephane ikmalini düşmandan yapacağız ve yarın öğleden sonra Afyon’da olacağız” der. O anda herkes şüphe ve tereddüt içinde birbirinin yüzüne bakar ama ertesi gün, yani 27 Ağustos günü öğleden sonra hep birlikte Afyon’dadırlar.

30 Ağustos günü ateş hattına çok yakın bir mesafedeki Zafertepe’de Türk piyadelerinin ileri harekatını izlemektedir. Birden bire “Allah, Allah” sesleri yükseliyor. Askerlerimizin süngüleri batmak üzere olan güneşin kızıl ışıkları altında alev alev yanıyor, ölümü hiçe sayan kahramanlarımız, düşmanın üzerine ateşten bir çığ gibi iniyor. Bu anda Büyük Komutan elindeki sigarayı atıyor; ayağa kalkıyor, siper içinde dimdik duruyor. Bu, çok sevdiği, üzerlerine titrediği askerlerine karşı bir saygı duruşudur, gözleri nemlenmiştir. Eliyle muharebe alanını göstererek bağırıyor: “Hacı Anesti mağrur kumandan! Neredesin, gel de ordularını kurtar!”(4)

Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa’nın “Hacı Anesti; mağrur kumandan! Neredesin, gel de ordularını kurtar!” şeklindeki sözleri, “Hacı Anesti, işte şimdi s..m. senin ananı!” şeklinde darb-ı mesel şeklinde anlatılmaktadır.

Hasan Rıza Soyak, Türklerin taarruz edebileceklerine inanmayan Yunan Başkumandanı Hacı Anesti’nin (Georgios Hagianestis), izinli olarak geldiği İzmir’de, Mustafa Kemal Paşa’nın yukarıdaki sözleri söylemesinden az önce gazetecilere “Mustafa Kemal de kimmiş. Cepheden yeni geldim. Karşımda Mustafa Kemal diye birini göremedim” şeklinde açıklamalar yaptığını dipnot olarak vermiş kitabında.


İhtimaldir ki; Mustafa Kemal’in; telgrafla Hacı Anesti’nin bu sözlerinden haberi oldu ve bu sebeple Zafertepe’den o sözler ile seslendi kendisine:

Hacıanesti, mağrur kumandan! İşte şimdi s.ktim senin ananı. Gel de gör ordularının halini. Kahraman ordumuz karşısında çil yavrusu gibi dağıldı…

Mustafa Kemal’in Hacıanesti’ye böyle galiz şekilde sövdüğü elbette doğru olmayabilir. Biz sadece o gün savaş meydanında savaşan Anadolu çocuklarının ruh halini ve zafer sevinci yaşayan cephe gerisindeki halkın duygularının bu minvalde olduğunu bir roman havasında halk diliyle ve amiyane tabirle aktarmaya çalıştık.


Birkaç gün önce Anadolu insanının vara yoğa küfrettiğini yazmıştım. Türk halkı öfkelenince de söver, sevinince de söver. Bu durum, en cahilinden en aydınına kadar geçerlidir.
Unutmayın ki; devletin Adana valisi Hüseyin Avni Coş, tartıştığı bir vatandaşa “Kavat” demiş, Cumhurbaşkanı da “Anamızı ağlattın” diyen bir çiftçiyi “Haydi ananı al … git!” diyerek azarlayabilmiştir.

Olayı Zalim Yunan ordusunun, Anadolu’daki vahşeti ve 15 bin şehit ile birlikte düşünün lütfen. Mustafa Kemal Paşa’yı da yakın birkaç arkadaşıyla zafer sevinci yaşarken düşünün.
O ortamda her türlü ifadeyi kullanmak caizdir zaten. Ben bu bu satırları yazarken, arkadaşları şehit olmuş ve orada sıhhiye çadırındaki sedyede yatan yaralı bir Mehmetçiğin ruh haliyle yazıyorum çünkü…

30 Ağustos 2025

___________
1-https://www.tunagazete.com/haber/21583252/1920deki-osman-gazi-turbesi-skandali

2-https://www.ekrembugraekinci.com/article/?ID=1076&osman-gazi-t%C3%BCrbesinde-bir-yunan-subayi

3- https://www.bursadakultur.org/yunan_isgali2.htm

4- Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ten Hatıralar, Yapı Kredi Yayınları, 8.Baskı, İstanbul, 2016, s. 134-135

Fotoğraflar: Mustafa Kemal Paşa (Zafertepe’de) ve Hagianestis



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar