Türkiye’de Siyasal İktidar ve Suçla İlişkilenme İddiaları: Ulusal ve Uluslararası Perspektiften Bir Analiz

Siber suçlu RAT polisler tarafından yakalandı

Okuma Süresi:

5–7 dakika
❤️

Son yirmi yılda Türkiye’nin siyasal rejimi, klasik parlamenter demokrasiden çıkarak otoriter bir yapıya doğru evrilmiştir. Bu dönüşüm, sadece anayasal düzenlemelerle değil; aynı zamanda yargı, medya, kolluk kuvvetleri ve ekonomi gibi alanlarda da merkeziyetçiliğin yoğunlaşması ile gerçekleşmiştir (Levitsky & Ziblatt, 2018). Özellikle 2010 sonrası dönemde, devletin denetim ve denge mekanizmaları işlevsiz hale gelmiş; bunun sonucu olarak yolsuzluk, kara para aklama, yasa dışı sermaye hareketleri ve organize suçlarla ilişkilenme iddiaları kamuoyunun gündemine oturmuştur (Transparency International, 2023).

Bu bağlamda, Türkiye’deki siyasal yapının, hukuksal sınırlar dışına çıkma potansiyeli taşıyan ilişkiler ağı ile iç içe geçtiği; bu durumun hem içeride demokratik kurumları çökerttiği, hem de uluslararası hukuk ve finans sisteminde güvenilirliği zedelediği ileri sürülmektedir (FATF, 2021).

  1. Kurumsal Bozulma ve Hukukun Üstünlüğünün Aşınması

Modern demokratik sistemlerde devletin kurumlarının bağımsızlığı ve işlevselliği, keyfi iktidar kullanımını sınırlamak için kritik önemdedir. Ancak Türkiye örneğinde, yürütme erkinin yargı üzerindeki etkisinin artması, Anayasa Mahkemesi ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) gibi kurumların siyasi iktidara bağımlı hale gelmesine neden olmuştur (Gözler, 2020). Bu bağlamda, yargının iktidarın bir uzantısına dönüşmesi, özellikle muhalefete yönelik soruşturma ve cezalandırmalarda görülebilecek keyfi uygulamaları artırmış; bu da hukuk devleti ilkesinin erozyona uğramasına yol açmıştır (Human Rights Watch, 2023).

Ayrıca, yargı kararlarının uygulanmaması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına sistematik şekilde direnilmesi, Türkiye’nin uluslararası hukuk sistemleriyle olan ilişkisini de zedelemiştir (Council of Europe, 2023). Bu tür davranış kalıpları, devletin meşruiyet zeminini yalnızca yurtiçinde değil, yurtdışında da sorgulatır hale getirmiştir (ESI, 2022).

  1. Uluslararası Suç Ekonomisi ile İlişki İddiaları

Son yıllarda Türkiye, uluslararası kara para aklama denetim kuruluşları tarafından “yüksek riskli” ülkeler kategorisine alınmıştır. Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF) 2021 tarihli raporuna göre, Türkiye’nin finansal sisteminde kara para denetiminin ciddi açıklar barındırdığı ve yasa dışı mali işlemlerin tespit edilmesine dönük yapısal eksiklikler bulunduğu belirtilmiştir (FATF, 2021).

Bu bağlamda, İran’a yönelik ambargoların delinmesi, altın ve enerji ticareti üzerinden gerçekleştirilen yasa dışı transferler, off-shore hesaplar ve vergi cennetleri aracılığıyla büyük miktarda para hareketinin sağlandığına dair bulgular, yalnızca ekonomi politikalarını değil; aynı zamanda dış politikayı da etkilemiştir (Öniş & Kutlay, 2022). Nitekim bu süreçte Türkiye, yalnızca Batılı ülkelerin değil, Körfez ülkelerinin de mali manipülasyonlarına açık hale gelmiştir (Yavuz, 2020).

Uluslararası finans kuruluşları, Türkiye’nin mali sistemine duydukları güveni giderek kaybetmiş; bu da doğrudan yabancı yatırım oranlarının düşmesine ve kredi notlarının gerilemesine neden olmuştur (Transparency International, 2023).

  1. Medya Kontrolü ve Kamuoyu Yönetimi

Medya, demokratik toplumlarda dördüncü kuvvet olarak kabul edilir; devletin icraatlarını denetleme, kamuoyunu bilgilendirme ve muhalif seslere alan açma görevleriyle hayati bir rol üstlenir. Ancak Türkiye’de medya organlarının büyük çoğunluğunun hükümet yanlısı sermaye gruplarına devredilmesiyle bu denetim işlevi büyük ölçüde ortadan kalkmıştır (RSF, 2023). 2023 yılı itibarıyla ulusal basının %90’ından fazlası doğrudan ya da dolaylı biçimde iktidar kontrolü altındadır (Freedom House, 2024).

Bağımsız gazetecilik yapan kurumlar ve bireyler ise sürekli olarak baskı, sansür, ilan ambargosu, RTÜK cezaları ve hatta tutuklamalarla karşı karşıya kalmaktadır (Human Rights Watch, 2023). Bu durum, özellikle yolsuzluk, organize suç ilişkileri ve mafyatik yapılarla bağlantılı haberlerin görünür olmasını engellemektedir. Halka ulaşan bilginin tek merkezden yönlendirilmesiyle, suçların örtbas edilmesi kolaylaşmakta, iktidar meşruiyetini medya manipülasyonları aracılığıyla koruyabilmektedir (İnsel, 2017).

Ayrıca, sosyal medyanın da kontrol altına alınması amacıyla çıkarılan “Dezenformasyon Yasası” gibi düzenlemeler, bilgi akışının daha da baskılanmasına neden olmuş ve Türkiye’yi dijital otoriterlik kategorisine yaklaştırmıştır (Bayırbağ, 2022).

  1. Kolluk Güçlerinin Siyasallaşması ve İnsan Hakları İhlalleri

Türkiye’de kolluk kuvvetlerinin görevi anayasal olarak kamu düzenini sağlamak ve suçla mücadele etmektir. Ancak 2015 sonrası dönemde bu görev tanımı, siyasi muhalefeti bastırmaya yönelik operasyonel işlevlere kaymış; özellikle istihbarat ve emniyet birimlerinin iktidarın siyasi ajandasına göre hareket ettiği yönündeki iddialar artmıştır (Akça, 2019).

Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Milli İstihbarat Teşkilatı gibi kurumların personel yapısında büyük değişiklikler yapılmış; sadakat temelli kadrolaşma ön plana çıkarılmıştır (Tuncel, 2022). Bu süreçte muhalif gruplara yönelik “önleyici gözaltılar”, yasa dışı dinlemeler ve hatta işkence iddiaları Türkiye’nin Avrupa Konseyi ve BM İnsan Hakları Komitesi gibi kurumlar nezdinde defalarca gündeme getirilmiştir (Council of Europe, 2023; Human Rights Watch, 2023).

Özellikle 2016 sonrası ilan edilen OHAL döneminde, kolluk kuvvetleri olağanüstü yetkilerle donatılmış, bu da demokratik hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesine neden olmuştur. Binlerce kişi hakkında somut delil olmaksızın terör soruşturmaları açılmış, bu süreçte hukuka aykırı uygulamalar sistematik hale gelmiştir (Gözler, 2020).

  1. Tarihsel Karşılaştırma: Bu Dönemi “En Utanç Verici” Kılan Nedir?

Türkiye siyasi tarihinde otoriter eğilimler ve demokratik dışı uygulamalar yeni değildir. 1960, 1971, 1980 askerî müdahaleleri, 1990’lı yılların faili meçhuller dönemi ve 28 Şubat süreci gibi dönemler, devletin hukuk dışı yöntemlerle yurttaşlara baskı uyguladığı örnekler arasında yer alır (Keyder, 2021). Ancak mevcut dönem, bu örneklerden üç temel açıdan ayrılmaktadır:
1. Sivilleşmiş Otoriterlik: Önceki otoriter dönemlerde, askeri vesayet söz konusuydu. Bugün ise siyasal otoriterlik sivilleşmiş bir yönetim altında kurumsallaşmıştır (Levitsky & Ziblatt, 2018).
2. Kurumsal Tahribatın Derinliği: Devletin temel kurumlarının içinin boşaltılması ve liyakat yerine sadakat esaslı kadrolaşma ile işlevsiz hale getirilmesi, devlet aygıtının kalıcı olarak yozlaşmasına neden olmuştur (Öniş & Kutlay, 2022).
3. Suçla Siyasi İç İçe Geçiş: Önceki dönemlerde suç, devlet dışı aktörler tarafından işlenirken; günümüzde suç organizasyonlarının, siyasi yapılarla simbiyotik ilişkiler kurabildiği bir zemin oluşmuştur (Transparency International, 2023).

Bu farklar, mevcut dönemi sadece bir “demokrasi krizi” değil, aynı zamanda bir etik ve hukuki çöküş dönemi olarak değerlendirmeyi zorunlu kılmaktadır.

  1. Sonuç ve Değerlendirme

Bu çalışma, Türkiye’deki mevcut iktidarın demokratik denetimden uzaklaşmasının; hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, medya özgürlüğü ve kolluk kuvvetlerinin tarafsızlığı gibi temel ilkeleri nasıl aşındırdığını ortaya koymuştur. Söz konusu süreç, yalnızca anayasal düzeyde değil, aynı zamanda fiilî suç ortaklıkları, uluslararası mali suçlara karışma iddiaları, ve baskıcı güvenlik politikaları ile desteklenmiştir.

Siyasal iktidarın, yasal denetim mekanizmalarından bağımsız bir suç alanı oluşturması, devlet-toplum ilişkisini de olumsuz etkilemiş, vatandaşın devlete olan güveni zedelenmiştir (Diamond, 2019). Türkiye’nin, bu dönemle birlikte tarihine etik açıdan lekeli, hukuki açıdan tartışmalı, siyasal açıdan ise gayrimeşru bir dönem eklemiş olduğu söylenebilir.

Bu bağlamda, toplumsal barışın yeniden tesisi ve hukukun üstünlüğünün yeniden inşası için sadece iktidar değişimi değil, aynı zamanda sistemsel bir restorasyon da gereklidir (Gözler, 2020; Akça, 2019).

Kaynakça
• Akça, İ. (2019). Devletin Çöküşü: Neoliberalizm, Yolsuzluk ve Yıkım. İstanbul: İletişim Yayınları.
• Aydın-Düzgit, S., & Keyman, E. F. (2017). The Trump Presidency and the Populist Challenge: Implications for Turkey and the EU. Global Turkey in Europe Series.
• Bayırbağ, M. K. (2022). Authoritarian Neoliberalism in Turkey: Capital Accumulation, Statecraft and Uneven Development. Journal of Balkan and Near Eastern Studies, 24(1), 42–58.
• Council of Europe. (2023). Corruption and the Rule of Law in Turkey. Strasbourg: GRECO Reports.
• Diamond, L. (2019). Ill Winds: Saving Democracy from Russian Rage, Chinese Ambition, and American Complacency. New York: Penguin Press.
• ESI – European Stability Initiative. (2022). Turkey and the EU: A Rule of Law Crisis. Berlin.
• FATF (Financial Action Task Force). (2021). Mutual Evaluation Report – Turkey. Paris: OECD.
• Freedom House. (2024). Freedom in the World 2024: Turkey. Washington D.C.: Freedom House.
• Gözler, K. (2020). Hukuk Devleti ve Yargı Bağımsızlığı Üzerine Yazılar. Bursa: Ekin Yayınları.
• Human Rights Watch. (2023). A Troubled Judiciary: Rule of Law in Erdoğan’s Turkey. New York: HRW.
• İnsel, A. (2017). Erdoğan: Yeni Türkiye’nin Mimarı mı, Yıkıcısı mı? İstanbul: İletişim Yayınları.
• Keyder, Ç. (2021). Modernleşme, Devlet ve Toplum: Türkiye Üzerine Yazılar. İstanbul: Metis Yayınları.
• Levitsky, S., & Ziblatt, D. (2018). How Democracies Die. New York: Crown Publishing.
• Öniş, Z., & Kutlay, M. (2022). The Global Political Economy of Turkey: From the AKP to the COVID-19 Pandemic. New York: Routledge.
• Reporters Without Borders (RSF). (2023). World Press Freedom Index – Turkey. Paris.
• Transparency International. (2023). Corruption Perceptions Index 2023. Berlin: Transparency International.
• Tuncel, A. (2022). Türkiye’de Siyasal İslamcılık ve Yolsuzluk Kültürü. Ankara: Dipnot Yayınları.
• United Nations Office on Drugs and Crime (UNODC). (2021). Global Report on Financial Crimes and Corruption. Vienna.
• Yavuz, M. H. (2020). Erdoğan’s Empire: Turkey and the Politics of the Middle East. Cambridge: Cambridge University Press.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar

  • BlackRock ve Aselsan 1648 Westfalya Antlaşması, modern uluslararası ilişkilerin başlangıcı…

  • KURTULUŞ SAVAŞI… Ne güzel bir sözdür; “lafa bakarım laf mı…

  • TAYT… Haberi okurken moda deyimle “yok artık” diye bağırdım… Ardahan…