Sefa Yürükel
Bir gün Türk köylüsü eğildi toprağa,
Ama baş eğmedi saraya.
“Bizim yüreğimiz, senin mermerlerinden büyüktür” dedi,
Güneşi alnında taşıyan elleriyle.
İktidar, bir sofraya oturdu:
Üç katlı baklava, beş katlı şatafat.
Yanında bir büyük şalgam,
Bir de turp—kırmızı, diri, suskun.
Zannetti ki halk, bu sofraya özenecek,
Ama halk sofranın altındaki halıyı sordu:
“Bu halı bizim köyün bütçesi mi?”
BOP prensi dediğiniz kimdi ki?
Haritaya parmak basan,
Ama halkın kalbine hiç dokunamayan.
Tahtını Washington haritalarına kuran,
Ama Anadolu’nun rüzgarını tanımayan…
Türk kadını sustu önce,
Sonra konuştu:
“Ben çamaşır suyuyla devrim gördüm,
Çocuk büyüttüm karanlıkta,
Ama senin vizyonun ampul kadar bile aydınlatamadı bu evi.”
Ey iktidar,
Sen betonla konuşursun, biz toprakla.
Senin sarayın bin odalıysa,
Bizim yüreğimiz bin yılın ağırlığını taşır.
Sen yapay zekâ ile övünürken,
Biz anaların ferasetiyle yol buluruz.
Meydanlarda nutuk atarken,
Unutma: Sesin yankı yapsa da,
Gerçek, köy kahvesindeki çay bardağında çınlar.
Orada konuşulan hakikattir;
Ve o hakikat bazen bir çift öküzle,
Bazen bir bayat simitle çıkar ortaya.
Şimdi soralım:
Kaç saray, bir çift nasırlı elin duası eder?
Kaç şalgam, bir annenin gözyaşını unutturur?
Ve kaç turp, geçim derdini örtebilir?
Bu halk,
Kuru ekmeğe “lütuf” denildiğinde,
Çay-simit hesabı kitaplara girdiğinde,
Bir şey söyledi:
“Biz, senden büyüğüz. Çünkü sen bizi unuttun.”
Unutma ey iktidar,
Millet sustuğunda değil,
Şiire dönüştüğünde başlar hesap günü.
Sefa Yürükel
Oslo/Norveç
Nisan 2025






Bir yanıt yazın