“Türkiye’nin çok ciddi çevre sorunu var…”

Okuma Süresi:

6–9 dakika
❤️

Turizmin gerçek sorunlarına odaklanılması gereken bir dönemdeyiz

Birgül Akgül bugünkü turizmimizi değerlendirdi. Sözü kendisine bırakıyoruz:

Türk turizmi geçmiş yıllardaki konforunu kaybetti. Bunun nedeni yalnızca yanlış politikalar ve enflasyon değil. Doygunluk. Bir destinasyon hedef pazarlarında doygunluğa ulaşabilir. Bu gerçeği kabul etmek gerekiyor. 12 ay seyahat edilebilen bir destinasyon olmadığınız sürece değişen turist eğilimleri nedeniyle gelirlerin düşmesi veya daralması da olağan bir durumdur. Sahil kentlerimiz 12 ay turizm yapmaya el verişli değil, bu gerçeği artık kabul edip sırf bir hedef belirtmiş olmak için laf kalabalığı yapmayalım.

Lütfen sakin olun. Türkiye pahalılaştı diye veya sosyal medyada iki olumsuz içerik çıktığı için değişmiyor bu sayılar. Eğilimler değişiyor. Bu eğilimleri görmek, iyi okumak gerekiyor. Helgalar, Hanslar gibi aynı otele 120 kez gelen turistler yok artık. Yeni turistler gittiği yere tekrar tekrar gitmek yerine yeni yerler keşfetmek istiyor. Bunun temelinde ekonomik nedenler de var elbet. Dünya artık pahalı bir yer. Bununla birlikte turizmde çeşitlilik ve olanaklar da arttı. Siz aynı otele kaç kez tatile gittiniz mesela?

Pandemi yazılarımda kaleme almıştım, Türkiye’nin hedef kitlesi orta gelir düzeyidir. Evet, lüks segmente hitap eden, dünya starlarını ağırlayan ürünlerimiz ve destinasyonlarımız da var ancak genel payın yüzde kaçını oluşturduklarına dair bir veriye ulaşamadım. Türkiye sınırlı sayıda lüks ürünü olan, turizm gelirlerini orta gelir düzeyinden kazanan bir ülkedir. Ekonomik daralmanın bir yansıması olması çok normal. İki tane erkek dansçı Marmaris’te üstü çıplak dans etti veya siyahi Influencer geldi saçma sapan şeyleri paylaştı diye talep pat diye düşmedi. Sokakta kalitesizlik sorunu yıllardır var. Belirttiğim gibi yeni düzen bu. Doğru fiyatlandırma, doğru kampanya yönetimi, dürüst yaklaşımlar şart. Bu yeni düzenin dinamik, değişken ve bıçak sırtı sistemine alışıp metotlarımızı yenilememiz gerekiyor.

Ayrıca bu yıl bir sarsıntı da erken rezervasyon döneminde hissedilebilir. Sırtımızı dayadığımız EB döneminde bu yıl güven kaybettik. Siz 8 ay önce aldığınız tatilinizin başkaları tarafından 2 hafta kala daha ucuza alındığını bilseniz bir daha o bölgeye erken rezervasyonla gider misiniz?

Eğilimler değişiyor demişken sanal turlardan bahsetmemek olmaz. Kültür turlarının ağırlıklı olarak simülasyonla yapılacağı günler gelecek. Şu kadar yıl demek zor ancak çokta uzak sayılmaz. Ekran süreleri günlük 6 saat 40 dakikaya çıkmış durumda, 13-17 yaş arası gençler günde ortalama 8 saatlerini ekranda geçiriyor. Genç işsizlik zaten aldı başını gitti. Bu gençler istihdama katılacak da dünyayı gezmek için para kazanacakta sıra Türkiye’ye gelecekte… Tokyo’sundan New York’una… Bir kapsülün içinde üç gün yatıp her türlü deneyimi sanal alemde edinecekleri yıllar gelecek. Gerçek deneyimin önemli bir kısmı sanal deneyime dönüşecek. Dünya genelinde fiziksel seyahat ve tatil oranları düşecek. Yapay zekanın tam anlamıyla hayatımıza entegre olması 5 yıl desek (günlük hayatta tam anlamıyla kullanılmasından bahsediyorum) 25 yıl içinde sanal tatil rutin bir tatil seçeneği halini alacaktır. Bence 5 yıl ve 25 yıl da iyimser, daha kısa olması mümkün ancak neyse…

Ayrıca diyelim ki birileri hala seyahat edip Akdeniz sahillerinde denize girmek istiyor, plastik kullanımı azalmazsa 2060’ta dünyadaki plastik oranının bugünün 3 katına çıkacağı belirtiliyor. Kulaçlarımızı plastik şişelerle mi atacağız? Kısmetse o gün geldiğinde 76 yaşında olacağım, şahsen 76 yaşında hala yüzebileceğimi düşünüyorum, ben plastikten denizlere girmek istemiyorum. Kim ister ki? Ülkemiz ve dünyamız için sorumluluk almak zorundayız.

