Eğitim devrimcisi İsmail Hakkı Tonguç’un ölümünün 65.yıldönümü hk.

Okuma Süresi:

6–9 dakika
❤️

23 Haziran 1960 tarihinde  ölen Köy Enstitülerinin mimarı, eğitim devrimcisi İ.Hakkı Tonguç’u saygı,sevgiyle anıyor ve Atatürk’ün  ” Milletin Efesi “dediği köylünün eğitimi,sağlı için başardıkları önünde saygıyla eğiliyorum. 23 Haziran 2025P.tesi

İsmail Hakkı TONGUÇ 1939 Yılında ” Köy Meselesi” için ne demiş?

* Köy meselesi bazılarının zannettikleri gibi, mihanik bir surette “köy kalkınması” değil, manalı ve şuurlu bir şekilde köyün içten canlandırılmasıdır.

 * Köyü öyle canlandırmalı ve şuurlandırmalı ki, hiç bir kuvvet, yalnız kendi hesabına ve insafsızca istismar edemesin. Ona esir ve uşak muamelesi yapamasın. 

*  Köyün sakinlerine köle ve uşak muamelesi yapamasın. Köylüler, şuursuz ve bedava çalışan birer iş hayvanı haline gelmesinler. 

* Onlar da her vatandaş gibi her zaman haklarına kavuşabilsinler. 

* Köy meselesi bu demektir (,Canlandırılacak Köy, s. 94)

Kısa Öykü(Anekdot) :
UNESCO’da görevli  Sabri TIĞLI,TBMM’de  Van Milletvekili (Ağası) Kinyas KARTAL’la karşılaşır.

Köy Enstitüleri’ne saldırıların en yoğun olduğu dönemdir.

Sabri TIĞLI, Hindistan’da Köy Enstitüsü benzeri okulları görmüştür. Onlar da Türkiye’deki modeli uygulamaya çalışmaktadır.

Sabri TIĞLI heyecan duyar. Kinyas KARTAL’a kapatılmasaydı daha iyi olacaktı. Halkın rahat olmasını istemiyor musun? diye sorar.
Kinyas KARTAL; “Bak Sabri, ben Moskova Üniversitesi mezunuyum. Rus ordusunda general rütbem var. Komünizmi herkesten iyi bilirim. Van’da ağayım. Halkımın mutlu ve huzurlu olmasını herkesten çok isterim.
Ama bir gün Hasanoğlan’dan köyüme iki çocuk geldi. Her şey değişti. Hasta olanlar benim kapıma gelirdi. Her şey ama her şey bana sorulurdu. Bu iki çocuktan sonra bana gelmez, bana sormaz oldular, beni yok saydılar. Halkımın mutluluğunu isterim ama gözlerim açıkken ağalığımın yıkılışını, topraklarımın marabaların eline geçtiğini görmek istemem.
Bu yüzden birleştik ve bu okulları kapattık”
 der.

Artık köylerin çoğunda okul kalmadığı gibi her düzeydeki okullardan da “okumuş okumayanlar ” çıkıyor!Gözünün önünde olup bitenler için sebep sonuç ilişkisini kuramayan yığınlara döndük! 

Köy Enstitülerinin mimarı, eğitim devrimcisi İ.Hakkı Tonguç,23 haziran 1960’da hakkın yoluna yürüdü.Türk eğitimi için yaptıkları ve anısı  önünde saygıyla eğilirim.

(Köylüler, şuursuz ve bedava çalışan birer iş hayvanı haline gelmesinler. Onlar da her vatandaş gibi her zaman haklarına kavuşabilsinler.)

23 Haziran 2011-İzmir

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

Bir Kısa Öykü(Anekdot) :
Sabri TIĞLI, UNESCO’da görevlidir. 

Mecliste Van Milletvekili (Ağası) Kinyas KARTAL’la karşılaşır. Köy Enstitüleri’ne saldırıların en yoğun olduğu dönemdir.Sabri TIĞLI, Hindistan’da Köy Enstitüsü benzeri okulları görmüştür. Onlar da Türkiye’deki modeli uygulamaya çalışmaktadır. 

Sabri TIĞLI heyecan duyar. Kinyas KARTAL’a “kapatılmasaydı daha iyi olacaktı. Halkın rahat olmasını istemiyor musun? diye sorar.
Kinyas KARTAL; “Bak Sabri, ben Moskova Üniversitesi mezunuyum. Rus ordusunda general rütbem var. Komünizmi herkesten iyi bilirim. Van’da ağayım. Halkımın mutlu ve huzurlu olmasını herkesten çok isterim.
Ama bir gün Hasanoğlan’dan köyüme iki çocuk geldi. Her şey değişti. Hasta olanlar benim kapıma gelirdi. Her şey ama her şey bana sorulurdu. Bu iki çocuktan sonra bana gelmez, bana sormaz oldular, beni yok saydılar. Halkımın mutluluğunu isterim ama gözlerim açıkken ağalığımın yıkılışını, topraklarımın marabaların eline geçtiğini görmek istemem.
Bu yüzden birleştik ve bu okulları kapattık” diyebilmiş.

***

“Köy meselesi bazılarının zannettikleri gibi mihaniki bir surette ‘köy kalkınması’ değil,

mânalı ve şuurlu bir şekilde köyün içten canlandırılmasıdır. Köylü insanı, öylesine

canlandırılmalı ve şuurlandırmalı ki, onu hiçbir kuvvet; yalnız kendi hesabına ve insafsızca

istismar edemesin. Köyün sakinlerine köle ve uşak muamelesi yapamasın. Köylüler, şuursuz

ve bedava çalışan birer iş hayvanı haline gelmesinler. Onlar da her vatandaş gibi her zaman

haklarına kavuşabilsinler. Köy meselesi, köyde eğitim problemleri de içinde olmak üzere bu

demektir.” (İ. Hakkı Tonguç, Canlandırılacak Köy, s. 94).

Köy Enstitüleri Neydi?

Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali YÜCEL ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı TONGUÇ Köy Enstitüleri’nin mimarı oldular. 17 Nisan 1940’ta 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanunuyla önceki deneme okullarının Enstitüye dönüştürülmesiyle uygulamaya başlanmış, 17 Köy Enstitüsü kurulması kararlaştırılmıştır. Öğretim süresi 5 yıl ve karma eğitim olacaktı.
 
http://www.canakkaleolay.com/my_documents/my_pictures/20110420/20110420_koy1.jpg

Cumhuriyetin ilanında Türkiye’de 4 bin 894 ilkokul vardı, yükseliş eğrisine baktığımızda 1947-1948 bu sayı 15 bin 317’ye yükseldi. 
1923-1924 çalışan öğretmen sayısı 10 238 idi, 1947-1948’de 30 bin 708’e yükseldi. İlkokul öğrenci sayısı ise 1923-1924 öğretim yılında 341 bin 941 iken 1947-1948’de 1 milyon 487 bine ulaştı. ıkmıştırhttp://www.canakkaleolay.com/my_documents/my_pictures/20110420/20110420_koy5.jpg

1941’den sonra o günün ekonomik koşulları nedeniyle devlet Köy Enstitüleri’ne ödenek vermedi. Köy Enstitüleri her şeyi kendi olanaklarıyla, okulları dahil kendileri yapmaya başladılar. Enstitülerde öğrenciler okuyor, tartışıyor, tiyatro, sinema izliyor, folklor gösterisiyle boş zamanlarını değerlendiriyorlardı. Buralarda, geleceğin çağdaş, topluma yarayan, halk için “öncü” kadrolar yetişiyordu. (1)

Dürüstlüğü yıllarca tartışılacak olan, 21.07.1946’da yapılacak tek dereceli genel seçime bu hava içerisinde gidilecek ve bu seçimden sonra yeni  CHP hükümeti  partinin sağcı politikacıları tarafından kurulacak, bu da KE için yıkım,  ilköğretim atılımı için  duraklama ve  hatta gerileme döneminin başlangıcı olacaktır.(2)

***

İsmail Hakkı Tonguç kimdir?

