Alevi-Bektaşi yolu, tarih boyunca zalimin karşısında, mazlumun yanında olmayı ilke edinmiş, toplumsal adaletsizlikler karşısında sessiz kalmamayı şiar edinmiş bir duruşun temsilcisidir. Bu yolun tarihsel merkezlerinden biri olan Hacı Bektaş Veli Dergâhı, yalnızca bir inanç merkezi değil; aynı zamanda halkın vicdanı olmuştur. Ancak günümüzde, bu dergâhın postnişinliğinde yaşanan suskunluk, Alevi toplumunda ciddi kırılmalara neden olmaktadır. Özellikle Suriye’de Arap ve Türkmen Alevilere yönelik sürdürülen soykırım karşısındaki sessizlik, bir inanç krizine ve temsil tartışmasına yol açmıştır.
Suriye’deki Alevi Soykırımı: Görmezden Gelinen Gerçek
Suriye’de on yılı aşkın süredir süren vekâlet savaşlarında, radikal cihatçı örgütler ve mezhepçi güçler eliyle Alevi topluluklara yönelik sistematik bir şiddet uygulanmaktadır. Bu süreçte binlerce Alevi katledilmiş, yüzbinlercesi yerinden edilmiş, kadın ve çocuklar cinsel şiddetin hedefi olmuştur. Bu gelişmeler yalnızca bir politik çatışmanın sonucu değil, kültürel ve fiziki bir soykırımın açık göstergesidir.
Ancak ne yazık ki, bu açık insani trajediye rağmen Türkiye’deki Alevi kurumları, özellikle tarihsel sorumluluğu en büyük olan Hacı Bektaş Veli Dergâhı, bu konuda etkin ve ses getirici bir tutum almamıştır. Bu sessizlik, sadece siyasi bir tercih değil, aynı zamanda inançsal bir kopuştur.
Tarihsel Mirasın Sorumluluğu
Tarih bize yalnızca onur değil, sorumluluk da yükler. Kurtuluş Savaşı yıllarında Balım Sultan Dergâhı’nın işgalci güçler ve halifelik makamına karşı halktan yana net bir tavır aldığı unutulmamalıdır. O zor koşullarda bile, halkın ve adaletin yanında duran Alevi önderlerinin varlığı, bu yolun asli ruhunu oluşturur. Dolayısıyla bugün Suriye’de yaşananlar karşısında dergâhın sessizliği, bu tarihsel çizgiyle çelişmektedir.
Düşkünlük: Erkân Bozmak mı, Hakikatten Sapmak mı?
Alevi yol öğretisinde düşkünlük kavramı yalnızca ritüel ya da erkân bozmaya indirgenemez. Asıl düşkünlük, zalim karşısında susmak, mazluma sırt çevirmek, hakikatin karşısında egemenin hizasına geçmektir. Bu bağlamda değerlendirildiğinde, Hacı Bektaş Dergâhı postnişinliğinde sürdürülen suskunluk, manevi bir düşkünlük hali olarak görülmelidir. Hacı Bektaş Veli sağ olsaydı, bu sessizliğe boyun eğenleri dergâhtan kovardı; çünkü o, zulüm karşısında susanı düşkün sayardı.
Toplumsal Yankılar ve Meşruiyet Krizi
Bu sessizlik, Alevi toplumunun vicdanında derin bir yara bırakmıştır. İnanç önderlerinin halktan ve hakikatten uzaklaşması, sadece kurumsal bir eleştiriyi değil, aynı zamanda temsil krizini doğurur. Yolun ruhunu yaşatamayan makamların halk nezdinde hükmü yoktur. Bu suskunluk, halkın gözünde meşruiyetini yitirmiş, kişisel ikbal kaygısına indirgenmiş bir temsil haline gelmiştir.
Sonuç
Alevi-Bektaşi yolu, tarih boyunca sadece inançsal değil, aynı zamanda etik ve toplumsal bir duruşun adıdır. Bu yolun merkezlerinden biri olan Hacı Bektaş Dergâhı’nın günümüzdeki temsilcilerinin, mazlumların çığlığı karşısında sergilediği sessizlik; bu yolu çürüten, maneviyatını sarsan bir durumdur. Yolun gerçek sahipleri, bu sessizliği kabul etmemekte; vicdanlarıyla, tarihle ve inançlarıyla bu duruşu reddetmektedir.
Bu yazı, yalnızca bir eleştiri değil; aynı zamanda bir çağrıdır. Hakkın, halkın ve hakikatin yanında durmayan hiçbir post, yol tarafından tanınmaz. Bu nedenle, inancın ve yolun gereği olarak; suskunluktan sıyrılıp yeniden halkın sesi olma vakti çoktan gelmiştir.






Bir yanıt yazın