Türkiye’de siyaset, artık bir satranç oyunu olmaktan çıkmış, kimin daha iyi rol kestiği üzerine kurulu bir ortaoyununa dönmüştür. Bir yanda her krizden saray için yeni bir ziyafet masası çıkaran iktidar, öte yanda anlaşmalı perdeden bağıran muhalefet… Halk ise seyirci koltuğunda, biletini kendi cebinden ödeyip, oyunu değiştirme hakkı elinden alınmış bir figüran gibi beklemektedir. Bu tablo, sadece bir yönetim krizini değil, aynı zamanda başını kaybetmiş bir milletin dramını da resmetmektedir.
- Başsızlık Sendromu: Tavuk Misali
Türk milleti, bugün tarihin belki de en acıklı tablosuyla karşı karşıya. Başsız bir tavuk misali çırpınan, yönsüz kalan ve elinde koca bir devlet aygıtı olmasına rağmen iradesini kaybetmiş bir topluluk manzarası… Başlarında “Ben Türküm” demeyen, ama her haliyle Türk’ün değil, küresel anlaşmaların ve saray sofralarının temsilcisi olan bir yönetici kadro… Üstelik, bu kadroya karşı muhalefet denilen yapının durumu daha da trajikomik: Anlaşmalı muhalefet!
Lakin bu muhalefet, halkı uyandırmak yerine adeta narkozu artıran bir anestezi uzmanı gibi görev yapmakta. Kitleyi ayakta ama tepkisiz tutan, yani tam anlamıyla bir “gaz alma platformu.” Evet, gaz veriyorlar; fakat motor çalışmıyor, araba yokuş aşağı gidiyor.
Durumun özeti:
• Başsız tavuk en azından tencereye girer, Türk milleti ise hâlâ kendi mutfağına giremiyor.
• Bugün Türk siyasetinde muhalefetin rolü, trafik lambasının gece yarısı kırmızı yanması gibidir: Kimse yok, ama yine de durmak zorundasın.
• Fatih, İstanbul’u fethederken gemileri karadan yürüttü; bizde muhalefet seçimlerde oyları otobüsten indiremiyor.
- Hoşgörü Nakaratı: Birlik Maskesi
Son otuz yıldır milletin kulağına çalınan bir nakarat var:
“Alevi-Sünni, Türk-Kürt, hepimiz kardeşiz…”
Kâğıt üstünde kulağa hoş geliyor. Fakat bu sözlerin arkasına gizlenen hileli tasarım, milleti içten çürüten bir zayıflık yaratıyor. Çünkü kardeşlik söylemi, millî birlikten ziyade yapay kimliklerin pazarlanmasına hizmet ediyor.
Kürt kimliği, emperyal politikaların hazır çantası; Alevilik ise siyaset sahnesinde piyonların maskesi olmuş durumda. İşin kötüsü, muhalefet bu oyunu bozacağına, nakaratı daha yüksek sesle tekrarlıyor. Halkın kulağında gerçek bir marş değil, bir hipnoz melodisi çalıyor. Muhalefetin vazifesi, milletin beynini açmak değil, kulak zarını patlatmak olmuş.
Hoşgörü hilesi, özetle:
• “Hepimiz kardeşiz” diyerek işe başlıyorlar, ama sofraya oturunca kardeşin tabağındaki köfteyi çalıyorlar.
• Roma’yı “ekmek ve sirk” ile oyalıyorlardı; bizde “hoşgörü ve nakarat” ile.
• Hoşgörü denilen şey, herkesin cebinde ayrı bir kimlik kartı taşırken Türk kimliğinin cüzdandan düşürülmesi oldu.
- Muhalefet mi, Anlaşmalı Tiyatro mu?
Bugün Türkiye’de “muhalefet” adı altında sergilenen tablo, aslında bir tiyatro sahnesi.
Perde açılıyor: Bir grup politikacı “Biz Atatürkçüyüz!” diye bağırıyor. Bir başkası, “Malazgirt bizimdir, Kurtuluş Savaşı bizimdir!” diye ekliyor. Alkışlar, tezahüratlar, medya şovları…
Ama iş icraata geldiğinde sahne çöküyor, ses kesiliyor.
Silivri’den çıkan anlaşmalı kahramanlar, saraya uğrayıp çıkış vizesi alan siyasetçiler, davasını kendi canının derdine indirgeyenler… Hepsi aynı çorbanın farklı malzemeleri.
Bunların ortak özelliği, iktidarı değiştirmeye odaklanmamak. Çünkü “anlaşma” böyle yapılmış:
• Birlikte hareket etmeyeceksiniz.
• Kitleyi örgütlemeyeceksiniz.
• Milliyetçi söylemleri istediğiniz kadar tekrarlayabilirsiniz ama sistemi sarsmayacaksınız.
Velhasıl: Halk tribünde, sahnede tiyatro… Oyunun adı: Demokrasi!
Tiyatro özeti:
• Bu tiyatroda oyuncular değişiyor, ama yönetmen hep saray.
• Shakespeare bile dirilseydi bu kadar kötü yazılmış bir senaryoya imza atmazdı.
• Muhalefet sahnede bağırıyor: “Yıkılacak bu düzen!” ama kuliste iktidarla çay içiyor.
- Sarayın Sigortaları: Gaz Alma Mekanizması
İktidar, kendini garantiye almak için saray mutfağında özel bir menü hazırlamış:
• Ana yemek: İktidarın sürekliliği
• Yan garnitür: Muhalefetin anlaşmalı sessizliği
• Tatlı: Halkın kandırılması
Muhalefet bu sofrada sigorta görevi görüyor. Sistemin devrilmemesi için arada bir “bağırıp çağırıyorlar,” sonra evlerine dönüyorlar. Onlara verilen görev çok net:
Halkı sokağa indirmeyin, öfkeyi büyütmeyin, örgütlenmeyi engelleyin, fakat sahnede “biz muhalefetiz” diye bağırmayı da ihmal etmeyin. Böylece kitle, öfkesini muhalefete boşaltıyor, iktidar da arkadan kıs kıs gülüyor.
Türkiye’nin en acı gerçeği şudur: Muhalefet, iktidarın en sağlam sigortasıdır.
Net durum, özet:
• Muhalefet, öfkeyi soğutan soğutucu; iktidar ise ısıtan soba. Halk da buzdolabında bekleyen patates gibi çürüyor.
• Osmanlı’da yeniçeriler maaş alamayınca kazan kaldırırdı; bizde halk markette fiş görünce bile kaldırmıyor. Çünkü muhalefet “Sakin olun” diyor.
• İktidar elektriği kesiyor, muhalefet mum satıyor.
- Türk’ün Çırpınışı: Tarihten Ders Al(a)mamak
Tarih boyunca Türk milleti, zor zamanlarda hep ayağa kalkmıştır. Ama bugün ayağa kalkamamasının sebebi, başsız bırakılmasıdır.
Başsız tavuk nasıl yere çarpa çarpa koşar ama yönünü bulamazsa, Türk milleti de şu an aynı haldedir. Birileri çıkıp “Atatürkçüyüz!” diye bağırıyor, ama Atatürk’ün örgütlenme azminden bihaber. Bir başkası “Milliyetçiyiz!” diyor ama milliyetçiliğin sadece hamasi söz olmadığını unutmuş.
Gerçek şudur: Bugünkü muhalefet, Atatürk’ü, Malazgirt’i, Kurtuluş Savaşı’nı birer etiket olarak kullanıyor. Eylemde yoklar, sadece slogandalar. Türk milleti ise tarihinden güç almak yerine, kendi çocuklarını sloganların içinde boğmaya mecbur ediliyor.
Boş nutuklar, özetle:
• Atatürk Sakarya’da düşmana kurşun sıktı, bugünün muhalefeti televizyonda RT atıyor.
• Milliyetçilik sadece “Nutuk’tan cümle paylaşmak” sanılıyor; halbuki Nutuk’u yazdıran şey sahadaki mermiydi, tweet değil.
• Türk milleti tarihte Çin’i, Bizans’ı, Haçlıyı dize getirdi; bugün kendi muhalefetini dize getiremiyor.
- Ne Yapmalı? (Bir Çıkış Yolu)
Bu karanlık tabloya rağmen, yapılabilecek şeyler vardır. Ama öncelikle, milletin şunu anlaması gerekir:
Anlaşmalı muhalefetle hiçbir şey değişmez.
Öneriler:
1. Gerçek Liderlik: Başsızlık halini bitirmek için halkın içinden çıkan, bağımsız, cesur bir liderlik modeli inşa edilmeli.
2. Örgütlü Halk: Türk milleti, sosyal medyada klavye kahramanlığı yerine gerçek örgütlenmeler kurmalı.
3. Sahici Milliyetçilik: Milliyetçilik, sadece hamasi söz değil; ekonomik bağımsızlık, üretim gücü ve millî kültürle pekiştirilmeli.
4. Muhalefetin Teşhiri: Halk, anlaşmalı muhalefetin maskesini düşürmeli; “gaz alma partileri”ne kanmamalı.
Kısacası, çıkış yolu milletin kendi iradesini geri almasıdır. Başsız tavuk olmaktan kurtulmanın tek çaresi budur.
Manipülasyon özeti:
• Liderlik, Twitter’dan değil, halkın pazarından çıkar.
• Milliyetçilik, sadece bayrak sallamakla değil, yerli üretimle olur; yoksa bayrak da Çin malı olur.
• Muhalefeti teşhir etmeden iktidarı devirmek, hırsızı yakalamadan kapıya kilit takmaya benzer.
- Son Söz: Başsız Türk Olmamak İçin
Bugün Türk milleti, tarihin en kritik eşiklerinden birinde. Bir yanda iktidarın saray tiyatrosu, öte yanda muhalefetin anlaşmalı maskaralığı… Bu ikili kıskacın ortasında kalan halk, kendi iradesini hatırlamak zorundadır.
Atatürk, “Milletin istiklalini yine milletin azmi ve kararı kurtaracaktır” dedi. Bugün bu söz, her zamankinden daha günceldir. Çünkü ne iktidar, ne muhalefet; hiçbir anlaşmalı figür, Türk milletini kurtarmayacaktır.
Türk milleti ya yeniden başını bulacak ya da yine yeniden bulacaktır. Başka bir yol kalmamıştır.
Bu sivrisinekli çamur çayırında, Türk milleti mutlaka ama mutlaka kurtuluşu anlaşmalı bir muhalefette değil, sokaktaki çılgın bir Türk’ten çıkaracak yeni bir başta bulacaktır.
Türk mutlaka bir baş bulacaktır !
Umutsuz olmayın!




Bir yanıt yazın