31 Mart 2024 yerel seçimleri sonrası Türkiye’deki siyasal dengelerde yaşanan kırılma ve özellikle ana muhalefet partisi CHP’nin bu kırılmaya verdiği tepkiler iyi ele alınmalıdır. Türkiye’nin seçimli otoriterlik rejiminde muhalefetin dönüşüm ihtiyacı; devrimci, halkçı, devletçi, milliyetçi, laik ve Atatürkçü kimliğin yeniden inşası üzerinden tartışılmalıdır.
“CHP bu olmadan iktidarı unutsun” başlığı, hem bir uyarı hem bir teşhistir.
1. Saray Büyürken, Halk Küçülüyor
“Saray hedef büyütüyor” manşetleriyle başlayan sabahlar, artık güneşin doğuşunu değil, hukukun batışını müjdeliyor.
Belediye kapıları sabah ezanından önce çalınıyor, çünkü demokrasi artık makul saatlerde çalışmıyor.
Ve CHP, kırmızı kart gösteriyor. Lakin hakem kim?
Tribün boş, oyunun kuralı yok; kart gösteren yalnızca seyirciye oynuyor.
2. Seçimli Otoriterlikte Sandığın Büyüsü Bozuldu
Türkiye bir süredir “seçimli otokrasi” kavramının canlı örneğini sunuyor. Seçim yapılıyor; fakat eşit şartlarda değil. İktidar sandıktaki rekabet gücünü yitirdikçe, hukuki aygıtları siyasi kılıca çeviriyor.
Bu durumun klasik belirtisi şudur:
Sandığı kaybettikçe, muhalefeti kriminalize etmek hızlanır.
31 Mart’ta halkın tercihiyle yitirilmiş belediyeler, şimdi yargı kararıyla geri alınmaya çalışılıyor. İstanbul, Adana, Ceyhan… Bugün haritada; yarın sokakta!
3. CHP: Kayıp Kimlik Sendromu
CHP artık ne halkçı, ne devletçi, ne devrimci; ama hepsini taklit eder gibi duruyor.
Bir kimlik sergisi gibi: vitrin Atatürkçü, içi liberal, tabanı demokrat ve laik, söylemi teknokrat.
Bu parti, kendisinden kaçarken iktidara koşamaz.
Çünkü Atatürk’ün partisi olmak, yalnızca rozet taşımakla değil, fikir taşımakla olur.
CHP’nin acilen yapması gereken şey, bir tür “iç temizliktir” – ama bu temizlik deterjanla değil, ideolojiyle yapılır.
4. Satirik Bir Tespit: Kırmızı Kartla Devrim Yapılmaz
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in kırmızı kart gösteren jesti, sembolik olarak anlamlıdır; lakin simgesel siyasetin somut politikayı doğurmadığı bir dönemdeyiz.
Futbol metaforuyla gidelim:
- Kaleyi halk koruyor,
- Hakem saraydan,
- Top yargının kontrolünde,
- Oyuncuların lisansı iptal edilmiş,
- Maç her gün yeniden başlıyor.
Ve CHP hâlâ “sistemin içinden sistem eleştirisi” yapıyor.
Ne diyelim: Devletçi devrim, danışman brifingleriyle yapılmaz.
5. CHP Ne Olmalı, Ne Olmamalı?
CHP’nin yeniden iktidar şansı olabilmesi için bir dönüşüm değil, bir restorasyon yaşaması şarttır.
Atatürk’ün altı okunun her biri, bugün yeniden bilenmelidir:
- Halkçılık: Seçim öncesi halkla fotoğraf değil, seçim sonrası halkla hesap vermek.
- Devletçilik: Stratejik sektörlerde özel çıkar yerine ulusal çıkar gözetmek.
- Laiklik: İnanç özgürlüğü kisvesi altında dinsel siyasete teslim olmamak.
- Devrimcilik: Değişimi reformla değil, paradigmayla başlatmak.
- Milliyetçilik: Etno-milliyetçilik değil; kapsayıcı, kurucu yurttaşlık milliyetçiliği.
- Cumhuriyetçilik: Seçilmişlerin atanmışlardan üstün olduğu bir yönetim biçimini savunmak.
Bu yeniden inşa; manifesto, slogan ya da danışman stratejisiyle değil, fikir ve inançla olur.
CHP’nin, Anadolu’yu “kutsal ihtilal”le dönüştüren kimliğini hatırlaması gerekiyor.
6. Altı Ok’a Yedinci Not: Ünitercilik
CHP’nin iktidar hayalini yeniden gerçekçi kılabilmesi için bir ideolojik yeniden doğuş, daha doğrusu bir siyasal “yeniden kuruluş kongresi” şarttır.
Bu yalnızca “daha solcu” ya da “daha merkezci” olmakla değil, Atatürkçü Cumhuriyet idealini koşulsuz yeniden benimsemekle mümkündür.
Bu noktada üniter devlet yapısının savunusu, artık tartışmaya açık değil, varoluşsal bir önkoşuldur.
Bugün bazı “yerel özerklik” romantizmlerinin arkasında, üniter yapıyı “esnetme” kisvesiyle milletin ortak geleceği parçalanmak isteniyor.
CHP, kendi kurduğu Cumhuriyetin üniter yapısını savunmazsa, kendisi artık CHP değildir; yalnızca harflerden ibaret bir kısaltmadır.
CHP’nin olması gereken kimlik haritası artık yedi temel başlıktadır:
- Halkçı: Projeler halk için değil, halkla birlikte üretilmeli.
- Devletçi: Piyasa tanrısına değil, halkın yararına planlamaya dayalı ekonomi.
- Laik: Din, vicdanda kalmalı; devlete karıştığı her yer, istismarın eşiğidir.
- Milliyetçi: Ayrıştıran değil birleştiren, etnik değil kurucu milliyetçilik.
- Devrimci: Düzenin makyajını değil, yüzünü değiştirmeye talip.
- Cumhuriyetçi: Halk egemenliği sadece sandık günü değil, her gün geçerli.
- Üniterci: Tek bayrak, tek millet, tek devlet ilkesi; “çokluk içinde birlik” değil, birlik içinde adalet anlayışı.
7. Sonuç: Üniter Devlet Giderse, Parti Adı da Gider
CHP, cumhuriyetin kurucu gücü olarak yalnızca partisel bir varlık değil; devletin anayasal harcında bir ideolojik kök olmuştur.
Bu bağlamda, üniterlikten sapmak, yalnızca devlete değil, partiye de suikasttır.
Unutulmasın:
- Federasyon isteyenin oyunu alan, devleti kaybeder.
- Kimlik siyasetine göz kırpan, milletin gözünde silinir.
- Üniter yapıyı sulandıran, Atatürk’ün mirasını rafa kaldırır.
“Altı ok, yedi temel taşı olmadan eksiktir.
O yedinci taş, üniter cumhuriyetin granitidir.”
CHP, bu taşları yeniden dizmeden, iktidarı hayal bile etmemelidir.
Siyasal deprem kaçınılmaz. Lakin halk yıkıntıların altında kalmasın diye bir liman inşa edilmelidir.
Bugün CHP, sadece “nutuk atmak ve miting yapmak” değil, yeni bir Atatürkçü siyasi çekim merkezi inşa etmek zorundadır:
Bir halk merkezi, bir cumhuriyet gücü, bir devrim hareketi…
Eğer bu yapılmazsa…
CHP’nin “iktidar hayali”, bir seçimin değil, bir şiirin içinde kalmaya mahkûm olur:
“Sandık gelir, umut yeşerir,
Oylar dökülür, sabah olur;
Ama iktidar hep aynı kalır,
Çünkü devrim oy pusulasına sığmaz.”
Kaynakça (Temsili ve Eleştirel):
- Levitsky, S., & Ziblatt, D. (2018). How Democracies Die
- Gülalp, H. (2005). Türkiye’de laiklik ve devlet-toplum ilişkisi
- Ayata, Sencer (2012). CHP’nin dönüşüm sorunsalı
- Atatürk’ün Nutuk ve Söylevleri


Bir yanıt yazın