Türkiye yakın tarihinin en çarpıcı dönemlerinden birine tanıklık ediyor. Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, 78 gündür Silivri Cezaevi’nde tek kişilik hücrede tutuluyor. Hakkındaki suçlama ise “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme veya aşağılama.” Bu iddiayla hazırlanan iddianameye göre 1 yıl 10 ay 15 günden 7 yıl 10 ay 15 güne kadar hapsi isteniyor. Ancak kamuoyunun asıl dikkatini çeken unsur, duruşma tarihinin 11 Haziran 2025’e verilmesi oldu. Çünkü bu tarih yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasi bir mesaj taşıyor.
SİYASİ TAKVİMİN GÖLGESİNDE YARGI:
11 Haziran, sıradan bir tarih değil. Kamuoyuna yansıyan bilgiler, terör örgütü PKK’nın siyasi uzantısı olarak bilinen DEM Parti’nin, terörist başı Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğüne ilişkin açıklamalar yapmayı planladığı tarih olarak işaret ediliyor. Bu durum, Özdağ’ın da sosyal medya açıklamasında belirttiği gibi, “rehin” durumunu sorgulatıyor.
Özdağ’ın sözleri çarpıcı:
“Ben Ümit Özdağ, Öcalan için rehin tutuluyorum.”
Bu cümle yalnızca bir siyasi tepki değil, aynı zamanda devlet aklı adına düşündürücü bir işarettir. Zira, bir terör örgütü lideri ile, o örgüte karşı en açık ve radikal duruşu sergileyen bir siyasetçiyi eşit zamanlı denkleme sokmak, halkın gözünde ağır bir psikolojik harp girişimidir.
MİLLETİN VİCDANI BU OYUNU KABUL ETMEZ:
Ümit Özdağ, yıllardır Türk milliyetçiliğinin akademik ve siyasal öncülüğünü yapmış bir isim. Göç politikalarındaki uyarıları, devletin güvenlik refleksine dair analizleri ve özellikle terörle mücadeledeki net tavrı ile Türk halkının büyük bölümünün gönlünde yer edinmiştir. Onun tutukluluğu yalnızca bir bireyin özgürlük meselesi değil; aynı zamanda muhalefetin susturulması ve milliyetçi iradenin bastırılması anlamına gelir.
Böyle bir tabloda, terörle masaya oturmuş ya da masaya oturmaya hevesli zihniyetlerin yeniden etkin hale getirilmesi, milletin büyük çoğunluğunda derin bir infial yaratmaktadır.
İKTİDARIN KORKTUĞU: SESİN GÜCÜ
Bugün iktidar, sadece sokaktaki sıradan muhalefetten değil, kitleleri organize edebilen, söylemi net, sokağa inebilen ve devlet refleksini temsil eden liderlerden korkuyor. Bu nedenle Özdağ’ın iki ay daha hücrede tutulması, bir siyasi mühendislik projesi olarak okunmalıdır. Zira bu iki ay, sadece mahkemeye hazırlık süresi değildir; aynı zamanda Türk kamuoyunun hafızasını törpülemeye yönelik bir psikolojik zamanlamadır.
Ancak bu planın tutmayacağı şimdiden sokakta görülmektedir. Zafer Partisi’nin tabanı, sosyal medyada artan destek mesajları ve milliyetçi-muhafazakâr ve ulusalcı çevrelerde Özdağ’ın adının tekrar yükselişe geçmesi, milletin bu oyunu çözdüğünü göstermektedir.
SONUÇ: ADALETİN YERİ, ZAMANLA DEĞİL, VİCDANLA BELİRLENİR
Ümit Özdağ’a yöneltilen iddialar, sadece siyasetin baskısıyla savrulan bir yargı pratiğinin değil, aynı zamanda muhalefeti dizayn etme çabasının da göstergesidir. Türk milleti, bu denge oyunlarına kanmaz. Bir yanda bebek katili Öcalan, diğer yanda onun karşısında dimdik duran Ümit Özdağ… Bu iki figürü aynı teraziye koymak, vicdanı felce uğratmaktır.
Bu bir tercih değil, bir zulümdür.
Bu bir hukuk değil, bir siyaset mühendisliğidir.
Bu bir yargı değil, bir suskunluk planıdır.
Ama ne yaparlarsa yapsınlar: Özdağ tutukluluktan güçlenerek çıkacak.
Çünkü o, Türk milletinin vicdanında çoktan özgürleşmiştir.






Bir yanıt yazın