     İsmail Hakkı Tonguç (1893 – 23 Haziran 1960 ) eğitim tarihimizde yoksul halk çocukları için “Eğitim Hakkı” kavramını özgün Köy Enstitüleri eğitim sistemiyle dağarcığımıza katan bir eğitim devrimcisidir.  Mustafa Necati döneminde Cumhuriyet Eğitim Devrimi arayışlarına katılır. Tonguç;  Ders Araç Gereçleri ve Okul Müzesi Müdürlüğü, Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü kuruculuğu, İlköğretim Genel Müdürlüğü ve sırasıyla Köy Eğitmen Kursu, Köy Öğretmen Okulu ve Köy Enstitüleri tasarımının kuramı ve uygulamalardaki büyük emeği ile eğitim tarihimizde onurlu yerini alır. İsmail Hakkı Tonguç;  düşün dünyamızdaki arayışlarda eşitlikçi, pozitif ayrımcı, demokratik, laik-bilimsel, üretici eğitim kavramlarının anımsattığı ilk isimdir.  Bugün çağdaş öğrenme kuramlarının tüm izleri aydınlık Köy Enstitüleri deneyiminde görülebilmektedir.  Orta öğretimde ilk yatılı karma eğitimin, bireyi dönüştüren, özgürleştiren ve zenginleştiren sanat eğitiminin,  çevre ve doğa duyarlıklı okul kavramının, eğitimin toplumu içten canlandıracak bir değişim, dönüşüm projesi olarak algılamanın merkezinde temel bir referanstır

     İsmail Hakkı Tonguç Yaşam Öyküsü

     İsmail Hakkı Tonguç, bugünkü Bulgaristan’ın Silistre iline bağlı Totrakan ilçesinin bugünkü adı Sokol olan Tatar Atmaca köyünde 1893 yılında dünyaya gelmiştir. Baba adı Hacı Veli Oğlu İdris, anne adı ise Vesile’dir. Kendinden küçük bir kız altı erkek kardeşi vardır. Kendi köyünde dört yıllık ilkokulu ve üç yıllık rüştiyeyi bitirmiştir. Oradaki öğrenimi sırasında aynı zamanda köyün değişik işlerinde çalışmış ve tarımla uğraşmıştır.

     1914 yılında öğrenimine devam etmek üzere tek başına İstanbul’a gitmiş, sıkıntı çekmiş, ardından Maarif Nazırı (Eğiti m Bakanı) Şükrü Bey tarafından parasız yatılı öğrenci olarak Kastamonu Muallim Mektebi’ne gönderilmiştir. 1916’da naklen İstanbul Muallim Mektebi’ne gelerek öğrenciliğine orada devam etmiştir. Muallim Mektebi’nde öğrenciliği, Birinci Dünya Savaşı’nın güç yaşam koşullarını dayattığı yıllara rastlamaktadır. Okulu bitirdikten sonra 1918’de Almanya’ya daha üst öğrenim için gönderilmiştir. 1918-1919 yıllarında Almanya’nın Karlsruhe kentindeki Ettlingen Öğretmen Okulu’nda sekiz aylık bir programa devam etmiştir. 1919’da Anadolu’ya dönerek, Eskişehir Muallim Mektebi’nde Resim ve Elişi ile Beden Eğitimi öğretmeni olarak göreve başlamıştır. 1921’de Yunan işgalinden hemen önce Ankara’ya atanmış, 1922’de yeniden öğrenim görmek üzere Almanya’ya gönderilmiştir.

1922 sonundan başlayarak 1924 Nisan’ına kadar Konya Muallim Mektebi’nde, aynı yılın güzüne değin ise Ankara Muallim Mektebi’nde öğretmenlik ve yöneticilik yapmıştır. Daha sonra kısa bir süre Adana Muallim Mektebi’nde öğretmenlik yaptıktan sonra, 1925’te beş aylığına mesleki eğitim kurumlarında incelemeler yapmak üzere yeniden Almanya’ya gitmiştir. 1925’te Ankara Muallim Mektebi’nde öğretmenlik yapmış, 11 Mart 1926’da Maarif Vekaleti Levazım ve Alatı Dersiye Müzesi Müdürlüğü’ne atanarak artık merkezdeki yöneticilerden biri olmuştur. 10 Temmuz 1926 ile 26 Ağustos 1926 tarihleri arasında, ilköğretim müfettişleri ve ilkokul öğretmenleri için Ankara’da açılan “İş İlkesine Dayalı Öğretim Kursu”nda, yabancı öğretim üyeleri ile birlikte çalışarak, daha sonra Köy Enstitülerinin temel ilkesi, sloganı durumuna gelecek “iş için iş içinde işle eğitim” anlayışını geliştirmiştir.

26 Ocak 1927’de ilkokul öğretmeni Nafia Kamil ile evlenmiştir. Aynı yıl, Sivas’ta ve Ankara’da ilköğretim müfettişleri için açılan kurslarda öğretmenlik yapmış ve Ankara’da uluslararası ders araç-gereçleri sergisini açmıştır.

      1928’de ilk çocuğu olan Engin Tonguç, 1936’da ikinci çocuğu Yalım Tonguç dünyaya gelmiştir.

1929-1933 yıllarında, diğer görevlerinin yanı sıra, Gazi Eğitim Enstitüsü’nde de etkin görevlerde bulunmuş, orada hem öğretmenlik yapmış, hem de Resim-İş Bölümü’nü kurmuştur. 1934’te Soyadı Kanunu’yla Tonguç soyadını almıştır. 1934-1935 yıllarında Gazi Eğitim Enstitüsü’nde vekil olarak müdürlük yapmıştır.

3 Ağustos 1935’te Köy Enstitülerini kurmasına yarayacak İlköğretim Genel Müdürlüğü görevine vekaleten getirildi. Dönemin Kültür Bakanı Saffet Arıkan’a, Köy Enstitülerinin temelini oluşturacak bir rapor sundu.

1936’da Kayseri, Çorum ve Yozgat illerini kapsayan bir geziyle, buralarda eğitmen kurslarının açılabilirliğini araştırdı. Temmuz 1936’da da Köy Enstitüleri’nin modeli sayılan ilk Eğitmen Kursu’nu Eskişehir iline bağlı Mahmudiye’de açtı.

      Atatürk’ün desteği ile o dönem Türkiye’deki okuryazar oranı %10’dan az olduğundan, okuryazar sayısını artırmak için eğitmen kurslarında altı aylık bir eğitimle, askerliğini okuma yazma bilen çavuş olarak yapmış gençler eğitmen olarak yetiştirildi ve köylerine eğitmen olarak gönderildi.

1937’de Köy Eğitmenleri Yasası çıktıktan sonra, İzmir’de Kızılçullu’da (bugünkü Şirinyer), Eskişehir Çifteler’de ilk köy öğretmen okulları açıldı. 1938’de ilköğretim kurumlarını incelemek üzere Bulgaristan’da, Macaristan’da ve Almanya’da bulundu. 28 Aralık 1938’de Hasan Âli Yücel Milli Eğitim Bakanı olduktan sonra, vekaleten yürüttüğü İlköğretim Genel Müdürlüğü görevine asaleten atandı.

    17 Nisan 1940’ta Köy Enstitüleri Kanunu çıktıktan sonra açılmaya başlayan enstitülerle çok yakından ilgilendi. 1946’da görevden alınışına kadar, enstitüler için canla başla çalıştı. İkinci oğlu Yalım Tonguç, 1944’te öldü. İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü çalışmalarından dolayı kendisini takdir etmiştir. Seçimleri kaybetmemek için, çok desteklediği Köy Enstitüleri sevdasından vazgeçen İnönü, onu, 25 Eylül 1946’da görevinden alarak, Talim Terbiye Kurulu üyeliğine getirdi. Ardından Türkiye’nin değişik yerlerinde sürgün olarak öğretmenlik yaptı. 1954’te kendi isteğiyle emekli oldu.

     1956’da Avrupa’yı gezdi ve İsviçre’deki Pestalozzi Çocuklar Köyü’nü inceledi. 1958’de hastalanan İsmail Hakkı Tonguç, 11 Haziran 1960’ta çoktan kapatılan Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ne yıllar sonra ilk kez gitti. 23 Haziran 1960 tarihinde öldü.

  1. Alaattin ÖZKURNAZ-ERENKÖY (İntepe) Belediye Başkanı.
  2. (2) Dr.Engin Tonguç



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

  1. Erol Güçlü avatarı
    Erol Güçlü

    Uzun lafin kisasi, bu Kinyas Kartal isin maskesi. Köy Enstiütülerinin kapatilmasi, ABD ile 1946 yilinda Kahire’de yapilan mali anlasmanin sonucu olarak 1949’da yapilan Egitim anlasmasidir, Fulbright anlasmasi diye bilinir. Hala gecerlidir ve o gün bugün egitim sistemimiz ABD’de devredilmistir. Köy Enstitüleri’nin kapatilmasi bu anlasmanin ilk uygulamasidir.

    Bu anlasma sevgili Haydar Tunckanat’in kitabinda ayrintili olarak yillar önce aciklanmistir (Ek sayfa 41).

    Sevgilerimle

  2. Mehmet Boz avatarı
    Mehmet Boz

    Sn. Güçlü’ye teşekkür ederim.
    · Öbekte Tonguç’u anımsayan tek kişi olması ,
    · Tek parti döneminin partisi CHP’nin eliyle (Türkiye’yi yavaşça deli gömleğini giydiren ) ABD ile yapılmış açık/gizli ikili antlaşmaları anımsatması sebebiyle……
    · Yeri gelmişken 2010 yılına ilişkin Türkiye’nin önde gelen nükleer bilimcilerinden Prof. Dr. Tolga Yarman’ın bir yazısını okuyup ibret alınması için aşağıya aldım.
    · Tolga Yarman, Fulbright Bursiyeridir.
    · Aşağıda kaleme aldığım gelişmeyi, derin önemine binaen, dikkatinize sunuyorum diye başlamış yazmaya…

    19 Mart”ta, e-posta kutuma şu ileti geldi:
    Kimden [email protected]
    tarih19 Mart 2010 18:23
    Konu: İstanbul Fulbright Bursiyerleri Derneği – Kokteyl Duyurusu
    Değerli Üyelerimiz,
    ABD İstanbul Konsolosluğu ve Derneğimiz tarafından ABD Büyükelçisi Sayın James F JEFFRY onuruna 24 Mart 2010 Çarşamba Günü 19:00 ve 21:00 saatleri arasında Boğaziçi Üniversitesi Rektörlük Binası Konferans Salonunda bir kokteyl verilecektir. Davete katılmak isteyen üyelerimizin bilgilerini 0212-3359061 numaralı telefona veya [email protected] bildirmeleri rica olunur.
    Davet programı ekteki belgededir.
    Davete katılımınızı rica eder; selam ve saygılarımı sunarım.
    Prof.Dr Haydar ÖZPINAR, İstanbul Fulbright Bursiyerleri Derneği Başkanı
    **
    1968-1972 arası TÜBİTAK Bursu ile, Massachusetts Institute of Technology”de (MIT) (Nükleer Mühendislik alanında) doktoramı tamamlamıştım!
    1982″de ITÜ”de akademik merdivenin en üst basamağına terfi ettikten kısa bir süre sonra, Fulbright Konuk Öğretim Üyesi olmuş, bu çerçevede, 1984″de California Institute of Technology”de ağırlanmıştım
    …..
    Belirtilen adrese, davete katılacağımı yazdım.
    24 Mart”ta, 19.00″da belirtilen yerde oldum.
    Yaklaşık yüz kişi kadar olduğumuzu, sanıyorum.
    ABD Ankara Büyükelçisi James F. Jeffry tanıtıldı. Kürsüye geldi. Bir saate yakın bir ko Başbakan”ı ve Cumhurbaşkanı”nı övdü. (Silahlı Kuvvetler”den ve Muhalefet”ten hiç bahsetmedi.) Söz BOP”a gelince, Osmanlı İmparatorluğu”nu övdü!.. Hükumet”le harika bir ilişki sürdürdüklerini belirtti. Sonra “Biz, ülkelerin iç işlerine karışmayız!”, demesine karşın, sözü, Türkiye”nin demokratikleşmesine ve Anayasa değişikliğine getirdi. Bunun gerekliliğini vurguladı ve referandum için, bizlerden destek beklediğini, açık bir dille ortaya koydu”¦ nuşma yaptı… Büyükelçi, bölgeyi, uzun uzadıya, tahlil etti. İran”ı, tehdit olarak gördüklerini, bilhassa vurguladı. Türkiye”nin canlılığını, bu arada, başka ülkelerin, hatta Putin-li Rusya ile Medvedev-li Rusya”nin farkının dahi, kestirilebilir olmasına karşın, Türkiye”nin kestirimlere pek gelmediğini, vurguladı…
    Büyükelçi, birkaç soru alabileceğini söyledi.
    · Prof. Suna Kili söz aldı. Yer yer göz yaşlarını tutamayarak, “Bizi, Araplar”a itiyorsunuz, bu, Cumhuriyet”in kuruluş felsefesine aykırıdır, biz laik ve çağdaş bir ülkeyiz” , bunu yapamazsınız” , dedi. Duygulu ve içten konuşması alkışlandı…
    · Prof. Fuat İnce, ABD”nin, bugün Türkiye’de ılımlı İslam’ı desteklediğini, ancak bunun köktendinciliğe dönüşebileceğini, dikkate alması gerektiğini ifade etti…. ve demokrasinin giderek yok olduğunu, ABD”nin bundan endişe edip etmediğini sordu. Büyükelçi, yine yatıştırıcı kısa bir yanıt verdi; soruyu geçiştirdi!
    · (Söz alma mecburiyeti içinde) söz aldım ve özetle şöyle dedim (Türkçesi ile yazıyorum):
    – Sevgili Jim, aynı tarihlerde Boston”da okumuşuz.Orada, ABD”nin iki veçhesini gördüm.
    Birincisi, okulum, bir bilim cennetiydi. Bu çerçevede, ABD”de, Hocalarım”dan, Meslekdaşlarım”dan, giderek öğrencilerimden başlayarak, ebedî dostluklarım vardır.
    İkincisi, o tarihlerde Vietnam Savaşı sürüyordu. Korkunçtu. ABD”nin bu ikinci veçhesi, şimdi, bölgemizde”¦ Havuç için değil, Petrol için buradasınız. “Türkiye”nin Demokratikleşmesi” diyorsun….
    Üçte birlik oy oranlarıyla, üçte ikilik parlamento çoğunluğunun elde edildiği bir süreçte demokratikleşmeden bahis, abestir….
    Yüzde onluk ülke seçim barajı var. Milyonlarca oy zayi oluyor. Demokrasi adına en önce buna mani olmamız gerekmez mi? Partilerin içinde hemen neredeyse, demokrasi yok; bir defa, bunun demokrasi özlemi itibariyle, rahatsız edici bulunmaması, ayrıca çok tuhaf. Üç, dört lideri kontrol etmeye çalışarak, Türkiye”yi, kontrol etmeye yönelmeniz, bence harika bir strateji, ama “demokrasi” bu değil… Biz “gerçek demokrasi” için mücadele ediyoruz”¦ Korkarım, senin anladığın demokrasi, değil, bu için sözlerine hiç katılmıyorum. Bizden istediğini, bu çerçevede, hiç istememelisin. Ne diyorsam, içtenlikle ve vukufla söylediğime, güven lütfen. Bu kadar!..
    Büyükelçi, bana kısa bir yanıt verdi:
    – Enerji için burada değiliz (kim inanır, değil mi?), bölge istikrarsızdı, onun için buradayız. Üçte birlik oy oranı ile üçte ikilik parlamento çoğunluğu elde etme olasılığı, eskiden de vardı (el hak, doğru, söz konusu hüner, Rahmetli Özal”ın icadıydı), yüzde on baraj mı iyidir, yüzde beş mi, bu tartışılabilir.
    …..
    Toplantıdan sonra, kokteyl vardı. Kalmadım, ayrıldım.
    Prof. Dr. TolgaYarman ,Galatasaray ve Okan Üniversiteleri
    ***
    Ülke ve millet sorumluluğuyla yaşadıktan sonra geçen yıl 26 Temmuzda ölen değerli felsefeci ve düşün insanımız Prof. Afşar Timuçin “Sağlıklı bilinç geçmişe takılıp kalmaz….Sağlıklı bilincin geçmişe yönelişi daha çok güçlü bir geleceğe adanmışlık adınadır. Geçmiş bir çöplük değildir. Yaşanmış deney önemlidir. Geçmişte geleceği kurmaya yarayacak veriler vardır. Amaç geçmişte yitip gitmek değil geçmişin deneyimlerini yeni bir bakışla gelecek için işe yaratmaktır: “ demektedir
    Bu nedenle başta Cumhuriyet tarihinin önemli olaylarının ve o dönemin önde gelen şahsiyetlerin unutulmaması amacı ile yıldönümlerine ilişkin derlediğim yazıları e-posta paylaşmaktayım.
    Bir yığın olan belleksiz bir milletin bir süre sonra “Gelen ağam giden paşam “ demeye başlar.
    Daha da kötüsü tarihin çöplüğüne süpürülmesi için kendi geleceğini hazırlar.
    Okumuşlara çok iş düşüyor ama çooooooook!

    (BU YAZI DERLEMEDİR)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar