İRAN TÜRKLERİ – 80

Okuma Süresi:

3–4 dakika
❤️

Günümüz İran coğrafyasında, Tebriz/Karadağ, Urmiye, Sulduz/Karapapak, Zencan, Kum/Save, Horasan/Türkmensahra ve Kaşkay olmak üzere yedi âşık muhiti tespit edilmiştir. Bu muhitlerde Türk âşıklık geleneği, âşık/ozan/bahşi, saz/kopuz/çögür unsurları, âşık edebiyatı ve müziği ile varlığını devam
ettirmektedir.

Bu hususta en önemli tespitimiz şudur ki, İran Türkleri âşıklık geleneği, İran Türklüğü için çok büyük önem taşımaktadır. Ġasımlı’nın (2003: 250) da ifade ettiği gibi, İran’da 35 milyon Türk yaşamaktadır. Bu Türklerin kendilerini ve millî, manevî değerlerini ifade etmelerinin başlıca vasıtalarından biri âşık sanatıdır. Ana
dilleri Türkçe ile basın yayın kurumları, sinema ve televizyonları bulunmayan, Türkçe eğitim öğretim veren tahsil ve kültür ocakları ve resmî musiki kurumları olmayan bu Türklerin, sözü edilen sahalardaki manevî, medenî yükünü âşıklar taşımaktadır. Âşıklık geleneği, halkın kendisini ifadesinin ve yabancı kültürlere karşı
mukavemet göstermesinin yegâne ve en güçlü vasıtasıdır. Bu sebepten de âşıklık geleneği İran Türkleri arasında oldukça canlı sanat hayatı yaşamaktadır. Başka bir ifade ile İran Türkleri arasında âşıklık geleneğinin bu derece yaygın ve gelişmiş olmasında halk ile gelenek arasında arz-talep ilişkisinin her iki yönde cereyan
etmesinin önemli rolü vardır. İran Türkleri, âşıklık geleneğini varlıklarının, dillerinin ve kültürlerinin teminatı olarak görmektedirler. Bunun için bu sanata, bu geleneğe çok önem vermekte ve ondan faydalanmaya çalışmaktadırlar. Âşıklık sanatının gelişmesi, beraberinde arzı getirmektedir. Böylece etkileşimle gelişme devam etmektedir. Yani İran Türkleri dil, edebiyat, musiki, örf, anane vb. değerlerinin geleceğini büyük ölçüde Türk âşıklık geleneğini yaşatmaya bağlamışlardır. Onun
için bu ülkede yalnız halk değil, aydın kitle de âşıklık geleneğinin içinde ve bizzat âşıkların yanında yer almaktadır.

2.2.1.4. İran Türkleri Âşık Edebiyatı

İran coğrafyasındaki Türk âşıklık geleneğinin geçmişine bakıldığında Kurbanî, Tufarganlı Abbas, Sarı Âşık, Hasta Kasım, Meşkinli Mehemmed, Dollu Mustafa, Balovlu Miskin, Kul Artun, Mahmud, Cavid, Begimgala, Ali Sulduzlu, Şirin Hurremdereli, Yusuf Cemal, Tilim Han, Ali Kerefizli, Aziz Han, Mirza Cihangir Han Kaşkayî, Muhammed Hüseyin Keyanî, Hacı Gurban Süleymanî, Amangeldi Göni, Annaberdi, Evez Muhammed, Han Muhammed Geytagu, Taçmemmed Suhangulu gibi nice üstat âşık/bahşinin bu bölgede yaşayıp sanatını icra ettiği görülmektedir.

Diğer yandan Abbas ile Gülgez, Kerem ile Aslı, Arzu ile Kamber, Âşık Garib ile Şahsanem, Şirin ile Birçek Hanım, Tuti-yi Şirin Suhan ve Yusuf Cemal, Tilim Han ile Mehri Hanım, Hundaplı Mehcur, Baba Rövşen, Gül Bilbil, Gorgut Ata, Necep Oğlan, Sayat Hemrah, Şah İsmail, Şah Behram, Tahir ve Zöhre, Tilim Han ve Şahsenem, Köroğlu, Mahmud ve Nigar gibi birçok Türk halk hikâyesinin bu bölge âşıklarınca tasnif edildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca “bayatı”dan “zincirleme cigalı müseddes”e kadar pek çok âşık şiiri nazım türünün yine bu bölge âşıklarınca meydana getirildiği bilinmektedir.

Günümüzde İran coğrafyasında, Tebriz’den Firuzabad’a, Hemedan’dan Guçan’a, Kümbeti Kavus’tan Sulduz’a kadar yaptığımız alan araştırmalarında; iki bine yakın âşık/bahşi ve bir o kadar da onlara eşlik eden balabancı, tef/daire/kaval/nağara, zurna, kerine/kerane çalan çalgıcının faaliyette olduğu, halk
hikâyesi anlatma geleneğinin devam ettiği, düğün derneklerin ekseriyetinin âşıklar tarafından yürütüldüğü, âşıkların halk içerisinde yüksek seviyede itibar gördüğü, âşık havalarının ve türkülerinin makam sayısının ve seviyesinin hayli yüksek olduğu
gözlenmiştir.

Âşığın esas çalgı aleti sazdır ve aşığı sazsız tasavvur etmek mümkün değildir.

Lakin saz ile beraber, balaban/goşasümsüm/düzele, tef/kaval/daire, nağara, bazen de goşa nağara, zurna da çalınmaktadır.

Âşıklık, çok işlevli bir sanattır. Başka bir ifade ile âşıklar/bahşiler birkaç sanatı birlikte icra ederler. Toy/düğün, şenlik veya merasimin bütün yükünü omuzlarında taşırlar. Ses, söz, müzik, oyun, temsil sanatlarını birlikte yürütürler. Yani hem şair, hem tahkiyeci, hem bestekâr, hem hanende (ses sanatçısı), hem temsilci görevlerini
birlikte yapmak zorundadırlar. Bütün bunlarla birlikte âşık, halkın hayatında meydana gelen her bir önemli hadiseyi saza, söze aktarmak durumundadır.

Bu coğrafyanın âşıkları, Türk edebiyatına 50’den fazla nazım şekli ve 90 kadar nazım türü kazandırmışlardır (Hekimov 1999: 373). Bunlar arasında “Bayatı (mani / hoyrat)”, “Bayatı Tecnis”, “Cahannâme (tarihî manzume)”, “Cığalı Tecnis”, “Ciğalı
Muhammes”, “Ciğalı Muhammes Müseddes”, “Déyişme”, “Divanî”, “Dudak Değmez Tecnis”, “Elif- Lam”, “Geraylı”, “Gazel”, “Gıfılbend (Muamma)”, “Goşayarpak Koşma”, “Goşayarpak Muhammes”, “Güllü Kafiye”, “Haydarî (Héyderî)”, “Herbe Zorba”, “Koşma”, “Muhammes”, “Muhammes Divânî Müseddes”, “Müseddes”, “Müstezad Tecnis”, “Tasnif”, “Tecnis”, “Üstadnâme”, “Vücudnâme (Beyan-i hâl)”, “Zincirleme Divanî” ve “Zincirleme Koşma” sayılabilir. Bu şiirlerin tamamına yakını âşık havaları, âşık türküleri olarak âşıklarca
ve aynı zamanda halk tarafından halk türküleri olarak da kullanılmaktadır. Diğer yandan âşıklar gazel, divanî, müstezat, muhammes, müseddes gibi klâsik şiir türlerinde de eserler vermişlerdir.

Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar