KIYMET BİLEMEDİK…
Rahmetli babam kızdı mı AP’ ne “sıçtınız lan memleketin içine” derdi…
O hesap…
Özellikle son 12 yılı düşününce babamı rahmet ve minnetle anıyorum…
Sıçtılar ülkenin içine…
Uçmuşlar…
Kıskanıyor dedikleri ülkeler bile “kıçıyla” gülüyorlar artık…
***
Oysa!..
***
Bu ülkenin başına dünyanın gıpta ettiği, iki yüzyılın “dünya lideri” seçilen, olağanüstü bir adam geldi…
Yok, olmuş bir imparatorluğunun küllerinden…
Yani yoktan…
Çağdaş…
Güven, barış ve huzur içinde yaşayan bir toplum ve hızla gelişecek ülke yaratan…
Çok daha ilginci…
Ölene kadar halkına hiç yalan söylemeyen siyasi ve askeri deha;
Mustafa Kemal Atatürk
***
Hala nefes alıyorsak emin olun onun sayesinde…
***
Kimse kusura bakmasın…
Gerçekler acıdır…
Maalesef ne onun “kıymetini bildik” ne devrimlerinin, ne de kurduğu Cumhuriyetin…
Ne demokrasinin…
Ne meclisin…
Ne Fabrikalarının, ne tesislerinin, ne bankasının, ne mirasının…
Şimdi!..
Bu kafasızlığımızın bedellerini, günahlarını ve veballerini ödüyoruz…
Akıllanmıyoruz…
***
Yıllardır “çiftçilik” yapan Tarsuslu bir çiftçi İsrail’den ithal edilen kavun tohumunun tanesi 7-8 liraya çıkınca çiftçiliği bıraktı…
Ailesini topladı etrafına gözleri yaşlı bir şekilde anlattı…
Sonra…
Tasını tarağını topladı ve ailesini orada bırakıp İstanbul’a göçtü…
İnşaatlarda çalışmaya başladı…
Önceleri “maaşını” tıkır tıkır ödedi müteahhit, memleketine gönderdi bir kısmını…
Sonra…
İki-üç maaşını alamadı; çünkü patron parasını repoya yatırmıştı…
***
Eşini-dostunu aradı, üç beş lira borç aldı…
Karnını doyuracak kadar…
(?..)
Uzatmayacağım…
Yüz bir yıl sonra memlekette bir avuç yandaş yalaka zengin, züppe dışında toplumun tüm katmanları yoksulluğun, açlığın daniskasını yaşıyor…
Açlık…
İşsizlik…
Sefalet, rezalet, hukuksuzluk diz boyunu aşmış halde…
***
Biat edenler…
Saltanat içinde yaşayanlar…
Asalaklar…
Çıkıyorlar televizyon ekranlarına her gün; yalan dolan gırla…
Utanan yok…
Yüzlerinde en ufacık bir kızarma yok…
Ulan Allahsızlar; bu kadim milleti iki tas çorba parasına çalıştırıyorsunuz…
Bir eliniz yağda bir eliniz balda…
Fakir fukaranın çocukları iş bulamadıkları için sanal kumara yöneliyorlar; ailesinin “kefen parası” diye biriktirdiklerini buna yatırıyorlar…
***
Kaybediyorlar tabi; kaç genç intihar etti, kaç yuva yıkıldı haberiniz var mı?
Umurunuzda mı?
Farkında bile değilsiniz; aile cinayetleri artı…
Polis…
Jandarma eşliğinde çökülen orman arazileri, kesilen yıkılan ağaçlar…
Hayvan katliamları…
Yürek burkan, gırtlaklanıp dere içine atılan çocuk bedenleri…
Ara tatilde diri diri yananlar…
“Mustafa Kemal’ in askerleriyiz” dedikleri için ihraç edilen teğmenler…
***
Arka Bahçeli’ nin yumurtlamasından sonra…
Terör örgütü PKK’ nın elebaşına, elli bine yakın insanımızın, çoğu çocuk ve kadınların katiline gösterilen saygı…
“Kurucu önder” güzellemeleri…
Barış için…
Demokratikleşme için onu muhatap almaları…
En acısı da; meclisteki siyasi temsilcilerinin kendilerini ve terör örgütünü “devlet” gibi görmeleri…
Devletle pazarlık yapmaları…
Bana göre; seçimlere…
Anayasa değişikliğine yönelik, arkası karanlık hatta meçhul bir takım sözlerin verildiği gerçeği…
***
Yani “sıçtılar güzel ülkemizin içine…”
Ki olacağı buydu…
Keşke memleketin, Mustafa Kemal’ in ve devrimlerinin “kıymetini bilseydik…”
Bu rezillikleri…
Kepazelikleri yaşamak zorunda kalmazdık…
Erdoğan ÖZGENÇ
İstanbul 20.03.2025 02.12



Bir yanıt yazın