“Kurban” kelimesi, Arapça “yaklaşmak” anlamına gelen “K-R-B” kök fiilinden türetilerek önce Farsça’ya, oradan da Türkçe’ye geçmiştir.
İbranice “Korban” kelimesinden geldiği de düşünülebilir.
Dini bir kavram olarak; Tanrı ile yakınlaşmak ve ünsiyet(yakınlık) kurmak, yani ona kulluk etmek (ibadet) maksadıyla sunulan her türlü vasıta ya da yerine getirilen her türlü amel kurbandır.
Bu amel, karşılığını sadece Tanrı’dan beklemek kastıyla, bedeni ve mali olarak yerine getirilen her türlü maddi ve manevi eylemleri kapsar.
Hayvan boğazlamak, bu amellerden sadece birisidir.
Esasen hayvan (bazen insan) boğazlamak veya herhangi bir ürünü sunmak şeklinde icra edilen Tanrıya yakınlaşma çabası, ilkel ve uydurulmuş dinler dahil, ilk insan Adem’den beri hemen bütün din ve inanç sistemlerinde vardır.
Bu uygulama, bazen de çok sayıda insanın bir araya gelip, şenlik ve eğlence havasında gerçekleştirdiği eylemler şeklinde kendini gösterir.
Türkistan ve yakın/orta doğu toplumlarının kutladığı Nevruz Bayramı’ndan tutun da Hinduların toplu olarak Ganj nehrinde yıkanmasına varıncaya kadar, bütün toplu ritüellerin temelinde Tanrıya yakınlaşma çabası vardır.
Bana kalırsa; Roman vatandaşlarımızca kutlanan ve bugün bütünüyle eğlence aracı haline getirilen Kakava Şenliklerinin temelinde de Tanrıya yakınlaşma ve şükür çabası vardır.
Zira özellikle sürü besleyen konar göçer Türklerde, çetin kış şartlarından kurtulup, bolluk ve bereket günlerine kavuşmaktan duyulan sevinç, mutluluk ve umut için bir anlamda Tanrıya şükür eylemi olarak kutlanan Hıdırellez Bayramı’nın bir yansımasıdır Kakava.
Tıpkı Kurban Bayramının et bayramı haline getirilmesi gibi, sanırım Kakava da çığırından çıkarılmış bir etkinliktir günümüzde.
Buradan hareketle demek gerekir ki; “Kurban Bayramı” aslında bir et bayramı değil, insanların birbirleriyle yakınlaşarak Tanrı’nın rızasını kazanma bayramıdır.
Çünkü Tanrı, kitabında “Bütün müminler kardeştir. O halde kardeşlerinizin arasını düzeltin” buyurmaktadır.
Tanrının bu açık emri gereğince, Müminlerin arasını düzelten, onları barıştıran bir insan, aslında Tanrı ile arayı düzeltip yakınlaşmış demektir.
Peki Türkiye’nin bugün getirildiği noktada, genelde bayramlar, özelde de “Yakınlaşma (Kurban) Bayramı”, bu anlayışta, bu ahvalde kutlanıyor mu?
Türkiye’yi yöneten ve toplumda barış ve kardeşliği tesis etmesi beklenen, üstelik sık sık dini referanslara atıfta bulunan iktidar partisi, bayrama girerken güya toplumsal barış mesajı vermek için 20 bin mahkûmu salıveriyor.
Ancak bu konuda eğer samimi olsaydı, bayrama girerken olsun muhalefeti hedef alan operasyonları durdurur, tutuklanan ancak henüz suçlu oldukları bile kesinleşmemiş siyasileri ailelerinden uzak yerlerdeki hapishanelere göndermez, bayramlaşma programına bütün partileri dahil ederdi!
Gelin de bu ortamda samimi olarak bayram için kutlama mesajı yayınlayın şimdi.
Ancak yine de samimiyetime inanan dostlarımın, arkadaşlarımın, okuyucularımın ve iyi niyetli takipcilerimin Yakınlaşma Bayramlarını kutluyorum.
Ben onlara yakınlık duyuyorum, umarım onlar da bana aynı duyguları besliyordur.
Bayramınız kutlu olsun…



Bir yanıt yazın