Bugün Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en kritik eşiğinden geçiyor. 100 yıl önce emperyalizme karşı canla, kanla kurulan bu devlet, ne yazık ki bugün içeriden, kendi elleriyle inşa edilmiş yapılarla çökertilmek isteniyor. En kutsal değerimiz olan laiklik, sistematik biçimde budanıyor. Atatürk’ün açtığı çağdaş uygarlık yolunun önü, dinî dogmalarla kesilmeye çalışılıyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı, artık yalnızca bir devlet kurumu değil; iktidarın ideolojik kamçısı ve propagsnda merkezi hâline gelmiştir. Cuma hutbelerinde Mustafa Kemal Atatürk’ün adını anmayan, ama Osmanlı’nın son dönem padişahlarını övgüyle anan bir yapıdan söz ediyoruz. Kadınların gülüşünden kahkahasına, çocukların eğitiminden gençlerin yaşam tarzına kadar her şeye karışan; “kadın-erkek aynı ortamda bulunamaz”, “kadın erkek arkadaşlığı caiz değildir “çocuk evliliği caizdir” gibi 2025 yılında çağ dışınında ötesinde fetvalar yayımlayan bir kuruma dönüşmüştür.
Bu karanlık fetvalar yalnızca yanlış değildir, aynı zamanda tehlikelidir. Çünkü bu zihniyet, kadınları eve hapseden, farklı düşüneni “sapık” ilan eden, birey olmayı değil, biat etmeyi kutsayan bir anlayışı temsil eder. Bu anlayış, özgür bireylerden oluşan bir ulus değil; sürü hâlinde güdülen bir toplum yaratmak ister.
Tüm bunlar olurken, Recep Tayyip Erdoğan’ın söylemlerinde ki laik cumhuriyet karşıtlığı tonları dahada ağırlaşmıştır. “Bize hilafet yaraşır,” diyen yandaş yazarları destekleyen, Ayasofya’nın açılışında okunan siyasi hutbeyi onaylayan, “ümmet” söylemiyle vatandaşlık bilincini sulandıran bir iktidar yapısından bahsediyoruz. Açıkça ifade etmek gerekir: Hilafet çağrısı yapmak, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesine ihanettir.
Mustafa Kemal Atatürk, “Laiklik yalnızca din ve devlet işlerinin ayrılması değildir; laiklik, aynı zamanda özgürlüktür” demiştir. Bugün bu özgürlük hedef alınmaktadır. Kadının yaşam tarzına, gençlerin düşüncesine, akademinin bağımsızlığına açık bir saldırı vardır. Basın, üniversite, sendika ve sivil toplum ya baskılanmış ya da işlevsiz hâle getirilmiştir.
Ve evet, bu gidişatı sadece izlemek; Atatürk’ün aziz hatırasına ve Türk milletine ihanettir. Suriye’de denenmiş şeriatçı proto-tip düzen, Türkiye’ye ithal edilmek istenmektedir. Örneğin Türkiye’ de günümüzde gittikçe eğitim sistemi medreseleştiriliyor, adalet cübbe altına saklanıyor, genç beyinler gerici propagandalarla zehirleniyor.
Unutulmasın: Türk milleti esareti kabul etmez. Ne saraydan korkarız, ne cüppeden. Bizim rehberimiz ne tek bir kişinin kararnamesi, ne bir dinî otoritenin hutbesidir. Bizim pusulamız, Atatürk’tür. Onun gösterdiği hedef, tam bağımsız, laik, demokratik bir Türkiye’dir.
Kıbrıs Türkleri’nden Orta Asya’daki soydaşlarımıza kadar tüm Türk dünyasına sesleniyoruz: Bu sadece bir siyasi kriz değil, bir medeniyet meselesidir. Bu mücadele, tarihin omuzlarımıza yüklediği bir görevdir.
Ve artık yeter!
Cumhuriyet, ancak onu savunanlarla yaşar. Bugün artık Milli Güvenlik sorunu olan Saray rejimini ne pahasına olursa olsun yıkmak, bir parti meselesi değil, bir millet meselesidir. Bu iktidar giderse, Türkiye yeniden nefes alır. Gitmezse, yalnızca biz değil, gelecek nesiller de karanlık bir tutsaklığa doğar.
Ya laik Cumhuriyet, ya tarihî bir çöküş.
Tercih değil, görev zamanı.


Bir yanıt yazın