2000 yılında sektöre stajyer olarak giriş yaptım. 25 yıldır bu sektördeyim. Lise, üniversite, yurt dışı eğitimi, oteller derken çok sayıda gözlem yaptım ve deneyim edindim.

O zamanlar farklı konseptler vardı, misafirler (Ben müşteri demekten yanayım) bilekliklerle ayrılır, konseptine göre yeme içe hizmeti alırlardı. O yıllarda turizmde çalışan kişiler sezonluk çalışmaktan mutsuz değildi zira sezonda iyi para kazanıp kışın da memleketinde aile işlerine bakarlardı. İş vereninden çalışanına herkesin mutlu olduğu dönemlerdi. Stajlarımı Marmaris İçmeler’de yaptım, akşam shiftinde çalışmıyorsam bisikletimle sahile inerdim, rahmetli Asım Can Gündüz’ün tersten çaldığı gitarının sesiyle birkaç adım ötedeki mekânda her akşam aynı repartuarla sahne alan ama yine de mekanı dolduran o egzotik ses birbirine karışırdı. Turistlerin şık, özenli kıyafetlerle dışarı çıkıp gezdiği yıllardı. Marmaris çarşısında çakmacılar yine vardı ancak şimdiki kadar çok muydular, onu hatırlayamıyorum. Tüm bunları neden mi anlatıyorum? Neden güç kaybediyoruz sorusunun cevabı işte bu cümlede gizli olabilir: Türkiye kendine has turizm yaklaşımı, samimiyeti, sokaktaki düzeni ve en önemlisi insan kaynağını yitiriyor. Türkiye iyi bir her şey dahil destinasyonudur, bu kimliği kazandı ve bundan sıyrılması zor, sıyrılması gerekmiyor da ancak her şey dahile düzenleme gelmesi şart. Çeşit azaltmak, büfeleri küçültmek, atıkları azaltmak gerekiyor. Zaten her şey dahil dediğin sistem resort bölgeler için geçerli, ülke turizmi yalnızca bu sistem üzerinden dönmüyor ki. Sürekli bunu tartışmak zorunda değiliz. Sokağa düzen gelmedikçe her şey dahil konsepti sahil beldelerinin kurtarıcısıdır! Ha sokaklarımız temiz, esnafımız dürüst, restoran barlarımız nezih, hizmetimiz bütüne yakın olur o zaman tartışılabilir. Madem eskisi kadar içten, masum, naif değiliz o zaman elimizde bir tek bu kaldı bari buna sahip çıkalım demek lazım.

Türk misafirperverliği Türk turizminin en önemli değerlerinden biridir. Risk ise bu bayrağı taşıyan kuşaklar yavaş yavaş emeklilik, yorgunluk, küskünlük gibi nedenlerle sektörde azalıyorlar. Bu konuda bir fırsat var, eski iş yapış şekli, insana değil işe verilen değer değişecek, sektör insani çalışma koşullarını uygulamak zorunda kalacak çünkü vur sırtına al lokmasını neslinde sonlara gelindi.

Yabancı Personel Sayısı Arttıkça Türk Misafirperverliği İmajı Zayıflayacak, Dolayısıyla Sıradan Bir Destinasyon Haline Gelecek…

Otel, yiyecek içecek kalitesi ileri düzeyde ancak sokak bunun gerisinde kalıyor. Bu seviyenin üstüne çıkması da mümkün değil. Sokakların başı boş. Yakaladığı turisti kazıklamadan bırakmayan esnaf Türk turizmi için büyük bir tehdittir. 4 fotoğrafa 2 bin küsur lira isteyen o esnafın dükkânı kapatılmalıdır.

