CUMHURİYET YÖNETİMİ

Okuma Süresi:

4–6 dakika
❤️

Siyasi liderin, demokratik yönetim, özgürlük anlayışı, vizyonu yoksa, eğitimi, bilgisi, öngörüsü yetersiz ise; partiler, tek kişinin inisiyatifine kaldığı, keyfînce yönetmesine ve istediği gibi davranmasına imkân verdiği için; liderine tapan-hizmet eden, bir çeşit kula kullardan oluşmuş modernleştirilmiş târikata dönüşüyor. Liderlik vasfı taşımayan-manipülasyona açık, başkalarının yönettiği yetersizler; liyâkat şartı aramadan; vefa borcu duyduklarını, partide olmayı hiç de HÂK etmeyenleri aday yapıyor, millet de kendine vekil seçtiğini zannediyor!

Artık, tek bir kişinin değil, ilkelerin, kuralların, değerlerin temele oturtulduğu, ortak kararlarla yönetilen partiler olmalı. Bu partiler Cumhuriyet ilkelerini kabul etmiş; demokrasi, adalet, HÂK, hukuk, eşitlik, özgürlük ve olmazsa olmaz LAİKLİK ilkesinin temel şart olduğu değerleri savunmalı.

Laiklik; inanmayanın, inanmama özgürlüğünü koruduğu kadar, inananın, istediği gibi inanma hakkını, özgürlüğünü de koruma altına alan bir sistem. Devlet ve yönetmeye tâlip siyasî partiler, bu sistemi titizlikle uygulamalı; inanç sömürüsü yapma olasılıkları olan yapı ve kişileri (tarikat-cemaat-hoca-imam-papaz-haham-şeyh-falcı vb. modernleştirilmiş tüm inanç kullanıcıları); yasalarla kontrol altına alacak, ağır hukuki yaptırımlarla sıkı denetime tâbi tutacak yöntemler geliştirmeli.

Tanrı Kitabı Kur’an da; (Kehf suresi,29):”İster inanırlar, ister inanmazlar.” ve (Bakara suresi,256):”Dinde baskı, zorlama yoktur.” ayetleriyle, inanç konusunun kesinlikle bireysel özgür alan kalmasını şart olarak kayıt altına almıştır.

Devleti yönetecek siyasetçiler, inanan(istediği gibi)-inanmayan olması fark etmeksizin, inançlarına, çok iyi hitabet sanatına sahip olmalarına(?!) göre değil; Cumhuriyet yönetim sistemini kabullenmelerine, eylemlerinde ki, ilkesel değerlere bağlılıklarına, dürüstlüklerine, şeffaf, hesap verebilir olmalarına, sorunları çözme istek ve çabalarına göre seçilmeliler! Kendi çıkarları için; gizli, kapalı kapılar ardında pazarlıklar yapan, ezilmiş-hakları alınmış olanların, haklarını savunur görünüp, kendisinin ve menfaat çevrelerinin (terör örgütü-tarikat-parasal güç odakları) hizmetçisi olanlara siyaset yolu kapalı olmalı. Transfer paraları uğruna, seçildiği partiye, savunduğu ilkelere ihanet edenlerin/menfaatine göre sürekli parti değiştirenlerin bu eylemleri ahlâksızlık/ilkesizlik olarak değerlendirilmeli ve yaptırıma tâbi olmalı (vekillikten atılmak, bir daha vekil olamamak ve aldığı maaşların belli oranda iadesi gibi)!!! Partisi ile anlaşamayan, düşünce ayrılığı olanlar/halka vekâlet hizmeti ver(e)meyenler de ya bağımsız olarak yoluna devam etmeli ya da vekillikten istifa etmeli!

Meclis, siyasetçilerin kürsülerde şikayet konuşmaları yaptığı yer olmamalı. Tam tersi halkın şikayetlerinin, gerçek gazetecilerin tespitlerinin değerlendirilip; sorunların ortadan kaldırılması için her dâim-sürekli çözümler üreten, gerçek-tam adaleti sağlayacak yasama-yargı sistemine kavuşturan mekânlar haline gelmeli. Meclis partilerine verilen aslında kamu hakkı olan ödenekler; kamuya hizmet amacı dışında kullanılırsa; yaptırıma, cezaya tâbi olmalı ki, gerçek anlamda halka-Hâkka hizmet gerçekleşsin.

LİYÂKAT-LAİKLİK

Tanrı’nın Kitabı KUR’AN, (Nisa,58): “Hiç kuşkusuz ALLAH, emanetleri/görevi/sorumlulukları ehline/her işin uzmanına verilmesini diler. Ve sorumluluklarınızı yürütürken, insanlara karşı adil davranmanızı öğütler. ALLAH size ne güzel öğüt veriyor.” bilgisini verir. Bilgi-emek-çaba birikimi olan Liyâkat şartını öncelleyen Tanrı, bu şartın yanına inancı koymamış; Adaleti koymuş!
Yönetimde, Liyâkat ve Adalet!

Komünist-sosyalist sistem savunucuları, hâkka-hukuka-adalete-liyâkata dikkat eden, özgürlükleri güvence altına alan laik yönetim anlayışlarına, insanî değerlere sahipler, cesaretleri de var neden yönetim hakkı elde edemiyorlar?! Bu sorgulanmalı!!! Yeteri kadar realist-gerçekçi mi değiller, teorik konuşmaya ve şiire düşkün romantiklikleri gerçeklik algılarını zaafa mı uğratıyor, özgürlük savunularına, söylemlerdeki doğru tespitlerinin varlığına, çok iyi felsefe yapmalarına rağmen, teorilerinin sahada pratiği, mücadele azim-kararlılıkları mı eksik?! Araştırılmalı!

Maalesef çoğunluğu oluşturan, seçici seçmelerin “atalar dini savunucuları/kul tapıcıları(Bakara,170)”; inanca göre seçim yapmaları, en önemli belirleyici unsur olabilir mi?(alnı secdeye değiyor!? gibi)

Hâlbuki, Tanrı’nın Kitabı KUR’AN,
(Kehf suresi,29):”İster inanırlar, ister inanmazlar.” ve (Bakara suresi,256):”Dinde baskı, zorlama yoktur.” ve (Yunus,99):”İsteseydim, tüm kulları toptan iman eder yaratırdım; hâl böyleyken, ey Muhammed inanmaları için sen mi zorlayacaksın?!”
ayetleriyle, inanç konusunun kesinlikle bireysel özgür alan kalmasını, görevlendirdiği Peygamberine bile inanç konusunda hiçbir hak-yetki vermediğini şart olarak kayıt altına almıştır.
KUR’AN,(Bakara,8-9):”İnanan görünüp aslında inanmayan ve inananları kandırma yoluna giden…” diye tanımladığı münafıklar/inkârını gizleyen, inanan görünen varken; (Ankebut,2):İnsanlar sadece “İnandık” demeleriyle ve sınava çekilmeden bırakılacaklarını mı sanıyorlar?”
Tanrı bile ‘inanç’ konusunda samimiyet testi için sınava tâbi tutacakken!!!
Kimin sahiden/gerçekten inanan olduğuna nasıl karar vereceğiz?!

Evet inanç çok önemli ama
bireysel ve kişinin kendi yaşam alanı ve özgür seçimleriyle sınırlı kalmalı, başkaları ile her türlü toplumsal-sosyal ilişkilerinde dikkate alınacak değer olmamalı.
Diyanet gibi kurumsal, tarikat-cemaat gibi toplumsal inanç savunanları; bireysel-kişisel olması şart inancın özgürlüğüne set-pranga vuran en tehlikeli oluşumlar!

Başka bir açıdan; evet, özgürce seçilen, tercih edilen bireysel-ferdi inanç, seçen için çok önemli, çünkü;
İNANÇ, insana güç/destek, müthiş cesaret veren-yükleyen, korkuları, tedbirini almaya yani faydaya çevirebilecek muhteşem bir kaynak. İnsanlığa faydalı işler yapabilme gücü, mücadele azim-kararlılığı veren, zalime cesaretle direnmenin, zorluğa dayanmanın, sorunları, zorlukları akılla-bilimle çözebilmenin yollarını gösteren Kaynak!
Kaynağın sahibi; TANRI!
Tanrı’nın bilgileri ve rehberliğinin kaynağı da; Kitabı KUR’AN!

CHP!!!?
Kılıçdaroğlu hataları ve Chp endişelerimiz; ‘şimdi zamanı değil’lerle, hep sonsuz pişmanlıklara ve kızgınlıklara dönüştü. Bunlardan biri de, Chp için verdiğimiz vekâleti, İyi partiye transfer edip bunu demokrasi hamlesi diye yutturmaları!

Benim, Tanrı’ya ve KUR’AN’a istediğim gibi inanmamın da teminatı olan Laiklik koruyucusu(!) Chp, savunduğu(?!) ilkeleri için verilen oyu; (neyi muhafaza ettiği belli olmayan muhafazakârların oyunu alabilmek için) başka bir siyasi partinin kuruluşu için kullandı/kendisine verilen vekâleti devretti/ Chp içinden, gizli pazarlıklarla başka parti çıkardı. Ahlâkî olmayan bir yolla, insanların seçme hakkına ihanet etti.

Chp milletvekilleri, muhalefette olsalar da, seçilmişliğin tüm nimetlerinden; maaş,itibar,ayrıcalıklı imkânlar vb. yararlanıyorlar. Bir şekilde iktidardalar! Meclis kürsüsünden ve ekranlardan, ülkeyi yönetenlere cevap yetiştirerek, öfkeli halkın şikayetlerini dillendirerek, sadece ve hep konuşarak; milletin vekili olduklarını zannediyorlar. Partinin maddesel imkanlarının genişliğine rağmen; sorunları çözmede eylemsel çabaları ve millet faydasına yaptıkları hiçbir şey yok! Yıllar içinde; eğitim imkânı az gençlerin, yurt/barınma sorunlarını parti kaynakları ile çözebilirler, kula kulluk-kölelik sistemi olan tarikatlara teslim olmalarını engelleyebilirlerdi. Ama yapmadılar. Bunun gibi sayısız örnek verilebilir!!!

Atalarımızın kanları bedeli kurulan Cumhuriyet ve kurucu lideri Atatürk’ün, bireyi özgürleştiren devrimleri, tüm emek ve çabaları; cehaletin ve cahil cesaretinin birlikteliğiyle heba-yok ediliyor!
Sistemden beslenen, sistemi değiştirmez.

TANRI’ya, sunduğu muhteşem, mükemmel, eşsiz bilgiler içeren KUR’AN’a hep-çok hayran bir inanan olarak; en başta/en önemlisi din sömürüsü, zulme uğrayan/ezilen Kürt sömürüsü, (mafyalaşmış) ırkçı milliyetçilik/kutsal(bayrak-ezan) sömürüsü ile Atatürk ve Cumhuriyet sömürüsü yapanlardan siyaset sahnesini temizleyemezsek (akılla-ahlâkî ilkelere bağlılıkla çözemezsek); insanı özgürleştirmeyi, insana hizmeti ilke edinen siyasetçiler yönetime gel(e)mezse, işimiz gerçekten Tanrı’nın akış sistemine(?!) kalır(Afganistan ve İran örneği).



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar