Türk’ten Türk’e Düşmanlık  Neden var?

Okuma Süresi:

2–3 dakika
❤️

Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) üyesi bazı ülkeler, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde (GKRY) büyükelçilik açma kararı almasına Türkiye’den tepki var mı sorusu çok önemlidir. Türk dünyasında birlik ve dayanışma amacıyla kurulan Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) üyesi bazı ülkeler, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde (GKRY) büyükelçilik açma kararı alırken Türkiye’den ciddi tepki gelmemiştir.

Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) veya eski adıyla Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi,  AzerbaycanKazakistanKırgızistanÖzbekistan ve  Türkiye‘nin üye; MacaristanKuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkmenistan‘ın gözlemci statüsünde yer aldığı, Türk devletlerinden oluşan bir uluslararası kuruluştur. Amacı, Türk dilleri konuşan devletler arasında kapsamlı işbirliğini teşvik etmek olan bir hükümetlerarası kuruluştur. Özbekistan ve Kazakistan’ın ardından Türkmenistan da Rum Kesimi’ne büyükelçilik açmıştır.  Sayın Cumhurbaşkanı  bu tanımaya neden tepki göstermemiştir?

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından  sonra ilk  defa Türk dili konuşan Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Tacikistan liderleri, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa ile Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in de katıldığı “AB-Orta Asya Zirvesi”nde bir araya gelmiştir. Zirve, 4 Nisan’da Semerkant’ta  yapılmış, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB’nin 5 Orta Asya ülkesine “stratejik ortaklık” kapsamında 12 milyar  Euro’luk yatırım yapacağını duyurmuştur. Von der Leyen’in  açıkladığına göre söz konusu yatırım paketi şunları içermektedir:

  • Bölgedeki kritik hammaddeler için 2,5 milyar  Euro,
  • Çin’i Orta Asya ülkeleri üzerinden Avrupa’ya bağlayan ticaret rotası Orta Koridor’un geliştirilmesi için 3 milyar Euro,
  • Çevresel projeler için 6,4 milyar Euro,
  • Dijital bağlantı hizmetleri için 100 milyon Euro.

AB-Orta Asya Zirvesi Ortak Bildirisinin 4. maddesinde yer alan   ifadeler çok önemlidir: “Aynı bağlamda, yukarıdaki ilkelere, özellikle tüm uluslararası ve bölgesel forumlar çerçevesinde tüm devletlerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeyi ve bu ilkelere aykırı herhangi bir adım atmaktan kaçınmayı taahhüt ettik. Aynı ruhla, ilgili BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararları 541 (1983) ve 550 (1984)’ye olan güçlü bağlılığımızı yeniden teyit ettik. Bölgesel işbirliği çerçevelerine katılımın, AB-Orta Asya ilişkilerinin geliştirilmesi için temel olmaya devam edecek.”

BM Güvenlik Konseyi,  541 sayılı Kararı’nda KKTC’nin ilanını “yasa dışı” ilan etmiş, diğer tüm devletlere sadece Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımaları çağrısında bulunmuştur. BM 550 sayılı Kararı’na göre  BMGK, KKTC’de yapılan büyükelçi atamaları ve anayasa referandumunu ayrılıkçı adımlar olarak nitelendirmiş, KKTC’nin tanınmaması çağrısını tekrarlamıştır.

Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Kırgızistan’ın da imzaladığı bu bildiriye göre, söz konusu ülkeler KKTC’yi tanımayacak; Ada’nın tamamında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni “tek meşru hükümet” olarak kabul edecektir. Bu kararla birlikte bu ülkeler; 1974 Barış Harekatı’nı dolaylı yoldan kınamış; Türk askerinin Ada’dan çekilmesi yönünde çağrıda bulunmuşlardır.

Türkiye ile KKTC arasında büyükelçi atanması, “ayrılıkçı ve yasa dışı bir adım” olarak tanımlanmakta ve bu adımdan geri dönülmesi istenmektedir. Daha kötüsü, tüm devletlere de benzer şekilde KKTC’yi tanımama, desteklememe ve hiçbir şekilde yardım etmeme çağrısı yapılmaktadır. Ayrıca, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak anılarak, bağımsızlığına, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Kapalı Maraş’ın yerleşime açılmaması ve Rum tarafına iade edilmesi çağrısında da bulunulmaktadır. 307  yıllık Osmanlı hakimiyetinin ardından Ada, 1878 yılında İngiltere himayesine geçmiştir. O dönemde Rumlar ve Türkler Ada’da dağınık bir şekilde yaşıyordu.

1950’li yıllarda Kıbrıs’ın Yunanistan’la birleşmesi amacıyla örgütlenen EOKA gerilla hareketi güçleniyordu. Şiddet olayları artmıştı. Türk tarafı da Ya Taksim, Ya Ölüm” sloganıyla adanın bir bölümünün Türkiye’ye bağlanmasını talep ediyordu. 1960 yılında adadaki iki halkın da eşitliğini temel alan Kıbrıs Cumhuriyeti, İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’ın garantörlüğünde kuruldu. Ancak adada çoğunluğa sahip olan Rum kesimi bu sonuçtan rahatsızdı. Türklerin eşit haklara sahip olmasına karşı çıkıyorlardı.

Nüfusunun yüzde 99.9’u Müslüman olan KKTC’yi hiçbir Müslüman ülke tanımazken, yüzde 99.9’u Hıristiyan olan Güney Kıbrıs’ı  hepsi tanıyor.  Acaba neden?



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

  1. Erdem Kerimoğlu avatarı
    Erdem Kerimoğlu

    307 sene Osmanlının himayesinde bulunan Kıbrısı bir avuç Rum lara kaptırdık. Gerekçe olarak Türklerin ilgisizliği yani önem vermemeleri, Rumlar kadar düzenli, sistemli ve çalışkan olamamaları. İnsanlarımızda disiplin, dürüstlük ve milliyetçilik eksik.
    Rumların Kıbrısa kiliselerine gelen papazlar Rum kültüründe yetişmiş, çoğu din yüksel okul mezunu. Yüzyıllardır, kilise ordaki halka ne yapacaklarını eğitim ile öğrettiler.

    Bizim taraftan giden hocalar, doğru dürüst tahsili yok, işleri güçleri çocuklara tecavüz. Biraz tırnağı yer tutanda, kumarhane, barhane, eroin satışı, para aklama ve kadın ticaret iyle meşgul. Ben ‘ de şahsen tanımam.

    1974 yılında orda canını veren şehitlerimize çok yazık.

    AKP ,bu güzel adamızı bu hale getirdi, para ve menfaat için. Türkiye nin dış görünüşüne en büyük zararı verdiler. Halende devletin başındalar, ne kadar arsız, namusuz ,şerefsiz para canlısı bir topluluk bu AKP. Hepsinin inşallah yakında toplu olarak Allah belasını verir.
    Halkımızı ne kadar perişan bir duruma
    düşürdüler, %90 enflasyon. Türkiye’ de elimizden çıkmadan Allahın aşkı için harekette geçelim. Durum çok vahim.

  2. Erdoğan Özgenç avatarı
    Erdoğan Özgenç

    Sayın Hocam…
    Büyük bir bahçeniz var…
    Yemyeşil…
    İçi meyve ağacı dolu…
    Yüzde 99’u..
    Verimli…
    Pahalı ve çok değerli…
    ***
    Ne yaparsınız?
    ***
    Bahçenizin etrafını aşılmaz duvarlar veya tellerle çevirirsiniz…
    Yetmez…
    Bahçenizi içeriden ve dışarıdan koruyacak…
    Kollayacak ve geliştirecek ehil, dürüst
    İlkeli
    Arlı, namuslu birine bırakırsınız…
    ***
    Öyle değil mi?
    ***
    Yok, bunları yapmaz bu muhteşem ve büyük bahçenizi,
    Tescilli bir hırsıza, sahtekara…
    Arsıza…
    Densize ve sonradan görmüşe teslim ederseniz;
    ***
    1-Önce kendisi soyar soğana çevirir…
    2-Etrafına peşkeş çeker…
    3-Bunların suç olduğunu bilir ve gider sırtını bir egemene dayar.
    4-Egemen bu fırsatı ganimete çevirir, kendisiyle
    Kedinin fareyle oynadığı gibi oynar…
    5-Pohpohlar…
    6-Devasa bahçeye kendi çakallarını, hırsızlarını sokar…
    7-Bahçenin etrafındaki tüm engelleri kaldırır atar…
    8-Kendisine çalışacakları bahçeye sokar…
    9-Bahçenin emanet edildiği kişiyi de cilalayarak
    Bahçe dışında bırakır…
    ***
    Sonra!..
    ***
    Bahçenin en büyük ve en değerli alanı satışa hazır hale getirilir…
    ***
    Derler ki; Türkün Türk’ten başka dostu yoktur, diye…
    Yanlış!
    Türke en büyük kötülüğü ve ihaneti Türk yapar…
    Üzerini de din iman bayrak ve milliyetçi duygularla örter…
    ***
    Bahçenin ortaklarının, içinde yaşayanların
    Ya da asıl mirasçılarının ruhu bile duymaz…
    ***
    Cumhurbaşkanlığı forsuna iyi bakın; on altı batan,
    Yıkılan Türk Devleti’nin olduğunu görürsünüz…
    Hepsinin enkazının altında yatan gerçek budur…
    ***
    Müslümanın düşmanının, Müslüman olduğu gerçeği gibi…
    ***
    KKTC için ilk başlarda çok büyük fedakarlıklar yapılmıştır…
    Kıbrıs halkı da Türk milleyi de elinden geleni yaptılar…
    Ancak;
    Bahçe yanlış adama yanlış zamanda teslim edildi…
    Her şey boşa gitti ve dönülemez yola dönüldü…
    ***
    Ağacın kurdu içindedir…

    Hoşça kalın…

    Erdoğan Özgenç

  3. Erdoğan Özgenç avatarı
    Erdoğan Özgenç

    Bu arada sayın Hocam…
    Bunca haine…
    İhanete…
    Hırsıza, dolandırıcıya…
    Sahtekara…
    Ajana…
    Ve ahlaksıza rağmen hala bir bahçemiz varsa…
    ***
    Şükretmeliyiz…
    ***
    Ve bu bahçenin temellerini atan büyük önderimiz
    Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarını
    Minnet ve şükranla anmalıyız…
    ***
    Kömürden fidan olmaz ama o yanan çöken
    Bir imparatorluğun küllerinden bir devlet kurdu
    Ve saygın köklü bir millet yarattı…
    ***
    Şimdi!..
    ***
    Ek birliği hatta her zamankinden daha fazla sahip çıkma zamanı…

    Sığınmacı olmamak için..,

    Erdoğan Özgenç

  4. Selen Atasoy avatarı
    Selen Atasoy

    Mö 1450 Kıbrıs adası Hititlilerindi.
    Ms 1571 de Osmanlı imparatorluğu Kıbrısı Venediklilerin eğemenliğinden aldı, adada katolik dini etkiliydi.
    Ortodokslar (Rum) , katoliklerin büyük baskısı altında( kilise harcı) özgürlükten yoksundular.
    Türklerin adayı alışlarında en çok Ortodokslar sevindiler. Osmanlı burda Venedikliler karşı çok kan döktü.
    O zamanlar adaya Osmanlı 30.000 Anadolu insanını yerleştirdi.
    1878 , Osmanlı , ingiltere’ den Rusya’ ya karşı destek sağlamak amacı ile, adanın mülk olarak Osmanlı lmparatorluğu’ nda kalması koşulu ile ” yanlızca idaresini” ingiltere’ ye kiraladı.
    Birinci dünya savaşın’ da konum değişti, ingilizler artık Osmanlının düşmanıydı ve Rumlarla birlikti.
    İngiliz ve Rumlar beraber olup Türklere büyük baskı yapmaya başladılar.

    1923 de Lozan Antlaşması ile Kıbrıs adası ingiltere’ ye resmen bırakıldı.
    Orada yaşayan Türklere zorla ingiliz vatandaşlığı dayatıldı.
    Adada çoğunlugun Türk olduğu halde Osmanlının Kıbrıs Türklerine gereken degeri vermemesi , adada Türk kimliği yok edilmeye çalışılırken ingiliz ve Rum kimliği öne çıkarıldı.
    Türklerin üzerinde kültür baskısı uygulandı.Ekonomik yönden Türklerin olanakları kısıtlandı.
    Ta 1974′ de patlaklık verene kadar Rumlar Türkler üzerinde ingiliz ve Yunanistanın yardımı ile terör estirdi. Katliama giriştiler.

    Kıbrıs ve Ege’ de Anlaşmanın önemi:

    Türkiye’ nin ve Yunanistan’ ın Kıbrıs ve Ege’ de uzlaşabilmeleri için ” iki ülkenin siyasi iradeleri yanında ve bundan da (önemli) olarak, A. B. nin ve ABD nin Türkiye ve Yunanistan ile ilişkileri söz konusudur.
    Yunanistan’ ın Kıbrıs ve Ege’ de uzun yıllardan beri sürdürmekte olduğu- üstünlüğü- ele geçirme politikasının arkasında , AB ‘nin ve ABD ‘ nin Yunanistan’ a verdikleri DESTEK yatmaktadır.
    Yunanistan , AB’ nin ve ABD nin kendi arkasında bulunduğunu gördüğü ve hissetiği sürece , Kıbrıs’ ta ve Ege’ de üstünlüğü ele geçirme çabalarından ve politikalarından hiçbir zaman vazgeçmeyecektir.
    Helsinki doruğu öncesinde ve sonrasında Yunanistan ‘ ın Türkiye ile dostluk görüntüsü vermesinin arkasında, bu üstünlüğü sağlamak için AB desteğinin de arkasında bulunmasında yatmaktadır.
    Gerçekler ortaya çıkmaya başladıkça, bu yolun da bir çıkış yolu olmadığını AB de sonunda anlayacaktır.
    Çünkü hiç bir Türkün , Kıbrısta ve Ege’ de ” Yunanistana” üstünlük sağlayacak bir çözümü kabul etmesi söz konusu değildir.
    Kıbrıs’ ta çözümün sağlanabilmesi için, AB’ nin ve ABD’ nin Türkiye’ ye ve Yunanistan’ a eşit uzaklıkta durmaları ve Türkiye’ ye dış baskı uygulamamaları , Türklerin hakkını yememeleri gerekir.
    Bu yapılabilirse , Yunanistan ve Rumlar, Türkiye ve KKTC ile , adil , dengeli bir anlaşmadan başka çözüm kalmadığını görürler ve kendilerine üstünlük sağlayacak çözümlere bel bağlamaktan vazgeçerler.
    Geçmişte, Batı’ nın Yunanistan’ ın arkasında durmadığı dönemlerde Türk- Yunan ilişkileri adil ve dengeli bir biçimde yürümüştür.
    AB ‘ nin Yunanistan tarafında yer alarak Yunanistanın Kıbrıs ve Eğede üstünlüğünü ele geçirmesi politikasına oturtulmuştur.AB nin bu hatasını zaman geçmeden görmesi gerekir.
    Son zamanlarda ” aldatıcı bir iyimserlik havası özelikle yaratılmıştır.Yunanistanın dostluk adı altında Kıbrıs ve Ege de üstünlüğünü AB desteği ile elde etme çabaları sürmektedir. Türk kamuoyuna pralin, çiklotalı “enjekte edilmeye çalışan ortam , Yunanistanın bu üstünlük sağlama politikasına yardımcı olmaktadır.

    Türkiye’ nin AB ye adaylığı formülü altında, Türkiyenin ulusal çıkarlarını koruma direncinin kırılabileceği varsayımına dayandırılan bu politika, zaman geçtikçe yerini gerçeklere bırakacak ve bu gerçeklerin , gösterilmek istenenden çok farklı olduğu anlaşılacaktır.

    Benim son sözüm hiçbir Türk kimseye inanmayacak ve kendi öz Tarihinden ders alacak. Kendine olan öz güvemini kaybetmeyecek. Türkler satlık değil..! Kıbrıs Türklerin dir ! Eğe’ deki adalarımızdan Yunanistan çok gelir elde ediyor.

    Ayrıca Türkiye’ de Rum Patrikhanesi nin de işi yok.. KAPATILSIN .. Türkiye’ deki Türk patrikhanesi Türklere yeter.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar