Değişen pek bir şey yok,hala yasaklamalar devam ediyor ne yazık ki günümüzde de ve yine Taksim Meydanında kutlanamıyor…
Eski siyasiler sokakta misket oynayan çocuklar gibi tatlı tatlı atışırdı.Oyumuzu kullanıp gelir, çayımızı koyup birlikte içerdik.
Şimdi ne saygı kaldı,ne sevgi.Birbirlerine düşmanmış gibi hakaret ediyorlar.Kardeşi kardeşe düşman ettiler.
Erdoğan“Cumhurbaşkanlığı hevesiyle daha kaç CHP’li siyasetçi girdapta telef olacak”der
İmamoğlu”Telef olan Türk ekonomisidir, iştir, aştır, ekmektir, Telef olan demokrasi ve hukuktur, Telef olan milyonlarca emeklinin, işçinin, memurun, çiftçinin, gencin hayatıdır”der.
Özel”Ekilir, ekin geliriz. Ezilir, un geliriz. Bir gider, bin geliriz. Bir Ekrem gider, bir milyon Ekrem geliriz!”der.
Gençler1 Mayıs Taksim’dir iradesinden vazgeçmediği için gözaltına alınan arkadaşlarımızın bir kısmını aldık, herkesi alana kadar mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz. Gözaltılar, tutuklamalar, baskılar bizi yıldıramaz!”derken 400 den fazla kişi gözaltına alınır.
Taksim’e yürümek isteyen inşaat işçisi polislere: Taksim’deki kaldırım taşlarını inşaat işçileri döşedi, oraya ayak basarken kendinizi bileceksiniz! İnşaat işçilerine, işçi sınıfına Taksim’i yasaklayamazsınız,der.
Özgürlüğün kalesi olan ODTÜ’den öğrenciler” Polis şiddetine, Tutuklamalara,Kayyumlara,Çocuk işçiliğine, Kadın cinayetlerine, Trans cinayetlerine, Emperyalizme, KAPİTALİZME BAŞKALDIRIYORUZ! ,der…
Hepsinin üstüne Özgür Çelik, Ekrem İmamoğlu’nun mektubu okudu: “Şunu asla unutmayın bu büyük yürüyüş çocuklarımızı özgür yarınları içindir. İnancımız tam, irademiz sarsılmaz. Bu millet haklıdan ve doğrudan asla vazgeçmeyecek.”
Bir yanda dünyanın dengesini bozduk,iklimler değişti,susuzluk açlık dünyayı tehdit ediyor…
Patronların gözü hala işçinin memurun bir lokma ekmek parasında…
Sırf siyasi çıkar kaygısıyla bir başka partili belediyelerin halkın 50 kuruş daha ucuza almaya çalıştığı halk ekmek büfelerini açtırmamak için mücadele verilen bir ülke mi benim ülkem…
İnsanların daha ucuza karnını doyurabileceği Kent Lokantaları açtu belediyeler.Kadınlar çalışabilsin diye kreşler açtı ucuza ama sırf o belediye kendi partisinden değil diye her fırsatta kapatılmaya çalışılıyor.
Sırf başka partili oldukları için ürettikleri ürünleri alınmayan çiftçiler var…
Dünyada pek çok ülke işyerlerini kapatırken insanların aç kalmaması için onların yaşayabilecekleri bir yardımı yapıyor, benim ülkemde sadece kendi taraftarlarını kollayıp,diğer insanlar ne hali varsa görsün der gibi gözünü kapatmak hangi insanlığa sığıyor…
Bir yanda hala atamaları yapılmamış öğretmenler ve öğretmensiz öğrenciler…
Öğrenci yok diye kapatılan köy okulları ve müfredatı değiştire değiştire dinsel eğitime yönelme…
Kimler ve neden alıyorsunuz bu hakkı çalışanların ellerinden…
Patron da kazansın işçi de,bu o kadar zor degil ki…Kazandığının yarısını bile işçisi ne verse o da insanca yaşasa,patron da yüzde beşyüz yerine yüzde elli kazansa namusuyla,kul hakkı yemeden, helal tarafından olmaz mı!
Taşeron işçilere kadro verilecek dendi,göstermelik bir grup için yapıldı…
Doktorlar,hakimler,savcılar,polisler,rektörler her birisine çeşitli suçlar yaratılarak yerinden, yurdundan, ekmeğinden, aşından, işinden edildiler…
Buyrun Almanya’da bir hastane raporu: Başhekim; Türk, Yardımcısı; Türk,Doktor;Türk,Hemşire; O da Türk.Giderlerse gitsinler! denmişti…
Tarım işçisinin hakkı verildiği için mi durmadan tarım ürünlerini dışarıdan satın alıyoruz…?
Hayvancılıkla uğraşanların hakkı verildiği için mi dışarıdan et satın alıyoruz…?
Sadaka verir gibi seçim öncesi dini bayramlarda ikramiye veriliyor emekliye…
Günde 18 saat yerin altında çalışan madenciye sormuşlar. “Sosyalizm nedir ?” diye. Madenci cevap vermiş: “Güneşi görmektir…”
Ne yazık ki hükümetler de zenginleri destekler,hiçbir zaman işçinin ve emekçinin yanında yer almazlar.Çünkü o para babaları seçim zamanı açar kesenin ağzını, kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez,seçmenin ağzına bir parmak bal sürer, çeşitli vaatlerle istediğini seçtirir ve seçilenleri de kukla gibi oynatır kendi menfaatleri doğrultusunda…
İşte bu nedenledir ki eğitim sistemleri değiştirilmez,belli bir zümrenin eğitimine dönük sistemler yerleştirilir,halkın büyük bir kesimi cahil bırakılır ki,istedikleri gibi yönetebilsinler.
1 Mayıs Emekçinin Bayramı;1880′li yıllarda , beden gücü kullanılıyordu ve çalışma şartları çok kötüydü.
Gözü bir türlü doymayan patronlar özellikle küçük çocukları karın tokluğuna ve günde 15 saate yakın çalıştırıyordu.
Şirketler durmadan büyürken , işçilerin güvenliği, sağlığı, örgütlenme ve grev gibi en temel hakları göz ardı ediliyor.
1881 de yarım milyon işçiyi temsilen ”Örgütlü Meslek ve Emek Birlikleri Federasyonu” kuruldu ve “8 saatlik iş günü” mücadelesini başlattı.
ABD’nin Şikago kentinde 40 bin tekstil işçisi bir eylem başlattı ama bu eylem kanla bastırıldı.Yine bir fabrikada günde 8 saat çalışmak için greve giden,1.400 kişi işten atıldı.
Bu tarihlerde greve gidenlere ateş açıldı ve 4 işçi öldü.Bu saldırılar işçileri daha da yüreklendirdi ve mücadele gücü kazandırdı.
ABD ve Kanada’da sendikalar haklı mücadeleleri için, 1 Mayıs 1886′da 350 bin işçiyi greve başlattı. İşverenler böyle bir kararlılıkla ilk defa karşılaşıyordu.
Bu ülkelerde hayat durdu. Işçiler kendi güçlerinin farkına varmışlardı. İşçilerin birleşmeye başladığını gören işverenler grev kırmak için sokak çeteleriyle anlaştı.Çetelerle birlikte polis de işçilere saldırdı.Pek çok işçi öldürüldü. Sanki karşılarında kanlı katiller vardı.
Hükümet ve işverenler birleşerek, sert önlemler almaya başladılar. İşten çıkarmaya ve baskı kurmaya devam ettiler.
Bu da yetmedi olayları başlattığını düşündükleri 8 işçiyi idam cezasına çarptırılır.Bu 4 yürekli insan:Albert PERSONS, Adolph FISCHER, George ENGEL ve August SPIES idi. 1 Mayıs 1886 da 8 saatlik iş gücü için mücadele verdiler diye, idam edildiler.
Albert PERSONS na eğer özür dilerse affedileceği söylendi. Bunun üzerine bu işçi mahkeme karşısında “Bütün dünya biliyor suçsuz olduğumu, eğer asılırsam cani olduğumdan değil, emekçi olduğumdan asılacağım”dedi.
Cenaze törenlerine 100 binlerce insan katıldı. ABD’de gerçekleşen bu olaylar dünya işçi örgütlerini harekete geçirdi.
II. Enternasyonal 1889′da Paris’teki Kongrede, Amerika’daki işçileri desteklemek için, dünya çapında eylemler düzenledi.
1890′nin 1 Mayıs’ın dan itibaren,”Ulusal Birlik, Mücadele ve dayanışma Günü” olarak kabul edildi.1906 Türkiye’de günümüzde bilinen ilk 1 Mayıs İzmir’de “amele bayramı”adıyla kutlandı.
1909 da Üsküp ve Selanik’te kutlandı.
1910’da, Selanik’te tütün, liman ve pamuk işçileri,1 Mayıs gösterisi düzenleyerek bu günü kutladılar.
1911 de, Üsküp, Selanik, Edirne ve bazı Trakya şehirlerinde 7000 kişinin katıldığı yürüyüşte
1912 de,Selanik ve İstanbul’da Osmanlı Sosyalist Fırkası tarafından 1 Mayıs etkinliği düzenlendi.İttihat ve Terakki Hükümeti 1912 yılında başlayan Balkan Savaşlarını bahane ederek sıkıyönetim ilan etti.
1913 – 1918 arasında 1 Mayıs da dahil olmak üzere tüm işçi eylemleri ve gösterileri yasaklandı
Hala yasaklamalar devam ediyor ne yazık ki günümüzde de..
Ülkemi şu partinin bu partinin yönettiği ya da kişiler beni ilgilendirmiyor.İçinde özgürce dolaşabileceğim, kadın olduğum için taciz edilip,aşağılanıp,öldürülmeyeceğim,aldığım parayla insanca yaşayabileceğim, hukuk kurallarına uygun,herşeyin adilce paylaşıldığı,adaletin işlediği,insanların düzmece suçlarla hapishanelere kapatılmadığı,yasakların olmadığı,Atatürk İlkelerine uygun,eğitimin çağdaş olduğu, kendimi Cumhuriyet Kadını gibi hissedebileceğim bir ülke yönetimi istiyorum.
Yasakların olmadığı,umutlarımızın gerçekleşeceği 1 mayıslar kutlayacağız ,Taksim Meydanında.
Akşam çocuğuna helal lokma yedirmek için,çalmadan ,çırpmadan sadece emeğinin karşılığını almaya çalışan emekçi kardeşim Bayramın Kutlu Olsun…






Bir yanıt yazın