Türkiye çok zengin bir tarih ve kültüre sahip. Bunun için gelen milyonlarca insan da var ancak otelden dışarı çıkmak isteyen turist excursion’lar (günlük tur) için ortalama kişi başı 100 euro gibi fiyatlarla karşılaşıyor. İnsanlar Avrupa’da bu fiyatın yarısına bir ülkeden başka ülkeye geçiyorlar. Yapmayın Allah aşkına, Avrupalı bizim gibi har vurup harman savurmuyor, insanlar öğle arasında sandviç alıp yiyor! Ne olacak ya 100 euro yap taksit, ye iç diyen milletler değil (taksit zaten bize has bir durum). Tamam yıllarca Türkiye bu kadar ucuz olmasın dedik de şimdi de hedef kitlesini hızla kaybedecek kadar pahalı. Topkapı Sarayı giriş ücreti mesela, sanırım 50 euro. Tamam sarayımız çok güzel, Muhteşem Yüzyıl sağ olsun iyi de sükse yaptırdı ancak sana gelen turist Luvr’a da gidiyor. Luvr giriş ücreti 17 euro sanırım, bu rakama yazımı hazırlarken yaptığım araştırmada ulaştım. British Museum ücretsiz… Demiyorum ki Luvr bizden üstün veya değerli ancak bu fiyatlar rakip analiziyle belirlenmiyor mu? Yaz kızım Topkapı 50 euro yaklaşımıyla fiyat mı belirlenir?

Bu ara başlığı atarken aklıma rahmetli Doğan Cüceloğlu’nun ‘‘annen yok, kimsen yok’’ cümlesi geldi. Hayatını anlatırken küçük yaşta yitirdiği annesinin ardından nasıl da öksüz, görünmez, duyulmaz kaldığını sesi titreyerek aktarmıştı. Bir ülkenin annesi ise doğasıdır. Daha fazla betona değil, ağaca ihtiyacımız var. Ağaçlar sayesinde nefes alıyoruz, yağmurlar yağıyor, toprak tutunuyor. Bizim acımadan kesip attığımız o ağaçlar bu ülkenin akciğerleridir. Ne hakla bu denli acımasız, bu denli hoyrat, bu denli hukuk tanımaz olunabiliyor? Zeytin ağaçlarına nasıl kıyıyorsunuz, dünyadaki varlığınız topluma bir zeytin ağacı kadar anlam ve fayda sunmazken siz kimsiniz de bu talanı kendinizde hak görüyorsunuz? Hakkı yenen her bir ağaç, kuş, böcek, sokak köpeği için doğa tokadını sizinle birlikte hepimize atacak bir gün… Öyle felsefi, dini, metaforik bir yerlerden söylemiyorum bunu. Ekosistemden eksilen her bir halka başka halkaları yutarken, daha fazla yangın, daha fazla deprem, daha fazla doğa olayı yaşanacak. Bu caniler yüzünden tüm insanlık birçok zorlukla yüzleşmek zorunda kalıyor, kalacak.

Türkiye kurak bir ülkedir. Antalya’dan Muğla’ya giderken sağımız solumuz yeşil diye, ülkemizi yeşil sanmayalım. Hatta şu son kahreden yangınlar döneminde ortaya atılan ‘‘yeşil vatan’’ söyleminden de vazgeçelim.  Türkiye yeşil filan değil. Böyle kelime oyunları ile devasa yangınlar sonrasında bile ülkenin orman rezervinde sorun yokmuş gibi algılatılıyor. Birileri toplumsal bilinçaltına iyi oynuyor. Hayaller Yeşil Vatan, gerçekler Kurak Vatan.

Neydi çevre? Ağaç mı, taş mı, toprak mı? Bakın, Çevre Bakanlığı’nın sitesinden birebir alıyorum: ‘‘Basit anlatımıyla gözümüzün gördüğü her şeydir. Yaşadığımız ortamdır. Etrafımızdaki doğa ve hatta geleceğimizdir çevre.’’ Peki madem öyle aynı bakanlık neden artan orman yangınlarına yönelik devletin daha fazla yangın uçağı almasını sağlayamıyor, durun bir dakika orada HES projesi yapılması uygun değil, o bölgede su sorunu yaşanacak demiyor? Amerika ve Çin gibi küresel ısınmaya etkisi yüksek ülkeler bana ne ya iklim miklim derken, Türkiye’nin faaliyetleri dünyanın yıllık salınımının yüzde 1’ine tekabül ederken, neden ülkemiz koşa koşa iklim yasası çıkarıyor? Sana demezler mi sen önce bir ağacını korumayı öğren, yangına müdahalede çağın gereksinimlerini yakala diye. Amerika’sı Çin’i dururken sanki üretimde ilk 10’da yer alıyormuşuz gibi nedir bu koşa koşa yasa çıkarma merakı? Üretimi de tekelleştirip kobileri, küçük işletmeleri hepten yok mu edeceksiniz?



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar